NİĞBOLU ZAFERİNDEN NİŞANELER

Somuncu Baba

Somuncu Baba ( Şeyh Hamid-i Veli) Hazretlerinin dua¸ himmet ve bereketiyle zafer kazanılmış¸ Yıldırım Bayezid ise bu zaferin nişanesi olarak Bursa Ulu Camiini inşa ettirmiştir.

Osmanlı Devleti'nin¸ Avrupa Kıtası'ndaki fetihleri¸ başta Papa olmak üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti¸ Bulgaristan ve Sırbistan'ı fethederek¸ Tuna boylarına ve Macar Krallığı hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans Kayserliği küçültülüp¸ İstanbul ve çevresi surların içine sıkıştırılarak¸ Anadolu ve Trakya'dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı akıncılarının¸ Bosna ve Arnavutluk'a yaptıkları akınlarla fethedilen bölgelere yerleşmeleri¸ Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru yayılmaları¸ Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de telaşlandırdı. Bundan başka¸ Ege Denizi sahilindeki beylikleri elde ettikten sonra¸ bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de bu telaşlarını artırıyordu. Ancak¸ asıl tehlikeyi hisseden¸ Macarlardı. Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel'in¸ Avrupa'dan yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius'u bir Haçlı seferine davet etmeleri¸ tahtlarını tehlikede gören kralları¸ şato¸ mâlikâne sahibi derebeyleri¸ Hıristiyan keşiş¸ papaz ve İslâm hilâlinin Haçlı salîbini ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi. Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa arasındaki harbe son verildi. Fransa¸ İngiltere¸ İskoçya¸ Almanya¸ Polonya¸ Bohemya¸ Avusturya¸ Macaristan¸ İtalya¸ İsviçre¸ Belçika ve diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir Haçlı ordusu toplandı. Haçlılar ilerlerken¸ Katoliklik taassubuyla¸ Balkanların Ortodoks Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler. Osmanlıların müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi; can¸ mal¸ ırz tecavüzüne uğrayarak¸ çok zarar gördü. Niğbolu'ya gelen Haçlılar¸ Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini¸ karadan ve nehirden kuşattılar. Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar¸ Sultan Bayezid Han (Yıldırım) ve Osmanlı ordusunun görünmemesi¸ Haçlıları ümitlendirdi. Öte yandan Avrupa'daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip¸ ordularının¸ Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise¸ İstanbul kuşatmasını tehir ederek¸ kuvvetlerini Edirne'de topladı. Kara Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri süratle toplanarak Boğazlardan geçip¸ Edirne'de Padişaha yetiştiler. Niğbolu'ya yaklaşan Osmanlı ordusu¸ keşif kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı. Birdenbire Osmanlı ordusunu karşılarında gören Haçlılar silahbaşı ettiler.


