RİZE VELİLERİ

Somuncu Baba

Türbe görevlileri her gece yatsıdan sonra türbeye güğümlerle su bırakırlar¸ kapıyı da kitler giderler. Ertesi günü geldiklerinde güğümlerdeki su boşalmıştır. Ayrıca türbenin içinde huzme şeklinde yeşil bir ışık vardır. Bu yıllardır böyle olduğundan türbe görevlileri için gayet normaldir. Akşam dolan güğümler sabahleyin hep bomboştur.

Ne mavinin yeşile¸ ne de yeşilin maviye hasret kaldığı ender yörelerimizden olan Rize¸Doğu Karadeniz Bölgesinin en karakteristik özelliklerini gösterir. Anadolu'nun diğer bölgelerinden coğrafî yapısıyla olduğu gibi kültürel yapısı ile de ayrılır. Dik yamaçlı vadileri¸ doruklara ulaşılabilir dağları¸ buzul gölleri¸ zümrüt yeşili yaylaları¸ tarihî kemer köprüleri ve kaleleri¸ coşkun akan dereleri ile çok özel bir yerdir Rize.


Hasan Dede


Anadolu'da yetişen büyük velilerdendir. Rize yöresinde Hasan Usta diye de bilinir.


Güzel ahlâkı¸ örnek hareketleri ve kerametleriyle tanınanHasanDede¸halkın¸ tevekkülü¸ çalışkanlığı ve üstün ahlâkı ile çok sevdiği ve hürmet gösterdiği bir Allah dostudur.


Doğum tarihi bilinmeyen Hasan Dede 1845 yılında vefat etti.  Türbesi Rize Ardeşen'de Seslikaya Köyündedir. Türbesi¸ vasiyeti üzerine vefatından yedi yıl sonra cesedinin bozulmamış olduğu görüldükten sonra yapılmıştır. Hakkında daha fazla bilgi olmayan fakat halk arasında anlatıla gelen çokça kerametlerinden birkaçı şöyledir:


1840'lı yıllarda Osmanlı askerleri Hasan Dede'nin köyünden geçmektedir. Askerin ve mühimmatın köyün dibindeki dereden geçebilmesi için dere üzerinde bulunan mevcut köprü yeterli değildir. Yeni bir köprü için askerlerin başındaki yüzbaşı gövdece iri¸ boyca uzun büyük ağaçlardan birkaç tane kestirir. Kestirir kestirmesine fakat ağaçları yerinden oynatmak hiç de mümkün olmamıştır. Olanları seyreden köylü de yardım eder fakat yardım da bir fayda etmez.


Zaman geçmektedir¸ komutan daralır¸ bağırıp çağırmaya hatta kalp kırmaya başlar. Köylü de bu halden üzüntü duyar. O sırada ziyaret için bir başka köye giden Hasan Dede de köyüne gelmektedir. Uzaktan asker ve köylüleri görerek yanlarına varır. Selam vererek:


– Hele bir nefeslenin¸ bir de ben yoklayayım¸ der.


Hasan Dede köylünün saygı dolu bakışları¸ onu tanımayan komutan ve askerlerin alaycı bakışları altında koca koca ağaç kütüklerini tuttuğu gibi birer birer hiç zorlanmadan derenin öbür tarafına uzatarak köprüyü kullanıma hazır hale getiriverir.


Hasan Dede'nin türbesine yakın evlerden birine yakın bir köyden gelin gelecektir. Gelin tarafı¸ oğlan tarafında sabaha kadar tulum eşliğinde horon oynamayı şart koşar¸ yoksa bu iş olmaz¸ der.


Düğün sahipleri her ne kadar¸ biz türbeye¸ Hasan Dede'ye hürmet ediyoruz¸ onun türbesinin olduğu yerde¸ yakınındaki bir evde tulum çalmak¸ oynamak¸ eğlenmek hoş değildir¸ bunu kabul edemeyiz¸ dediyse de kız tarafını ikna edemezler ve durumu hocaya sorarlar:


– Kız tarafı oyunsuz olmaz diyor. Biraz değil epey de huysuzluk yapıyor¸ huzursuzluk çıkarıyorlar. Ne yapalım bu durumda düğünden vaz mı geçelim?


