KURBAN İBADETİ VE KURBANLA GELEN YARDIM FAALİYETİ

Somuncu Baba

İslâm¸ kurbanı ibadet sayarken¸ câhiliyye insanının kurban etrafında oluşturduğu yanlış anlayış ve uygulamaları da ortadan kaldırmıştır. Kurbanın gerçek amacını¸ mâhiyet ve hikmetini insanlara yeniden öğretmiştir. Gerek kurbanla ilgili olarak inzâl edilen âyetler ve gerekse Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uygulamalarıyla kurban konusunda yerinden oynatılan taşlar yerine oturtulmuştur. Yüce Allah'ın Kur'ân'da ortaya koyduğu kanunlardan biri de "teshîrkanunu"dur. Buna göre¸ kâinattaki her şey eşref-i mahlûkât olan insanın emrine verilmiştir. İnsan ise

Kurbanın mâhiyeti


İbadetler dinin temel şiarlarıdır. Din denilen kutsal yapının içindeki merkezî konumları sebebiyle değişimden etkilenmez ve dinin sabit ayaklarını oluştururlar. Kurban da tarihi¸ bilmediğimiz zamana kadar uzanan ve ilâhî iradenin ibâdet saydığı dinî yükümlülüklerden biridir. Tarihî süreçte amacından saptırılan kurban¸ Allah adına ve Allah için olması gerekirken¸ putlara da sunuluyordu. 


"Yaklaşmak" anlamına gelen kurban; AllahuTeâlâ'ya yaklaşmak için kurban niyetiyle belirli vakitte kesilen özel hayvana verilen addır. Kurban Bayramında kesilen hayvanlara udhiyye adı verilirken¸ kurban günlerinde hacda (cez⸠sevap kazânma gibi) çeşitli amaçlarla kesilen kurbana hedy denir.


Kulluğu ifâde etmek üzere kuldan Allah'a yöneltilen eylemler daha çok "ibâdet" ve "tâat" kelimeleriyle anlatılmaktadır. Bunlar yanında bir de kulu Allah'a yaklaştıran fiillerin genelini ifâde eden "kurbet" terimi vardır. Bu üç kelime¸ kulun kendisini Allah'a ifâde etmesi¸ O'nu Rab olarak kabul etmesi¸ emrine âmâde olduğunun bilincinde olması ve kuldan Allah'a yönelik eylem olmaları noktasında ortaktırlar. Ancak¸ "kurbet"ibâdetten daha kapsamlıdır. Bu ibadetler içerisinde "kurbet" kelimesi ile özel olarak ifade edilen sadece kurbandır. 


Kurbanın ibadet olabilmesi için iki temel şartı taşıması gerekir: Bunlardan biri Allah'a yaklaşmakmaksadı¸ diğeri ise kurban niyetidir. İşte bu durum kurbanı et yeme veya başka amaçlarla yapılan normal hayvan kesiminden ayırdığı için onu ibâdet sınıfına dâhil etmektedir. Yoksa sıradan bir hayvan boğazlama ve et niyetiyle bu işlemi yapmak bir ibâdet olarak telakkî edilemez. Bundan dolayı fukahâ niyet üzerinde özellikle durmuş ve et yeme maksadıyla kesilen hayvanın ibâdet anlamındaki kurban yerine geçerli olmayacağını¸ hatta ortaklardan birinin bu niyeti taşımasının kurbana halel getireceğini belirtmişlerdir.[1]


Kurbanın İbâdet Oluşundaki Hikmet (Teşriî Hikmeti)


İslâm¸ kurbanı ibadet sayarken¸ câhiliyye insanının kurban etrafında oluşturduğu yanlış anlayış ve uygulamaları da ortadan kaldırmıştır. Kurbanın gerçek amacını¸ mâhiyet ve hikmetini insanlara yeniden öğretmiştir. Gerek kurbanla ilgili olarak inzâl edilen âyetler ve gerekse Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uygulamalarıyla kurban konusunda yerinden oynatılan taşlar yerine oturtulmuştur. Yüce Allah'ın Kur'ân'da ortaya koyduğu kanunlardan biri de "teshîrkanunu"dur. Buna göre¸ kâinattaki her şey eşref-i mahlûkât olan insanın emrine verilmiştir. İnsan ise Allah'ın emrine âmade (musahhar) kılınmıştır. O¸ ilâhî emre teslim oluşunu ve boyun eğerek itâat ettiğini ibâdetleifadelendirecektir. Bunu yaparken kâinatta var edilen her şeyi yerli yerince ve ne için yaratılmışsa o amaca uygun olarak kullanacaktır. Zira eşyayı yaratılış amacına uygun kullanmak adâlet¸ amacı dışında kullanmak ise zulümdür. Müslümanlar diğer eylemlerinde olduğu gibi¸ ibadetlerinde de adaleti tesis ve temin etmek ve zulmü ortadan kaldırmak durumundadırlar.


