ZULÜMDEN KAÇINMAK

Somuncu Baba

“Zulüm Kur'ân'ın getirdiği temel değerlere ve zihniyete en aykırı eylemlerden
biridir. Zulmü bütün çeşitleriyle reddeden Yüce Kitabımız bunun yerine adâleti
yerleştirmenin zorunlu olduğunu anlatır."

Zulüm nedir?


Zulüm¸ dinî ve ahlâkî konularla belirlenen sınırları aşan¸ adalet¸ hakkâniyet ve eşitlik ilkelerine aykırı olan her türlü davranıştır. En kısa ifadesiyle¸ bir işi yerli yerince yapmamak zulümdür. Zulmün tersi adalettir. Adalet¸ ferdî ve sosyal yapıda dirlik ve düzenliği¸ hakkâniyet ve eşitlik esaslarına uygun şekilde davranmayı sağlayan ahlâkî davranıştır. En öz tarifiyle adalet¸ her şeyi yerli yerince yapmak demektir. Adalet¸ ahlâk¸ hukuk ve devletin devamını sağla­yan hususlarda riâyet edilmesi gereken en ideal düzen ve ahenk anlamına da gelir.


Kelime olarak olumsuz bir mânâ taşıyan zulüm¸bir şeyi olması gerekenin dışına saptırma¸ adaletsizlik¸ zorbalık¸ haksızlık¸ kötülük gibi anlamlara gelir.  Ahlak ve hukuk dilinde zulüm¸ çok genel bir ifade ile "Haktan ayrılıp bâtıla sapmak"tır. "Başkasının rızâsına aykırı olarak onun mülkünde tasarrufta bulunmaya kalkışmak" ve "haddi aşmak" da zulümdür.


Zulüm¸ kalp kararmasından meydana gelir. Hidayet¸ iman¸ takvâ ve irfan nuruyla aydınlanmayan bir kalpten başkası zulüm üretemez. Zâlimler ilâhî nurun aydınlığından mahrum kalmış zavallılardır.


Zulmün her çeşidi haramdır


Kur'ân¸ kime ve ne şekilde yapılmış olur­sa olsun¸ bir kimsenin yaptığı her türlü kötülük ve haksız davranışı "Kişinin kendi nefsine zulmetmesi"olarak nitelendirmiştir[1]. Ayrıca Kur'ân ve hadislerden hareketle İslâm hukukçuları bütün çeşitleriyle zulmün haram oldu­ğunu ve bunun âhirettekicezâsının ağır olacağını ifade etmişlerdir[2]. Bundan dolayı adâlet Kur'ân'ın temel kavram ve ilkeleri arasında yer almış¸ gerekli görüldüğü her yerde bu ilke hatırlatılmış¸ Allah'ın adaleti emrettiği ve zulmü yasakladığı üzerinde durulmuştur[3].


Meşrû yönetime baş kaldırmayı¸ bir kimseyi tehdit ve baskı altında bulundurmayı zulüm olarak kabul eden İslâm hukukçuları¸ zulmün bazı dinî mükellefiyetlerin yerine getirilememesinde bir mazeret olduğunu kabul etmişlerdir. Mesel⸠zulüm ve baskı olması durumunda cuma namazı ve cemaatle namaz terk edilebilir. Bu ibadetleri yerine getiremeyenler¸ Cuma namazı yerine öğle namazını kılarlar; cemaat namazı yerine de namazlarını tek başlarına edâ ederler. Yol emniyeti¸ haccın farz olmasının sebeplerinden olduğu için hac yolunda zâlim ve zorbaların emniyeti bozması söz konusu ise hac ertelenebilir. Zâlim bir kimse emânet malı emânet bırakılan kişinin elinden aldığı zaman malı elinde bulunduran tazminle yükümlü olmaz[4].


