ŞEREFLİ, ASİL, SEÇKİN, ÖVGÜYE LAYIK, CÖMERT VE YÜCE OLMAK: EL-MECÎD

Somuncu Baba

"Cömert¸ Allahu Teâlâ'ya yakındır¸ halka yakındır¸ cennete yakındır¸
cehennemden uzaktır. Câhil fakat cömert olan kimse Allah katında âbit fakat
cimri kimseden daha sevimlidir."

El-Mecîd¸ "şerefli¸ asil¸ seçkin¸ övgüye lâyık¸ cömert ve yüce olmak" mânâlarına gelen "mecd" kökünden mübâlağa ifade eden bir sıfattır. Bu güzel isim¸ Yüce Allah'ın kullarına yönelik ilâhî lütuf¸ kerem ve ihsânının bol olduğuna işaret etmekle birlikte¸  O'nun şeref ve azametinin de yüceliğini bildirir. Mecîd¸ "zü'l-celâl¸ zü'l-kerim¸ zü'l-fazl¸ zü'l-azame¸ vehhâb" gibi ilâhî isim ve sıfatlarla anlam yakınlığına sahiptir. Yüce Allah zâtı itibariyle "şerîf" ve fiilleri itibariyle de "cemîl/güzel" olarak nitelendirilmiştir. O¸ aynı zamanda el-Mâcid'dir; âlî¸ yüce ve şereflidir.


El-Mecîd ismi¸ Kur'an-ı Kerim'de dört âyette yer alır: Bunlardan ikisi¸ Yüce Allah'ın en güzel ismi¸ diğer ikisi de Kur'an-ı Kerim'in sıfatı olarak geçer. Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Mecîd'le ilgili âyetler şöyledir:


"Arşın sahibi şanlı (mecîd)'dır."[1]


Bu âyetteCenâb-ı Hak¸ feyzinin genişliğinden¸ cömertliğinin bolluğundan dolayı el-Mecîd olarak vasfedilmiştir. Bu âyetin devamında O¸ "Dilediğini mutlaka yapandır."[2]buyrulur. Fâil-i muhtâr olan Yüce Allah'ın el-Mecîd oluşu bağlamında bu ikinci âyetideğerlendirdiğimiz zaman¸ O'nun azametinin¸ şan ve şerefinin¸ güç ve kudretinin büyüklüğüne de işaret edilmiş olur. Çünkü el-Mecîd ismi¸ aynı zamanda keremi¸ cömertliği ve ihsanı bol olan anlamlarını da kuşatır. Bu bağlamda Araplar bir kimseye "Mâcid adam" dedikleri zaman¸  onun sehâvetinin bol olduğunu dile getirmiş olurlardı. Nitekim bu konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)'den gelen bir rivâyette şöyle buyrulmuştur:


"Cömert¸ Allahu Teâlâ'ya yakındır¸ halka yakındır¸ cennete yakındır¸ cehennemden uzaktır. Câhil fakat cömert olan kimse Allah katında âbit fakat cimri kimseden daha sevimlidir."[3]


Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadislerinde Yüce Allah'ın sıfatı olduğuna dair sehâ ve semâhât sözcükleri geçmediği için¸  Cenab-ı Hak¸ sehâvet kelimesiyle vasıflandırılamaz. Ancak¸ cömert insanlar bu kelimelerle vasıflandırılabilir. Tasavvufta cömertliğin ilk derecesi sehâdır; sonra cûd gelir¸ en son mertebesi de îsârdır. Malının bir kısmını Allah için yoksullarla paylaşan kimseye "sehâvet sahibi"¸ malının çoğunu fakire-fukaraya harcayan ve kendine bir parça bırakan kimseye "cûd sâhibi"; zarar ve sıkıntılara katlanarak kifâyet derecede olan maîşetine başkasını tercih edene kimseye de "îsâr sahibi" denilir. Bu kimseler Kur'an'da¸"Onlar ihtiyaçları bile olsa başkalarını kendilerine tercih ederler."[4]şeklinde övülürler.[5]


Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Mecîd şu âyettede O'na nispet edilir: "O¸ övülmeye layıktır¸ şânı yücedir."[6] Bu âyette geçen hamîd¸ O'nun en güzel isimlerinden birisidir. Çünkü O¸ ilâhîzâtında her güzelliği¸ her üstünlüğü toplayıcı¸ her türlü hamd ve hürmete müstahaktır. Yüce Allah'ın el-Hamîd isminden nasibini almış her Müslümanın; inançları¸ ahlakı¸ amelleri¸ sözleri hep güzeldir ve övülmeye layıktır. O'nun el-Mecîd ismi ise¸  Hamîd isminin anlamını da kuşatacak derecede şümullüdür. Elbette¸ kullarına karşı sonsuz in'âm ve ikrâm sahibi olan Allah övülmeye en lâyık¸ şanı ve şerefi en yüce olan İlâhî zattır.


Yüce Allah'ı öven sözlerden birisine de kelime-i temcîd denilir. Bunun orijinali "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm/Allah'tan başka güç kuvvet sahibi yoktur. Her şeye kuvvet ve güç veren Yüce Allah'tır."[7]şeklindedir. Bu duanın sıkıntılı anlarda okunması Yüce Allah'ın işleri kolaylaştırmasına ve her türlü meşru sıkıntıyı uzaklaştırmasına bir vesile olarak bilinir. Büyük İslâm âlimleri birey ve toplumların kabz¸ yani sıkıntılı anlarında kelime-i temcîdiçokça okumalarını tavsiye etmişlerdir. Böylece¸ Allah'ın izniyle birey ve toplumların hayatında ba's¸ ferahlık ve açılmalar meydana geleceği ifade edilmiştir.