Niğbolu Zaferi


25 Eylül 1396 sabahı¸ Avrupa'nın dört köşesinden toplanmış 120 000 kişilik Haçlı ordusu ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı ordusu karşı karşıya geldikleri zaman iki ordu¸ bu harp düzeninde karşılaştılar. Fransız süvarileri¸ muzaffer olmak hissiyle ilk önce taarruz ettiler. Bu taarruz¸ Sultan Bayezid Han'ın kumanda ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı. Merkez kuvvetlerinin önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler. Yeniçeri askeriyle karşılaştılar. Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin büyük bir kısmı imha edildi. Sol koldan Şehzâde Mustafa ve Anadolu kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da¸ plan gereğince¸ Osmanlı merkez kuvvetleri¸ bir miktar geri alındı. Osmanlı ordusunun geri çekilişi¸ Fransızların kaybını daha da arttırıp¸ kurulan kıskacın içine girdiler. Osmanlı harp taktiğini bilen Sigismund'un tavsiyelerini dinlemeyip¸ daha da ilerlediler. Plan gereğince¸ üçüncü muharebe hattı da iki kola ayrıldı. Fransızlar¸ Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal edince¸ zafer kazandıklarını zannettikleri anda¸ Sultan Bayezid Han'ın kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Zafer sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına tekrar binmek istedilerse de¸ hilâlin kıskacı kapandığından geri dönemediler. Macar Kralı Sigismund'un¸ müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler de kayıp vererek geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kıskacın içindeki Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip¸ kalanlar esir alındı. Üç saat içinde bütünüyle perişan edilen Haçlıların¸ en gözde birliklerine sahip Fransızların mağlûbiyeti¸ diğerlerinin taarruzuna imkân vermedi. Eflak prensi Mirça¸ muharebe neticesinin Haçlılar için hüsran olacağını tahmin ederek¸ memleketine çekildi. Karşı taarruza geçen Osmanlı ordusu¸ süratle Sigismund'un üzerine hücum etti. İhtiyat kuvvetlerini bile muharebeye sokan Macar kralı¸ Osmanlılar karşısında hiçbir başarı sağlayamıyordu. Sultan Bayezid Han¸ kesin neticeyi almak için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz emri verdi. Haçlılar¸ paniğe kapılıp dağıldılar. Kalabalık Haçlı ordusu ile Niğbolu'ya gelmekte iken¸ ordusunun muazzam sayısına bakarak; "Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız" diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan Sigismund¸ Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege Denizi yoluyla Mora'daki Modon Limanına¸ sonra da Dalmaçya'da karaya ayak bastı. Oradan memleketine geçti. Haçlılardan¸ muharebeye katılmayanlar ve kaçanlar¸ kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular. Muharebede pek çok asilzâde kumandan ve şövalye esir alındı. 

Başta papalık ve Bizans olmak üzere¸ bütün Hıristiyan âleminin¸ Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için¸ olanca imkânlarını seferber ederek hazırladıkları büyük Haçlı ordusu¸ Sultan Bayezid Han'ın karşısında mukavemet bile edememişti. 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu'da kazanılan zaferle¸ Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar Krallığına son verildi. Macaristan'a büyük bir akın yapılarak çok miktarda esir alındı. Haçlılardan alınan pek çok ganimetle¸ ülkede imar faaliyetleri¸ sosyal yardım müesseseleri ve sanat eserleri yapıldı. Esirleri önce Edirne'ye¸ oradan Gelibolu'ya gönderen¸ sonra da Bursa'ya gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han¸ fidye karşılığı hepsini serbest bıraktı. Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları¸ "Bu andan itibaren Yıldırım Bayezid'e karşı gelmeyeceğimize ve ona karşı silâh kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ederiz" deyince¸ Bayezid Han; "Bana karşı silah kullanmayacağınıza dair ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz¸ yeniden ordular toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer kazanmak imkânı sağlamış olursunuz. Zira ben¸ AllahuTeâlâ'nındinini yaymak ve O'nun rızasına kavuşmak için dünyaya gelmişim" dedi. Niğbolu Zaferi¸ gönderilen fetihnamelerle¸ ülkenin her tarafına¸ Asya'daki hükümdarlara¸ Mısır Sultanlarına¸ Irak ve Acem Beylerine¸ Tatar Hanına¸ Bursa Kadısına müjdelendi. Mısır'da bulunan Abbasî Halifesi¸ kendisine gönderilen zafernâmeye verdiği cevapta¸ Bayezid Hana; "Sultan-ı İklim-i Rûm" unvanı ile hitap etti. O günden itibaren¸ Osmanlı hükümdarlarına Sultan denilmesi âdet oldu.


Somuncu Baba ( Şeyh Hamid-i Veli) Hazretlerinin dua¸ himmet ve bereketiyle zafer kazanılmış¸ Yıldırım Bayezid ise bu zaferin nişanesi olarak Bursa Ulu Camiini inşa ettirmiştir.


