RÜYA OLAYININ PSİKOLOJİK VE DİNÎ TEMELLERİ

Somuncu Baba

"İnsan uyanıkken dünyaya ve olaylara onların
üstesinden gelme açısından yani zaman ve
mekân sınırları içerisinde nesnel bir şekilde
yaklaşmaktadır. Oysa uyku halindeyken dünya
öznel bir gözle görülür. Bu sebeple uyku insanın
gerçekten özgür olduğu bir andır."

Rüya sözlükte; "görmek¸ düş¸ uyku hâlinde zihinde beliren hayaller" anlamında kullanılmıştır.[1]Tasavvuf ıstılahında rüya¸ bütün his ve şuur hallerinin tamamen yok olmadığı uyku sırasında¸ insanların kalplerinde yaratılan ve karar kılınan şeyin tahayyül ve tasavvur yolu ile idrak edilmesinden ibarettir.[2]


İslâm düşünürlerinin çoğunluğuna göre rüya¸ metafizik bir problem olarak görülmekte ve ruh ile birlikte ele alınmaktadır. Bu sebeple¸ ruh ve ruhun hakkında ileri sürülecek fikirler daima eksik kalacaktır.[3]


İslâm düşünürlerinin önemle üzerinde durdukları ve hakkında fikir beyan ettikleri rüya¸sâdık rüyadır. Rüya¸mâhiyet olarak ruhla alakalı bir durumdur. Duyuları kullanımdan kaldırıp düşünceye yönelen ruh¸ mücerret akıllar âlemiyle ittisal eder/bağlantı kurar. Mücerret akıllar âlemi¸ kendisinde bütün varlıkların suretlerinin küllî olarak bulunduğu âlemdir. O âlemlerde bulunan varlıkların şekil ve suretlerinin bir anda ruha yansımasına rüya adı verilmektedir. Bu durumda ruh¸ duyuyu bırakıp düşünceye yöneldiği için¸ düşünceye konu olan her şeklin tasarlama gücü sayesinde¸ kendisinde izlenimler oluşmaktadır. İşte bu izlenimlere "rüya" ismi verilmektedir.


Sâdık rüyanın meydana gelmesi için düşünen rûhun¸ bedeni idare işi ile uğraşmaması gerekir. Zira bedeni idare etmek için¸ uğraşan düşünen ruh¸ mücerret âlem ile birleşemez ve dolayısı ile ondaki suretleri elde edemez. Ancak¸ fırsat bulur bulmaz¸ bütün varlıkların suretlerinin kendisinde küllî olarak bulunduğu mücerret akıllarla birleşerek¸ onlardaki bu suretleri elde etmeye çalışır. Fakat ruh¸ küllî olarak değil de cüz'î bir biçimde algıladığı bu suretlerden¸ ulaşabileceği kadarını elde eder ve bu suretler de ortak duyumda izlenimde bulunarak müşahede edilir. Kısacası rüya¸ ruhun mücerret varlıklar âlemine ulaşması sonucu¸ oradaki suretlerin kendisinde bırakmış olduğu izlenimden ibarettir.[4]


İslâm düşünürleri rüyayı tamamen ruhun kuvvetleri ile bağlantılı bir durum olarak görmektedirler. Bu sebeple ruhun kuvvetleri bilinmeden rüyayı izah etmek mümkün değildir. Bunun için de İslâm filozofları¸ önce ruha ait bilgiler vermekte ve daha sonra da rüyayı izah etmeye çalışmaktadırlar. Fakat bu izah tarzlarında¸ zaman zaman farklı açıklamalara girmekte ve rüyanın kısımları ile ilgili olarak da ihtilaf içerisinde bulunmaktadırlar.


