EDİRNE VELİLERİ

Somuncu Baba

Osmanlı Payitahtı Edirnecamileri¸ dinî kompleksleri¸ köprüleri¸ eski pazar yerleri¸ kervansarayları ve saraylarıyla adeta bir müze şehirdir.Asıl kimliğini Osmanlıyla bulan bu ilimizdevamlı kültür olaylarının yoğun olarak yaşandığı bir kent olmuştur. Gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet döneminde bir eğitim ve kültür merkezi olan şehir her zaman her alanda büyük insanlar yetiştirmiştir.

Türk kültür ve medeniyeti incelendiği zaman¸ yerleşim yerlerinin tarihlerinde büyük zatların önemli rolleri olduğu görülmektedir. Şehirleşmeler ve iskân sahaları hep bu büyük zatlar etrafında vücut bulmuş¸ gelişmiştir. Aynı zamanda bu insanlar bir ekol kurmuşlar; isimleri ve yaşam tarzları asırlardan beri kulaktan kulağa günümüze ulaşmıştır.


Bu büyük insanları tanımak¸ yaşam tarzlarını öğrenerek örnek almak ve de en önemlisi gelecek nesillere bozmadan¸ tahrif etmeden ulaştırmak¸ onlarında bu insanları tanımalarına yardımcı olmak hepimizin aslî görevlerinden biridir. Ancak bunları tanıtırken birazda ayıklayarak¸ doğruları bulmak¸ efsane ve abartılardan uzak olanını yeni nesle aktarmak çok önemlidir.


Osmanlı Payitahtı Edirnecamileri¸ dinî kompleksleri¸ köprüleri¸ eski pazar yerleri¸ kervansarayları ve saraylarıyla adeta bir müze şehirdir.Asıl kimliğini Osmanlıyla bulan bu ilimizdevamlı kültür olaylarının yoğun olarak yaşandığı bir kent olmuştur. Gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet döneminde bir eğitim ve kültür merkezi olan şehir her zaman her alanda büyük insanlar yetiştirmiştir.


Abdüllatif Efendi (Pamuk Kadı)


Büyük bir veli ve İslâm âlimi olan Abdüllatif Efendi aslında Kastamonu'da doğumludur. İlk tahsilini zamanındaki âlimlerden tamamladıktan sonra Mevlânâ MuslihuddînYârhisârî ve Anadolu kadıaskeri olan İmam Şeyh Mahmud'un sohbet ve hizmetlerine girdi. Bu meclislerde kısa zamanda yetişip medreselerde ders verebilecek seviyeye geldi. İlk önce Dimetoka Medresesinde müderris oldu. Sonra Edirne ve daha sonra İstanbul medreselerine geçti. Bir ara Manisa'da da müderrislik yaptıktan sonra Sahn-ı Seman medreselerinden birinde müderris oldu. Buradan da tekrar Edirne'ye dönerek Sultan Bayezîd Hân Medresesine müderris oldu. Bir süre burada görev yaptıktan sonra kendisine Edirne Kadılığı görevi verildi.


Bu görevi sırasında Pamuk Kadı olarak meşhur olan Abdüllatif Efendi¸ haram ve şüphelilerden çok sakınan¸ zühd ve takva sâhibi¸ çok ibadet eden bir zât idi. Temizlik hususunda çok titiz davranır¸ temiz giyinirdi.


Gayet yumuşak huylu¸ hoş tabiatlı ince ruhlu bir kimse idi. Aldığı tahsiller sebebiyle zamanının zahirî ve batınî ilimlerinde ihtisas yapmış¸ söz sahibi olmuştu. Bunun yanında “ilm-i ledün” denilen¸ hikmet ve muhabbet-i ilâhiyeye de sahipti.


Vaktinin hiçbir ânını zayi etmez ya ilimle veya ibadetle meşgul olurdu. Namaz için mutlaka camiye gider¸ hatta bazı zamanlarda da camide itikâf hâlinde bulunurdu. İnsanların¸ beğenilen¸ uygun olan iyi taraflarını söyler onları hep hayırla yâd ederdi. Boş ve lüzumsuz sözleri söylemekten nefret eder¸ böyle yapmanın çirkinliğini anlatırdı.


Ahirete yarar işleri yapmakta gayet titizlik ve hassasiyet gösterir¸ bu hususta hiçbir zaman gevşek davranmazdı. Daima¸ dünyaya düşkün olanların ahiretlerini harap ettiklerini¸ ahiretini düzeltmeye gayret edenlere ise Allahu Teâlâ'nın dünyayı hizmetçi kılacağını söylerdi. Dünya ile ahiretin birbirine zıt olduğunu bilir¸ birini memnun etmeye çalışılınca¸ diğerinin güceneceğini bildirirdi.