Zafer Nişanesi Bursa Ulu Cami


Sultan Yıldırım Bayezid¸ ordusuyla harekete geçmeden önce savaşın kazanılması durumunda Bursa'ya 20 cami yaptırmayı vaat eder. Daha sonra adına yakışan bir hızla Niğbolu'ya yetişen Sultan Yıldırım Bayezid ordusuyla büyük bir zafer kazanır. Bursa'ya dönüşünde ise verdiği sözü unutmayan Sultan Yıldırım Bayezid damadı Emir Sultan'ın tavsiyesi üzerine yirmi küçük Cami yerine yirmi kubbeli büyük bir cami; Ulu Cami'yi yaptırır. Ulu Cami'deki her kubbe bir küçük camiye bedeldir.


Niğbolu Zaferinin kazanılmasıyla 1396'da başlayan cami inşası 1399 yılında¸ Osmanlı İmparatorluğunun 100. kuruluş yıldönümünde tamamlanarak açılır. Açılış hutbesini Bursa erenlerinden¸ Hacı Bayram-ı Veli'nin hocası Somuncu Baba okur. O gün sırrı açığa çıktığı için Bursa'yı terk eder. Somuncu Baba hutbede Fatiha Suresinin tefsirini yedi farklı manasını yaparak tüm insanları etkiler. İlk cemaatinde; Emir Sultan Hazretleri¸ Sultan Yıldırım Bayezid¸ Osmanlının ilk şeyhülislamı Molla Fenari ve Bursa'nın büyük şahsiyetleri hazır bulunmaktadır. İlk imamı mevlidi kaleme alan ve hayatının sonuna kadar Ulu Camiinde imamlık yapacak olan Süleyman Çelebi¸ ilk müezzini ise Aziz Mahmut Hüdaî'nin hocası Üftade Hazretleridir.


Hızır İle Somuncu Baba
Somuncu Baba Hazretleri caminin yapıldığı sıra buraya gelir işçilere hayrına somun dağıtır dua ve himmet eder. Somuncu BabaHazretleri bir gün yine ekmek dağıtırken Hızır( a.s)'ın orda olduğunu fark etmiş kolundan tutup senin hergün burada namaz kılmanı istiyorum demiştir. Allah'a naz ve niyazı geçen bu büyük velinin isteğine karşı Hızır (a.s.)hergün geleceğine dair söz vermiş ama oda bir istekte bulunmuş ve hangi vakit geleceğim bana kalsın demiştir. Bunun üzerine Hızır (a.s)Ulu Camideki vav harfinin önünde hergün gelip bir vakit namaz kılmaya başlamıştır. İşte bu büyük velinin etkisi ve tasarrufu hâlâ günümüzde de devam etmektedir.


Bursa Ulu Camiindeki Şadırvan
Mimarlar camii için bugün Ulu Camiinin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi¸ bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır¸ gönülleri hoş edilir. Ancak yaşlı bir kadıncağız bir "Evim de evim" feryadı tutturur. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker¸ bütün tekliflere "Olmaz" der. Önce vezirler¸ sonra bizzat Sultan¸ kadının ayağına gider¸ ikna etmeye çalışırlar. Ama o direnir.
Sultan Bayezid caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar¸ çözüm yolu arar. Kadılar "Mal onun değil mi?" derler¸ "Satarsa satar¸ satmazsa satmaz!" Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezid'in aklına damadı gelir. Emir Sultan'ı bulur meseleyi anlatır. Mübarek sadece tebessüm eder:
-Acele etme¸ der¸ bir gecede neler değişmez?
İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet anıdır. Kalabalıkta korkunç bir azap endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar âlemlere rahmet olarak yaratılan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yanına koşarlar. Şefaat deryasına… Kadıncağız da niyetlenir¸ ama bırakın yürümeye¸ kıpırdamaya mecali yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz¸ ıstırapla yerleri tırmalar. Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar. Feryat figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan'ı görür:
-Herkes cennete gitti¸ der¸ ben bir başıma kaldım burada!
Mübarek o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar:
-Kurtulmak istiyor musun?
Kadın nefes nefese cevap verir:
-Hiç istemez miyim?
-Öyleyse Sultanımızı üzme!
Ertesi gün kadın ayağı ile gelir¸ evini verir. Üstelik önüne konulan ücreti bağışlar camiye.

Sayfayı Paylaş