GİDEN GELMİYOR

Somuncu Baba

"Koca Râgıp Paşa¸ ölümün insanların bahsettiği gibi
bir şey olmadığını düşünmüş ve ölümden sonraki
hayatın rahatlık ve huzur âlemine benzediğini¸
yoksa gidenlerin geri gelmesi gerektiğini biraz da
şaşırarak ifade etmiştir."

Bir giden bir dahi gelmez ne acep hikmetdir


Âlem-i râhata benzer gibi iklîm-i adem


  Koca Râgıp Paşa


"Ne garip hikmettir ki bir giden bir daha gelmiyor. Adem diyarı (yokluk ülkesi/ ölümden sonrası) galiba rahatlık âlemi (huzur ülkesi) gibi…"


 


Ölüm… Hayatın¸ diriliğin¸ canlılığın tezadı… Her canlının tadacağı bir hikmet…


Ölüm¸ insanın bakış açısına göre şekillenen¸ biçim alan; ama mutlak bir gerçek…


Ölüm¸ kimine göre ebedî bir yok oluştur. Dünyadan kopuş¸ sonu belli olmayan bir gidiş. Sevdiklerimize¸ sevmediklerimize; acılarımıza¸ sevinçlerimize son veda… Bir daha görülemeyecek¸ tadılamayacak lezzetlerden¸ bir daha kavuşulamayacak güzelliklerden ebedî bir ayrılık… Günaydını olmayacak bir uyku… Adı üstünde ölüm… Meçhullerle dolu bir âlemin başlangıcı bir yolculuk…


Ölüm¸  kimine göre yeni ve sonsuz bir âlemin başlangıcıdır. Yalanın sona erip gerçeklerle yüzleşme vakti. Hakiki hayatın¸ adaletin; gerçek gülüşün¸ ağlayışın¸ gerçek cennetin¸ cehennemin bulunduğu dünya.


Ölüm¸ Mevlânâ'nın dilinde âşığın¸ sevgilisine kavuşma anı¸ Yûnus'un dilince ebedî var olma kapısı. Âşık Veysel'e göre iki hanın diğer kapısı…


Ve ölüm¸ âsûde bir bahar ülkesi Yahya Kemal'ce…


Ölüm üzerine neler düşünülmemiş¸ düşünce fırsatını henüz yitirmemişlerce… Ölüm bize ürküntü vermiyor¸ lâkin vatandan ayrılışın ıstırabı zor diyenler olmuş. Zira vatan âşığına en zor olan¸ vatandan ayrı kalmaktır. Sevdiğinden ayrı kalmanın acısını yani ayrılığı ölümle tartanlar ve ölümü hafif görenler olmuş. Kimi ölümün gariplere bir başka türlü geldiğini söylemiş. Gariplerin¸ ölüsünün bile üç günden sonra duyulacağını¸ hatta soğuk su ile yunacağını tahayyül etmiş. Bazıları öldükten sonra dikilecek mezar taşının bile garip olacağını söylemiş. Her yaştaki ölümün erken olacağı fikri ağırlık kazanmış birçoklarınca. Genç yaşta ölenlerin acısı hepsinden farklıdır. Göy ekini biçmek gibi bir hâdisedir¸ demişler genç ölümüne… Ve ölümü gence yakıştırmayan şairler olmuş.


Ölüm kelimesi ürpertici olduğu için insanlarımızın ona değişik isimler ve sıfatlar verdiği olmuş. Hakk'a kavuşmak¸ Hakk'ın rahmetine kavuşmak¸ Rahmet-i Rahman'a varmak…


Henüz ölmemiş insanlar daha neler düşünmüş ve neler söylemişler söyleme fırsatları varken… Kendince çok önemli bir durumu hayat-memat (ölüm) meselesi sayanlar çıkmış. Sevdiklerini bir şeye razı etmek için¸ ölümü gör¸ diye yemin vermişler. Kızdıklarını da¸ ölünün körü (ölünün gûru/ mezarı)¸ diye azarlamışlar.


Ölmeden önce ölmek vardır bir de… Peygamber Efendimizin (s.a.v.) nasihatlerinden biridir: "Ölmeden önce ölünüz." Dünyada iken¸ hayatta iken insanın kendini hesaba çekmesi bağlamında değerlendirilen bu hadis-i şerif mutasavvıfların hayat düsturu¸ Divan şairlerinin dilinden düşürmediği bir söz durumundadır.