Abdüllatif Efendi 1532 yılı Ramazan-ı şerif ayında¸ Kadir gecesi Edirne'de vefat etti ve Kasım Paşa Camiinin avlusunda defnedildi.


Hasan SezaiHazretleri


Anadolu'da yetişen İslâm âlimleri ve velilerinin içinde ayrı bir yeri olan Hasan Sezai Hazretleri tasavvufta Gülşenî yoluna mensuptur. 1669 yılında bugünkü adı Korent olan ve Yunanistan sınırları içinde Gördes'de doğdu.


On sekiz yaşına kadar doğum yeri olan Gördes'te kalan Sezai Hazretleri Venediklilerin bu beldeyi istilâ etmeleriyle¸ gemi ile İstanbul'a geldi. Bu yolculuğu sırasında¸ Halvetiyye yolunun büyüklerinden biri ile tanışıp sohbetinde bulundu.


Bir müddet İstanbul kaldı ve daha sonra Edirne'ye geçti ve burada ilim tahsiline başladı. Bir taraftan zahiri ilimleri okurken diğer taraftan da kendisini tasavvuf yolunda yetiştirip¸ manevî terbiye verecek bir rehber aradı. Gemi yolculuğu esnasında tanıştığı zatın tesiri ve gördüğü bir rüyadaki işaret üzerine¸ Âşık Mûsâ Dergâhında bulunan Şeyh Muhammed Sırrî Efendiye talebe olup bir müddet hizmetinde bulundu. Bu zatın vefatından sonra yerine geçen Muhammed La'lîFenâî Efendiye bağlandı. Hasan Sezai Hazretleri buradan mezun olduktan sonra Gülşenî Veli Dede Dergâhının şeyhi oldu. Hocası Muhammed La'lî'nin halifesi Muhammed Hamdi Efendi vefatı üzerine Sezai Hazretleri onun yerine geçti.


Hasan Sezai Efendi¸ gayet kibar¸ asil ve heybet sahibi¸ iyi ahlâklı¸ çok zeki ve yakışıklı bir zât idi. Edirne'deki dergâhında 53 sene talebe yetiştirdi. Talebelerinin sayısının beş yüz bini bulduğu ve bunların yiyip içmelerinin bizzat kendisi tarafından karşılandığı bilinmektedir. İlme çok hizmet etti.


Sezai Efendi¸ ilim ve evliyalığı yanında çok kuvvetli şiir söyleme kabiliyetine de sâhip idi. Bu yönü ile kendisine¸ “Osmanlıların Hâfız-ı Şirâzî'si” unvanı verilmiştir. Şiirlerinin ekseriyetini ilâhî aşk ve muhabbet ile söylemiştir.


Hasan Sezai Efendinin¸ekserisi tasavvufî mahiyette olmak üzere¸ çok güzel şiirlerinden tertip edilen Dîvân¸ talebelerine¸ devlet ve ilim adamlarına yazdığı mektuplarının toplanmasından meydana gelen Mektûbât ve Niyâzî-i Mısrî'nin bir gazeline yazdığı bir şerhi ihtiva eden üç eseri vardır.


Oğullarına ve talebelerine yahut sevdiklerine gönderdiği mektuplarında¸ onların dinin emir ve nehiylerini yerine getirmekte gayretlerini artırırdı. Oğluna yazdığı bir mektuptan bir kısmı şöyledir:


“Gözümün nuru evlâdım. Her hâlinle seni Cenab-ı Hakk'a emanet ettim. Kalb gözün açık olsun. Mahlûklara güzel ahlâk ile muamele edesin. Bütün amellerin en güzeli¸ güzel huylu olmaktır. Dili tatlı olanın dostu çok olur¸ buyrulmuştur. Daima insanların ayıbını gizle. Kimsenin ayıbını yüzüne vurma. Gadab ve kızgınlığını yenmeye çalış. İhtiyarlara karşı hürmet et. Bir fakir gördüğün zaman¸ gücün yettiği kadar elinde bulunandan yardımda bulun. Bunlara riayet edersen ömrün uzun olur¸ Hak Teâlâ her yerde seni aziz eder. Daima affedici ol. Daima itikadı düzgün¸ salih kimselerle birlikte bulun. Dünya fânidir. Ne sana kalır ne de başkasına. Bâkî kalacak şey¸ Allahu Teâlâ için olan muhabbettir.”


Hayatında görüldüğü gibi vefatından sonra da fevkalâde hâlleri¸ kerametleri çok görülen Hasan Sezai Hazretleri 1738 yılında Edirne'de vefat etti ve kendi ismi ile anılan dergâhının bahçesinde defnedildi.

Sayfayı Paylaş