Zulüm Kur'ân'ın ele aldığı temel konulardandır


Kur'ân'da üzerinde çokça durulan konulardan biri de zulümdür. Çünkü zulüm Kur'ân'ın getirdiği temel değerlere ve zihniyete en aykırı eylemlerden biridir. Zulmü bütün çeşitleriyle reddeden Yüce Kitabımız bunun yerine adâleti yerleştirmenin zorunlu olduğunu anlatır. Çünkü kâinâtın düzenini bozan en temel eylem zulümdür. Zulümle düzeni bozulan dünya hayatı¸ hem zâlime¸ hem mazlûma hem de bu manzaraya şâhit olanlara zindan olmaktadır. Tarih boyu ellerinde bulunan güç sayesinde zulmü icraat haline getiren zâlimler¸ bir gün adâlete muhtaç olacaklarını hiç hesaba katmamaktadırlar.


Kur'ân'da geçen zulüm kelimesi iki ayrı konuda yoğunlaşmaktadır. Bunlardan biri itikat¸ diğeri ahlak konusudur.İtikatla ilgili olarak kullanılan zulüm kelimesi genellikle şirk¸ inkâr¸ günahkârlık (fısk¸ fücur) ve amelî bakımdan Allah'ın koyduğu kuralları ve sınırları çiğneme gibi kavramlara yakın bir anlam ifade eder. Konuyla ilgili âyetlere göre¸"Şirk büyük bir zulümdür."[5]; "Kâfirler zâlimlerin ta kendileridir."[6]; "Allah'ın kanunlarını/hudûdunu çiğneyip aşanlar zâlimlerdir."[7]


Kur'ân'dageçip ahlâkî konularda kullanılan zulüm¸ genel bir ifade ile hak¸ hürri­yet¸ eşitlik gibi konulara ilişkin olarak "haddi aşmak¸ başkasının hakkını ihlal etmek ve başkasına zarar vermek" anlamını ifade eder. Buna göre zulüm "haksız­lık ve adaletsizlik" demektir. Böyle bir şeyin öncelikle Allah için düşünülmesi imkânsızdır. Bu sebeple imansızlık¸ amelsizlik ve ahlaksızlık yaparak Allah'ın hadlerini aşanlar "zâlim" olarak nitelendirilir. Bunların Allah tarafındancezâlandırılmaları ise tamamen zulümleri sebebiyledir. Yoksa Allah kuluna zulmetmez. İlgili âyetlerin ifadesine göre¸  "Allah¸ kullarına asla zulmedici değildir. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmetmektedirler."[8] Hiçbir kimse Allah tarafından "zerre kadar bile" haksızlığa uğramaz.[9]


Zulüm karşılıksız kalmaz


İlâhî iradenin gereği olarak zulmün cezâsı bazen bu dünyada peşin olarak verilir¸ bazen âhirete de bırakılabilir. Yani Allah'ın bir kişiye veya topluluğa hak ettiği cezâyıâhirette veya bu dünyada vermesi mümkündür. Bunun için¸ "Alma mazlumun âhını çıkar âhesteâheste." denilmişlerdir. Eski çağlardaki nice zâlim ve günahkâr kavimlerin yurtlarıyla birlikte helak edilmesi buna bir örnektir.[10]İlgili âyetlerde bu kavimlerin¸ çeşitli ikazlara rağmen kötülüklerde direndikleri¸ bunun neticesinde de cezâlandırılmayı hak ettikleri ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.


Yüce Allah'ın koyduğu prensibin bir gereği olarak O¸"Bir ülkeyi¸ onun halkı iyi işler yapmakta ise helak etmez."[11] Aynı şekilde Yüce Allah¸ zulmetmekte olan¸ fakat henüz uyarılmamış bulunan halka da zarar vermez.[12]


İnançlara baskı zulümdür ve meşru müdafaa hakkı verir


Kur'ân'da ve hadislerde in­sanlardan sâdır olan her türlü adaletsiz ve haksız davranış zulüm olarak kabul edilir ve kesin ola­rak reddedilir. Buna göre¸ kâfirlerin Müslümanlara¸ dinî inanç ve yaşayışları sebebiyle baskı uygulamaları açık bir zu­lümdür.Bu şekilde zulme uğrayan Müslümanların meşru müdafaa prensibi gereği olarak kâfirlere karşı kendilerini savunma hakkı vardır. Bu konuda her tülü tedbiri almalarına ve gerektiğinde silaha sarılmalarına ilgili âyetler izin vermektedir.[13]Kur'ân'a göre¸ Allah adının anılmasını¸ yani ibadet edil­mesini önlemek için mâbedlerin yapılması­nı engellemek de zulümdür.[14]