İslâmdüşünürlerinin rüyayı algılayışı ile psikoloji ilminin algılayış biçimleri tamamen farklıdır. Çünkü psikoloji rüyayı¸ İslâm filozoflarının izah etiği şekilde¸ bir olgu yerine¸ doyurulmamış isteklerin bilinç dışı olarak gerçekleşmiş bir yansıması olarak kabul etmektedir. Hâlbuki filozoflar rüyayı (özellikle sâdık rüyayı)¸ tamamen gerçek bir olgu olarak görmekte ve rüya yoluyla elde edilen bazı bilgileri¸ doğru bilgi olarak kabul etmektedirler. Ancak¸ rüya yolu ile elde edilen bilgileri¸ büyü ve tılsım ile elde edilen bilgilerden özellikle ayrı tutmaktadırlar.[5]


Rüyanın Psikolojik Boyutu


Rüyalar ve rüya yorumları bugün modern psikoloji­nin gündeminde yerini almış ve insan psikolojisinin tanımlanmasında yararlanılmıştır. CarlGustavJung'un ifadesiyle rüyalar ilâhî sesler olarak nitelendirilmiştir.[6]


Freud ve kurduğu psikoloji ekolü¸ insan kişiliğinin bilinmeyen yanlarını belirlemede rüya konusundangereğince istifade etmeye çalışmıştır. Freud ekolürüyanın refule edilmiş unsurlara delâlet ettiğini belirtirken¸ Jung rüyanın aynı zamanda ilham verici unsurlara da delâlet ettiğini düşünmüş ve rüya konusuna farklı bir açılım kazandırmıştır.[7] Ancak insanın iç hâlini yansıtması bakımından mürşidin¸ müridinin rüyalarını dinlemesi¸ buna göre müridini yönlendirmesi hususuyla karşılaştırıldığında modern psikolojinin tasavvufa göre oldukça geri planda kaldığı söylenebilir.[8]


Psikologlara göre rüyalar¸ özleri itibariyle her zaman hem var hem de yok olan mevcûdâtın belirsiz yapısına örneklik teşkil eder.[9] Yani rüya hem kişinin yaşadığı şahâdet âleminehem de bu âlemin cevheri olan misâl ve emir âleminde mevcut olup gelecekte meydana gelecek olaylara ışık tutup aynalık yapar.[10]


İnsan uyanıkken dünyaya ve olaylara onların üstesinden gelme açısından yani zaman ve mekân sınırları içerisinde nesnel bir şekilde yaklaşmaktadır. Oysa uyku halindeyken dünya öznel bir gözle görülür. Bu sebeple uyku insanın gerçekten özgür olduğu bir andır.[11] Özgür olduğu bu evrede insanın bilinçaltı¸ rüyalar yoluyla açığa çıkmaktadır. Tasavvuf¸ uykuda iken açığa çıkan bilinçaltına¸ tefekkür yoluyla yani insanın uyanıkken ulaşmasını hedeflemektedir.[12]


Günümüz psikolojisinde¸ rüya tabirlerinde de sembollerin büyük önemi vardır. Yani¸ genellikle rüya gören ve zihnen karışık halde bulunan kişinin bütünüyle neler söylediği değil¸ dile getirdiği bazı semboller tabire esas olan husustur. Sigmund Freud bu konuda şöyle der: "Sembollere anlam vermeyi bildiğimizden ve kendisi kullanmış olduğu halde düş görene değil bize¸ onu yorumlamak için en ufak çaba göstermeden de önce¸ düş¸ bütün açıklığıyla hemen görünebilir¸ oysa düş gören kendisini bir bilmece karşısında bulmaktadır."[13]


Rüyanın Dinî Temelleri


Kur'an-ı Kerim'de rüya konusu daha çok YûsufSûresi'nde geçmektedir. Kur'an'da Mısır kralının gördüğü rüyayı tabir ettirdiğinden¸[14]gayba dair bilgi veren rüyanın ileride doğrulandığından¸[15] Hz. İbrahim (a.s.)'ın gördüğü salih rüya sebebiyle Allah'a verdiği sözünü yerine getirmeye teşebbüs ettiğinden bahsedilmektedir.[16]


Peygamber Efendimizin şöyle buyurmaktadır: "Rüya Allah'tan¸ hülm (karışık rüya) şeytandır. İçinizden biri hoşuna gitmeyen bir rüya görürse¸ sol taraftan sağ tarafa dönsün ve Allah'a sığınsın¸ o zaman şeytan ve rüya ona zarar veremez."[17]


Başka bir hadiste ise Peygamber (s.a.v.) rüyayı üç kısma ayırır: "Rüya üçtür. Biri salih rüya olup Allah'tan müjdedir¸ ikincisi şeytanın verdiği üzüntüdür¸ üçüncüsü kişinin kendi kendine konuşmasıdır."[18]