Bu noktadan CâhiliyeDönemi insanlarına baktığımız zaman şunu görüyoruz: Onlar birer mahlûk olan eşyayı put haline getirip onlara tapmak suretiyle zulme sapmışlardı. Aynı zamanda kurban konusunda da Allah'ın "teshîrkanunu"na ve varlıklar için ortaya koyduğu "sıralama kanunu"na aykırı davranıyorlardı. Zira onların yanlış uygulamalarına göre¸ bazı hayvanlar "kutsal" ilan edilmiş ve salıverilmişti. Bu hayvanları diğerlerinden ayırt etmek için de bu kutsal hayvanların kulakları kesiliyor veya başka türlü nişanlar vuruluyordu. Bu şekildeki hayvanlar kesilmiyor ve etlerinden istifade edilmiyordu. İşte bu uygulama Allah'ın nizamına ve varlıklar için koyduğu "sıralama kanunu"na müdahale anlamı taşıyordu. Zira Allah bu hayvanları insanın istifadesi için yaratmıştı. Onların etlerinden¸ sütlerinden¸ derilerinden yararlanmak serbestti. Câhiliye insanı ise bu serbestiyi yasaklıyordu. Kur'ân bazı âyetlerinde[2] bu yanlış uygulamaya işaret ediyordu.  Bundan sonra da İlâhî irade bu noktadaki hükmünü yeniliyor ve bu hayvanların Allah için ve Allah adına kurban edilmelerini emrediyordu. Böylece kurban kesmenin hikmeti ve onun bir ibadet oluşunun anlamı bu noktada kendini göstermiş oluyordu. Zira kurban kesen Müslüman Allah'ın kâinata yerleştirmiş olduğu ve hayatın dengesini sağlayan "adâlet" kanununa göre hareket ediyordu. O¸ Câhiliye Araplarının aksine insanın istifadesi için yaratılan hayvanı¸ kutsallaştırmıyor¸ takvâsını Allah'a ulaştırmak üzere kurban ediyordu. Bu eylemiyle sorumluluk bilinciyle hareket ettiği için Allah'a ibâdet etmiş oluyordu. Aynı zamanda da kurban ettiği hayvanın etinden ve derisinden diğer insanları yararlandırıyordu. Böylece bir şeyi (kurbanlık hayvanı) Allah'ın yarattığı amaca uygun olarak kullanmış oluyordu[3]. Zira Câhiliye Arapları¸ varlık için konulan "sıralama kanunu"nu bozarak mahluk olan kurbanı Hâlık olan Allah'a şirk vesilesi ve puta tapıcılığın unsurlarından biri hailine getirmişlerdi. Buna göre kurban kesen Müslüman Allah'a olan ahdini yenileyerek âdeta şöyle demektedir: "Allah'ım! Senin varlık için koyduğun sıralama kanununa riâyet ediyorum"!


Usûlüne uygun olarak boğazlanan kurbandan Allah'a ulaşacak olan kulun takvasıdır. Bu da kan akıtmakla ve kurbanı sırf Allah adına kesmekle gerçekleşir. Kur'ân¸ önceki peygamberlerin şerîatında da yer alan kurban ibâdetininmeşrûiyetini tekrarlamıştır. Aynı zamanda kurbanın putlar adına değil¸ sadece Allah adına olması gerektiğini yerleştirmek istemiştir. Şu âyet bu hususu net olarak ortaya koymaktadır:"(Fakat unutmayın ki¸) o kurbanlık hayvanların etleri de kanları da asla Allah'a ulaşmaz. O'na ulaşan yalnız sizin takvanız¸ (yani O'na karşı gösterdiğiniz bilinç ve duyarlılık)dır. İşte bu amaçla¸onları sizin yararınıza sunuyoruz ki¸ size ulaşma yolunu¸ yordamını gösterdiği (her türlü rahmet) için O'nun yüceliğini saygıyla anasınız."[4] Geriye kalan deri¸ et ve kan Allah'a ulaşmayacağına göre bunu ayrıca değerlendirmek gerekmektedir.