Kur'ân ve Sünnette Müslümanların zulüm sayılan bazı davranışları


Kur'ân¸ zulmü sadece inançsızlara ait bir eylem olarak kabul etmemiş¸ sorumluluğunun bilincinde olmayan bazı Müslümanların da zulme sapacağını beyan etmiştir. Müslümanlar tarafından yapılıp da Kur'ân'ın zulüm kapsamında gördüğü bazı davranışlar şunlardır:


1.  Müslümanların yoksul kardeşlerini¸ yoksullukları sebebiyle horlayarak yanlarından kovmaları.[15]


2.  Yetim malı yemeleri.[16]


3.  Fâiz gibi haksız bir yolla başkasının malını ellerine geçirmeleri.[17]


4.  Sözleşme şartla­rını ihlâl ederek karşı tarafa zarar vermeleri.[18]


5.  Hizmetçilerine eziyet etmeleri.[19]


6.  Yöneticilerin halka karşı insafsız muâmeleleri.[20]


Mazlâmunduâsı karşılıksız kalmaz


Hz. Peygamber (s.a.v.)de adâletin timsali ve uygulayıcısı olarak gönderilmiştir. Hayatı boyunca yaptığı bütün tasarruflarda adâleti ikâme eden Hz. Peygamber (s.a.v.) zulmün de her çeşidini ortadan kaldırmıştır. Kendisinden sonra da bu konuda Müslümanlara adaletten ayrılıp zulme sapmamaları için ilkeler bırakmıştır. O¸ birçok hadiste[21] mazlumun bedduâsının karşılıksız kalmayacağını bildirerek Müslümanları uyarmıştır.


Hz. Peygamber (s.a.v.) zulümden Allah'a sığınmıştır


Hz. Peygamber (s.a.v.) duâlarında zul­metmekten ve zulme uğramaktan Allah'a sığınmıştır. Nitekim her sabah evinden çıkarken tekrar ettiği duâlardan biri şudur:


"Allah'ın ism-i şerîfini zikrederek evimden çıkıyorum. Bütün işlerimde Allah'a tevekkül ediyorum. Allah'ım¸ doğru yoldan sapmaktan¸ başkalarını saptırmaktan; hataya düşmekten¸ başkalarını da düşürmekten; haksızlık etmekten¸ haksızlığa uğramaktan; hürmetsizlik ve câhillik etmekten yahut bunlara maruz kalmaktan sana sığınırım!"[22].


 


 


 






[1]2/Bakara¸ 23; 3/Âl-i İmrân¸ 135; 18/Kehf¸ 35.



[2] Bk. el-Mevsû'atu'l-fıkhiyye¸ "Zulm"md. 170.



[3] 16/Nahl¸ 90.



[4] Bk. el-Mevsû'atu'l-fıkhiyye¸ "Zulm"md. 170-174.



[5]31/Lokmân¸ 13.



[6]2/Bakara¸ 254.



[7]2/Bakara¸ 229; 7/A'râf¸ 19; 65/Talâk 1.



[8]3/Âl-i İmrân¸ 182; 8/Enfâl¸ 51; 22/Hac 10.



[9]4/Nis⸠49.



[10]8/Enfâl¸ 54; 10/Yûnus¸ /39; 28/Kasas¸ 40.



[11]11/Hûd¸ 117.



[12]6/En'âm¸ 131.



[13] Bk. 22/Hac¸ /39-40.



[14]Bk. 2/Bakara¸ 114.



[15]Bk. 6/En'âm¸ 52.



[16]4/Nis⸠10.



[17]2/Bakara¸ 279.



[18]EbûDâvud¸ İmâre¸ 33.



[19]Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ 11¸ 61.



[20]Bk. Malik b. Enes¸ Muvatta¸ Hudud¸ 30; Müslim¸ Fiten¸ 35¸ Müsned¸ 251.



[21]Bk. Buhari¸ Cihad¸ 180; İbnMâce¸ Dua¸ 11.



[22]EbûDâvud¸ Vitr¸ 32; Edeb¸ 103; İbnMâce¸ Dua¸ 18.

Sayfayı Paylaş