Eşref Ali Tânevî¸ bu hadisler ışığında şu değerlendirmede bulunmaktadır: "Seyr ü sulûka koyulan bazı câhil kimselerin çokça rüya gördüklerini müşâhede ettik. İyi rüyaları az olduğu zaman bunun¸ Allah'tan uzaklaşma alâmeti oluğunu düşünerek kederli ve perişan olurlar. Güzel rüyalar görürler ise sanki istediği şeyi elde etmiş gibi naz ederler. Rüyada gördüklerine ise tamamen itimat ederler. Hadiste bu gibi düşüncelerin yanlış olduğu açıkça malumdur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kötü rüyaların zararından kurtulmayı da bu hadislerinde öğretmişlerdir. Kısaca rüya¸ insanların anladığı gibi haddinden fazla önem verilecek bir şey değildir. Asıl önemli olan uyanıklıktır ve uyanıklık hâlinde Allah'ın ondan razı olacağı bir hâlde olup olmadığıdır."[19]


Rüyalar temsil ve teşbih yoluyla hakikatlere işaret etmektedir. Bu işaretlerin yüklendiği anlamı bilmek ise¸ Allah'ın seçtiği kullarına verilen vehbî bir ilim ile mümkündür. Diğer taraftan rüya tabiri birçok hadis derlemesinde "Kitâbu'r-Rü'ya" başlığı[20] altında toplanmış olup¸ nübüvveti sâdık rüyalarla başlamış[21] olan Peygamberimiz (s.a.v.)'in uygulamalarıyla sabittir.[22]Dolayısıyla tasavvufta rüyaya verilen önem Hz. Peygamber (s.a.v.)'e dayanmaktadır. Nübüvvetin kırk altı cüzünden biri kabul edilen bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hem kendisinin gördüğü rüyaları hem de ashâbınınkini tabir etmiş ve ettirmiştir.[23]


Hadis-i şerifte "mübeşşirât"tan başka nübüvvetten bir şey kalmadığı belirtilmektedir. Onun ne olduğu sorulunca Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ "rüya-yısâliha" olarak cevap vermiştir.[24]Mübeşşirât¸ tebşirden¸ müjdeden gelmektedir. Hadis mü'minlerin gönüllerinin rüya ile ilâhî müjdeleri ve telkinleri aksettireceğine işaret etmektedir. Yunus Suresinin 64. âyetinde geçen dünya hayatına ait müjde de işte bu rü'yâ-yısâlihaya yorumlanmıştır.[25]


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde kendisini Hz. İbrahim (a.s.)'in duası; Hz. İsa (a.s.)'nın müjdesi ve annesi Âmine'nin rüyasının gerçekleşmesi olduğunu belirtir. O daha doğmadan önce annesi Âmine rüyasında kendisinden çıkan bir nurun Şam saraylarını aydınlattığını görmüştür. [26]


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in rüyaları daha çok kendisinden sonra meydana gelecek hadiselerle ilgilidir. Daha çok ümmeti için endişe¸ uyarı ve tebrîşât konusundadır. Hz. Ömer (r.a.)'in birkaç rüyada geçmesi onun faziletini göstermektedir. Rüyaları arasında dinî ahkâma dair bir şey bulunmamaktadır. Bu dinî ahkâmın tamamıyla açık vahiyle bildirildiğini göstermektedir.[27] Bir rivâyette uyku ile uyanıklık arasında iken başucunda konuşan meleklerin sözlerine muttali olduğu rivâyet edilir. Onlar Hz. Peygamber (s.a.v.)'in gözlerinin uyuduğu ancak kalbinin uyanık olduğunu söylüyorlar ve onunla ilgili bir ziyâfet (vekira) veren¸ bunun için davetçi gönderen kimseye benzetirler. Kim davete icabet ederse eve girecek ve o sofradan yiyecek¸ icabet etmeyen mahrum kalacaktır. Sonra melekler bu benzetmeyi Hz. Peygamber (s.a.v.) için yorumlarlar. Meseldeki ev cennet¸ davetçi ise Peygamberimizdir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'e itaat eden Allah'a itaat; ona isyan eden Allah'a isyan etmiş olur. O¸ davete icabet eden ve etmeyenlerin farkını ortaya koymak üzere gönderilmiştir.[28]