Ölüm¸ insanlar için bir bilmece¸ ölüm bir muamma; fakat gerçek bir vakıa ve edebiyatımızın¸ özellikle şiirimizin ölümsüz konularından biridir.


Şair muhayyilesi bir başka anlatır ölümü. Onların dilinde ölüm ciğerleri sızlatır. Ölüm acısını dile getiren İslâm öncesi Türk edebiyatında sagular¸ Dîvân edebiyatında mersiyeler¸ Halk edebiyatında ağıtlar başlı başına bir nazım türü olmuş; bu türde sayısız eserler verilmiştir. Bu şiirlerde kimi zaman bir devlet büyüğüne¸ kimi zaman sevgilisinin ölümüne veya bir yakınına duyduğu acıları terennüm etmiş şairlerimiz¸ ozanlarımız…


Dedik ya şair muhayyilesi farklı görür ölümü. Yahya Kemal¸ aslında soğuk ve ürpertici olan ölüm ve mezar kavramlarını insanın gözünde güzelleştirmek için kelimeleri imbikten süzmüş âdeta.


Bir mezar tasvirinde şöyle diyordu Yahya Kemal:


Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde


Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter¸


Ve siyah serviler altında yatan kabrinde


Her seher bir gül açar¸ her gece bir bülbül öter.


Daha sonra şair¸ bu kıtanın üçüncü mısraından bir türlü memnun olmuyor. Siyah serviler tamlamasından yıllar sonra rücu edip serin serviler şekline getirerek mezarlığın havasını değiştiriyor. Bu durumu edebiyat araştırmacıları şairlerin kelimeleri seçimindeki hassasiyeti için örnek verseler de bize göre Yahya Kemal'in yıllar sonra bulduğu ruh olgunluğunun bir neticesidir.


Yahya Kemal¸ aslında baştan sona ölümü anlattığı Sessiz Gemi şiirinde ise ölüm sözünü hiç kullanmamış¸ fakat adı geçen şiiri her okuyan insan¸ onun ölümü anlattığını anlamıştır. Bu şiir şöyle bitiyordu:


Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden


Birçok seneler geçti dönen yok seferinden


Yahya Kemal gerçekte herkesin malumu olan bir hadiseye farklı bir sebep bularak rakik bir nükte yapıyor bu beytinde. Hakikaten insan memnun olmadığı bir yerde duramaz oradan geri döner.


Edebiyatımızın icaz söz söyleyen üstadlarından biri olan ve berceste beyitlere imza atan Koca Râgıp Paşa da Yahya Kemal'den iki asır önce Yahya Kemal ile benzer düşünceleri dile getirmiştir. Koca Râgıp Paşa¸ ölümün insanların bahsettiği gibi bir şey olmadığını düşünmüş ve ölümden sonraki hayatın rahatlık ve huzur âlemine benzediğini¸ yoksa gidenlerin geri gelmesi gerektiğini biraz da şaşırarak ifade etmiştir.


Dikkat edilirse Koca Râgıp Paşa da gerçekte ölümü anlattığı beytinde ölüm kelimesini özellikle kullanmıyor iklîm-i âdemyani¸ yokluk ülkesi terkibini kullanıyor.  Bu durum hemen her Divan şairinde üç aşağı beş yukarı aynıdır. Çünkü inanan insana göre ölüm¸ ötesi hakkında pek bilgi sahibi olmasa da¸ yeni bir başlangıcı ifade eder. Ve bu başlangıç aslında biraz da rahatlık âlemidir. Çünkü artık o âlemde dünya kaygısı da bitiyor¸ ölüm korkusu da… Diyor ya Yûnus:


Ne gam bu dünyada bir kez ölürsem


Onda ölüm olmaz ölmezemayruk


Koca Râgıp Paşa¸ beytinde özellikle hikmet kavramına yer veriyor; çünkü faniler için ölüm¸ bizim künhüne pek de vâkıf olduğumuz söylenemeyecek kadar hikmetlerle dolu bir hâdisedir. Hâsılı şair¸ ölümden sonra tekrar dünyaya gelinemeyeceğini bildiği hâlde¸ ölenlerin bir daha gelmeyeceğini¸ gidilen yerin rahatlığına bağlıyor. Böylece Paşa¸ bu güzel beytinde¸ hüsn-i talil (güzel sebep bulma) sanatı yapmak suretiyle¸ bir bakıma sanatla manayı da örtüştürüyor.

Sayfayı Paylaş