Öte yandan yine Yüce Allah'ın el-Mecîd ismi¸ Kur'an-ı Kerim'de iki âyette¸ bizzat Kur'an'ın sıfatı olarak da zikredilmiştir. "Hayır¸ o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır."[8] Yine bir başka âyette de el-Mecîd¸ Kur'an'a nisbet edilmiştir: "Kâf. Şerefli Kur'an'a andolsun…"[9] Kur'an'ın el-Mecîd olması¸ el-Mecîd olan Yüce Allah'ın sözlerinin bir toplamı olmasındandır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerîm¸ İslâm dininin en önemli şiârlarından birisidir.


Şiârlar¸ Allah'ın hürmet edilmesini istediği şeyler¸ O'nun dini ve indirdiği hükümlerdir.[10]Her inanç sisteminin¸ ona kimliğini ve kişiliğini veren¸ diğerinden ayıran¸ belirgin kılan şiârları vardır. Dinin şiârları¸ ülkelerin bayrakları¸ sınır taşları ve işaretleri gibidir; görüldükleri yerin kimliğini belli ederler. Bu şiârlar¸ aynı zamanda İslâm'ın sosyal hayatta görünür kılınmasının bir anlatım biçimidir. Bu sebeple dini şiârları ayakta tutma konusunda çaba gösterilmelidir. Şiârların terki zaman içinde dinin zayıflayıp etkisizleşmesine¸ hatta büyük ölçüde yok olmasına sebep olabilir.  Bundan dolayı¸ dinî kaynaklarda şiârların yaşatılması üzerinde hassasiyetle durulmuş ve bu konuda âlimlerin sorumlulukları hatırlatılmıştır. Nitekim Şah Veliyullah ed-Dihlevî'ye göre¸ Allah'ın; Kâbe-i Muazzama¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) ve namaz gibi en büyük dört şiârın başında Kur'an-ı Kerim gelir. Ona gösterilmesi gereken saygı; onu huşu ile dinlemek¸ okunduğunda susmak¸ emirlerine icabet etmek ve abdestsiz olarak ona el sürmemektir. Dihlevî'ye göre¸ bu dört dinî sembole gösterilen saygı¸ Allah'a saygı¸ onlara karşı gösterilen saygısızlık da¸ yine Allah'a gösterilen saygısızlık hükmündedir.[11]İlâhîşerîatlar¸ Allah'ın sembollerine saygı esasına dayanır. Dolayısıyla İslâm dini de Allah'ın şiârlarına tâzim etme (saygı gösterme) esası üzerine binâ edilmiştir. Çünkü en büyük şiâr olan Kur'an-ı Kerim'e saygısızlık¸ insanı İslâm dairesinin dışına çıkarır. Bunun için Yüce Allah mü'minleri şöyle uyarır: "Ey iman edenler! Allah'ın koyduğu nişanelerine sakın saygısızlık etmeyin!."[12]


Hâsıl-ı kelâm¸ Yüce Allah'ın el-Mecîd ismi¸ O'nun yüce sıfatları alanında cereyan eder. O'nun azameti¸ büyüklüğü¸ şanı¸ şerefi¸ ikram ve izzeti el-Mecîd ismiyle de ifade edilir.  Bundan dolayı bu ism-i şerifi kendisine ahlak edinen bir Müslüman da¸ kişilik ve dinî hayatına nâkısa getirmeyecek¸ şan ve şerefini kirletmeyecek işlerden uzak yaşamalıdır. Sıfatlar olarak kendisinde ise¸ sahip olduğu maddî imkânlardan başkalarını da faydalandırmalıdır. Nasıl ki Yüce Allah¸ kerimse¸ O'nun kulu da cömert olmalıdır. Sehâvet ve îsâr ahlakını davranışlarıyla göstermelidir. Özellikle¸ günümüzde kaybolmaya tutmuş olan sehâvet ahlâkına yeniden hayat verilmelidir. Çünkü bu güzel ahlakı yansıtan davranışlar bizim muhteşem mâzîmizde vakıf medeniyetinin çekirdeğini oluşturmuştur.  Mâdemki Kur'an'ın da bir ismi el-Mecîd'dir. Elbette onu okuyan ve okuduklarıyla amel eden bir kimse de mecîd¸ şerefli ve asil bir mü'min olacaktır.


 


 


 






[1] 85/Bürûc¸ 15.



[2] 85/Bürûc¸ 16.



[3]Tirmizî "Birr" 40.



[4] 59/Haşr¸ 9.



[5] Abdülkerim Kuşeyrî¸ Kuşeyrî Risâlesi¸ Haz.  S. Uludağ¸ İstanbul¸ 1978¸ s. 354-55.



[6] 11/Hûd¸ 73.



[7]Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸  VIII¸ 94.



[8] 85/Bürûc¸ 21.



[9] 50/Kâf¸ 1.



[10]Kurtubi¸ EbûAbdillâh Muhammed b. Ahmed¸ el-CâmiuliAhkâmi'l-Kur'an¸ Beyrut¸ 1965¸ III¸ 37.



[11]Dihlevî¸ Şah Veliyullah¸ Huccetullahi'l-Bâliğa/İslam Düşünce Rehberi¸ çev. M. Erdoğan¸ İstanbul¸ 1990¸ I¸ 253.



[12] 5/Mâide¸ 2.

Sayfayı Paylaş