Bu âyetin iniş sebebine dair Mücâhid'den gelen bir rivâyet şöyledir: Müşrikler¸ putların adını anarak onlar adına kurban kesmeyi gelenek haline getirmişti. Onlara tepki olsun diye Müslümanlar da Allah'a yaklaşmak maksadıyla kurban kesip etlerini Kâbe'nin etrafına dikmek¸ kanlarını da saçmak istemişlerdi. İşte bu âyet belirtilen davranış ve anlayışın yanlış olduğunu ifâde etmek üzere nâzil olmuştu[5].


Gazzâlî'nin ifadesine göre¸ kurban kanı akıtmaktan maksat¸ kan ve et değil¸ kalbin dünya sevgisinden ayrılması ve Allah için dünya malını fedâ etmesidir. Bu sıfat ise niyet ve himmetin kesinleşmesiyle hâsıl olur. Çünkü takva kalbin sıfatıdır.[6]


Bu âyeti yorumlayan müfessirlerin açıklamalarına göre¸ kurban ibâdeti dolayısıyla Allah'a ulaşan¸ kulların mânevîyatlarından ileri gelen kalpleri Allah'ın emrine teslim etmeye¸ ta'zîme ve ihlâs ile O'na yaklaşmaya davet eden takvâdır. Allah katında kabule elverişli¸ rızâsını kazanmaya vesîle olan da ancak budur. Kurbanın esas gerekçesi (illeti) ise¸ müşriklerin aksine kurbanlar üzerine Allah'ın adının anılmasıdır[7]. Bu özellikleri taşımayan kurban zaten Allah'ın talep ettiği şartları taşımadığından yani et ve kandan başka bir şey olmadığından bunlara İslâm'daki anlamıyla "kurban" denilemez.


Kurban ve Yardım


Kişi kurban adı verilen ve ilgili âyet ile ibâdet olduğu ifâde edilen bu meşrû amel ile Yüce Allah'ın emrine boyun eğmiş¸ kulluk bilincini bu tür bir ibâdetle de yenilemiş olmaktadır. Kurban kesen mü'minler¸ bu vesîle ile bir taraftan¸ Hz. İbrahim (a.s.) ve oğlu Hz. İsmail (a.s.)'in Allah'ın emirlerine mutlak itâat konusunda vermiş oldukları başarılı sınavı hatırlarken¸ bir taraftan da kendilerini onlar gibi hissetmektedirler[8]. Fert planında kulun Allah'a takvasını sunmasının bir nişânesiolan kurban¸ toplumsal açıdan da törensel özelliği yanında¸ başta kaynaşma¸ kardeşlik¸ dayanışma ve yardımlaşma olmak üzere pek çok önemli rol oynamaktadır. Bunun yanında kurbanın etinin yoksullara dağıtılması sadaka hükmündedir. Sadakanın ise İslâm'ın en önemli ve kapsamlı ibâdetlerinden biri olduğunda şüphe yoktur. Bu bakımlardan kurban¸ ferdi ve toplumsal açıdan önemli fonksiyonlara sahip bir ibâdettir.


Kurban vesilesiyle yapılan yurt içi ve yurt dışı yardım faaliyetlerine şahit olmaktayız. Özellikle yurt dışında ilk zamanlarda yıl boyu et yiyemeyenlere et ikramı gibi algılanan kurban yardımları kısa zamanda insanlarda bu işin bir ibadet olduğu şuurunu oluşturmuştur. Kurban milyonlarca insana ulaşma vâsıtası hâline gelmiştir. Kurban derilerinin de bu yardımlaşmada rolü büyüktür.


 






[1]Kâsânî¸ Bedâi'¸ V¸ 71; Mavsılî¸ el-İhtiyâr¸ 724.



[2] 4/Nis⸠119; 5/Mâide¸ 103.



[3] 22/Hac¸ 36-37.



[4] 22/Hac¸ 37.



[5]Âlûsî¸ XVII¸ 158.



[6]Gazzâlî¸ İhy⸠IV¸ 563-564.



[7]Zemahşerî¸ Keşşâf¸ III¸ 157; Râzî¸ Mefâtîhu'l-ğayb¸ XII¸ 36.



[8]Dehlevî¸ Huccetullâh¸ I¸ 290.

Sayfayı Paylaş