Hoca cevaben derki:


– Bu dediğinizden dolayı gelin bırakılmaz¸ düğünden vaz geçilmez. Siz gelinin gelmesine¸ tulum çalınıp oynanmasına izin verin. Günahı vebali onların başına deyin. Ancak yakın akrabaları olarak evi de mahalleyi de terk edin.


Oğlan tarafı hocanın dediğini yapar.Kız tarafı ve düğün alayı gelini eve getiriler. Sabaha kadar sürecek horon başlar. Vakit gece yarısı olur. Kız tarafından pür telaş bir ihtiyar nefes nefese gelerek¸ hepsinin evlerinin yanmakta olduğunu haber verir. Tüm köylü aceleyle köyüne koşar ama onlar yetişene kadar evlerinin hepsi yanıp kül olmuştur.


Türbe görevlileri her gece yatsıdan sonra türbeye güğümlerle su bırakırlar¸ kapıyı da kitler giderler. Ertesi günü geldiklerinde güğümlerdeki su boşalmıştır. Ayrıca türbenin içinde huzme şeklinde yeşil bir ışık vardır.  Bu yıllardır böyle olduğundan türbe görevlileri için gayet normaldir. Akşam dolan güğümler sabahleyin hep bomboştur.


 1974 Kıbrıs Barış Harekâtının başladığı günlerde türbe görevlilerinin dikkatini çeken bir şey vardır. Harekâtın başladığı ilk günlerden beri¸ ne türbeye akşam dolu olarak bıraktıkları güğümlerin sabah geldiklerinde boşaldığını ne de türbeden süzülen o ışığı göremezler. Öyle ki bu durum Kıbrıs Savaşının bitimine kadar devam eder. Ne zaman ki savaş biter sabahları güğümdeki sular yeniden boşalmaya¸ o yeşil ışık da türbeden yenidensüzülmeye başlar.


Mustafa Efendi / Debbağzâde


On sekizinci yüzyılda Anadolu'da yetişmiş olan evliya ve âlimlerdendir. İsmi Mustafa olup¸ Hacı Mustafa Efendi veya Debbağzâde diye meşhur oldu. Rize'de doğan Mustafa Efendi ilim tahsiline de Rize'de başlayıp daha sonra İstanbul'da devam etti. İlim tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul Fâtih Câmiinde ders okutmaya başladı. Bir ara Selânik kadılığına tayin edildiyse de gitmedi. Daha sonra Mısır kadılığına tayin edildi. Mısır kadılığı sırasında gerek adaletiyle gerekse derin ilim ve güzel ahlâkıyla dikkat çeken Mustafa Efendi bir müddet sonra da Medine-i Münevvere kadılığına getirildi. Bu görevi sırasında mübarek beldenin ahalisine hizmette kusur etmedi. Hac görevi için gittiği Mekke-i Mükerreme'de diğer İslâm memleketlerinden gelen âlim ve velilerle görüşüp sohbet etti.


Bu görevinin ardından İstanbul'a dönmek üzere kutsal beldelerden ayrılıp yola çıkan Debbağzâde Mustafa Efendiyi Bayas Valisi sebepsiz yere yakalayıp hapsettirdi. Serbest bırakılması için emir gönderen padişahı bile dinlemeyen vali Mustafa Efendiyi serbest bırakmadığı gibi bir de sıkıntı ve eza ettirdi.


Mustafa Efendi hapsedildiği hücrede devamlı olarak namaz kılıp¸ ibadet etti¸ Allahu Teâlâ'ya dua ve niyazda bulundu. Çok geçmeden ona bu zulmü reva gören valinin feci ölümü sonrası yerine geçen oğlu Mustafa Efendiyi hapishaneden çıkarttırdı. Ona ikram¸ iltifat ve ihsanlarda bulundu. Hatta onu kendi adamlarıyla İstanbul'a kadar yolladı.


İstanbul'a gelen Mustafa Efendi¸ ilim öğretmeye ve insanları irşat görevine devam etti. Pek çok kimsenin kendisinden ilim tahsil edip icazet almasını sağlayan DebbağzâdeSahîh-i Buhârî'nin senedinde bulunan zatları ihtiva eden bir eser te'lif etti.


İlim ve fazilet sahibi¸ olgun¸ çok ibadet eden¸ veli bir zât olan Debbağzâde Mustafa Efendi tedris ve irşat görevlerinin devamı sırasında İstanbul'da vefat etti.

Sayfayı Paylaş