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in rüyaları hakkındaki rivâyetler pek fazla sayılmaz. Bir rüyasından Kur'an'da da söz edilir. Peygamberimiz¸ Hudeybiye Antlaşması öncesinde rüyasında kendisinin ve ashâbının emniyet içinde başlarını tıraş ederek Mekke'ye girdiklerini görmüş¸ bunu ashâbına anlatmıştır. Onlar da buna çok sevinmişlerdir. Yalnız¸ Mekke'ye doğru yola çıkıp buraya çok yakın olan Hudeybiye'de yapılan anlaşmayla geri döndüklerinde bu onları çok üzmüştür. Münâfıklar bunu fırsat bilerek imalı sözler söylemişlerdir. Âyette bunda bir hikmetin olduğu¸ fethin müyesser olacağı bildirilmiş ve ardından insanların gruplar halince gelip Müslüman oldukları HudeybiyeSulhu "yakın fetih" olarak tanımlanarak¸[29]"And olsun ki Allah¸ Rasûlün rüyasını doğru çıkardı. İnşallah siz başlarınızı tıraş etmiş kısaltmış olarak güven içinde¸ korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediklerinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi."[30]buyrulmuştur.


 


 






[1]El-Isfahânî¸ Müfredât¸ s. 375



[2]Kuşeyrî¸er-Risâle¸ s. 466.



[3] Erdoğan¸ "İslậm Filozoflarının Rüya İle İlgili Görüşleri"¸ Keşkül¸ İstanbul 2007¸ Sayı: 11¸ s. 17.



[4] Erdoğan¸ "İslậm Filozoflarının Rüya İle İlgili Görüşleri"¸ Keşkül¸ s. 18.



[5] Erdoğan¸ "İslậm Filozoflarının Rüya İle İlgili Görüşleri"¸ Keşkül¸ s. 21.



[6]Baz¸ Abdülehad Nuri-i Sivasi¸ s. 123.



[7]Jung¸ Psikoloji ve Din¸ s. 34.



[8]Haksever¸ Yakub-ı Çerhî¸ s. 250.



[9]Svırı¸ "Yorumlanmış ve Kayda Geçirilmiş Rüyalar – Ortaçağ İslam Dünyasında Rüyalar" ¸ Sufi Psikolojisi¸ s. 197.



[10]Göztepe¸ Abdülkerim Kuşeyrî'de Hâller ve Makamlar¸s. 126.



[11]Fromm¸ Freud Düşüncesi¸ s. 150.



[12]Haksever¸ Yakub-ı Çerhî¸ s. 256.



[13] Freud¸  Psikanaliz Üzerine¸ s. 29-30.



[14]12/Yûsuf¸ 43¸ 100.



[15] 17/İsr⸠60.



[16] 37/Sâffât¸ 105.



[17]Bzk. Buhârî¸ Tabir¸ 3; Müslim¸ Rüya¸ 1.



[18] Bkz. Buhârî¸ Tabir¸ 26; Müslim¸ Rüya¸ 6.



[19]Tânevî¸ Hadislerle Tasavvuf¸s. 299.



[20] Yıldırım¸ Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları¸ s. 297.



[21]Buhârî¸ Vahiy¸ 1.



[22] Aslan¸ Kur'an'da Vahiy¸ s. 89.



[23] Göktaş¸ Kelâbâzî ve Tasavvuf Anlayışı¸ s. 158-159.



[24]Buhârî¸ Tabiri¸5.



[25] Bozkurt¸ "Hz. Peygamberin Rüyaları"¸ Keşkül¸ s. 43.



[26]Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ IV¸128; V¸262.



[27] Bozkurt¸ "Hz. Peygamberin Rüyaları"¸ Keşkül¸s. 45.



[28]Buhârî¸ İ'tisam¸ 2.



[29] Bozkurt¸ "Hz. Peygamberin Rüyaları"¸ Keşkül¸ s. 43.



[30] 48/Fetih¸ 27.

Sayfayı Paylaş