AYETLER AKARKEN NEHİRLERDEN

Somuncu Baba

Bir bebeğin kokusunda cenneti duyabilir imanlı bir anne. Farklı yaratılışa sahip insanoğlundan kimisi bir suyun sesinde bulur ilâhî aşkı¸ kimisi bir dağın heybetinde; şair¸ şiirdeki bülbülden yola çıkarak Allah'ı bulur; çoban kuzusunun gözlerinde…

Her tabiat varlığının Sanatın Gerçek Sahibi (c.c.)'nin bir eseri olması ve bunların kendi dilinde ibadet ediyor olması¸ ayrıca -özellikle günümüz insanının- zâhire yani görünene yakınlığı münasebetiyle bâtına çıkılan yolculuk zâhirden olmaktadır genellikle.

Çok büyük acılar çekmiş bir anne Allah (c.c.)'a isyan ile yüz yüzedir. Ettiği duaların kabul olmadığını düşünür ve son yakarışında sinirle "Neden benimle konuşmuyorsun?" diye sorar Rabbine. Evlat acısını da yaşıyor olduğu o gün düşer yollara ve yol onu bir şelalenin gür sesine çeker. Bütün heybetiyle gürleyen dev sulara uzun uzun bakan kadın şelalenin sesinde bir şeyler bulmuş olacak ki susar¸ kendisine konuşan ihtişamı dinler¸ sorduğu soruyu bir kez daha düşünür ve tüm sorulara cevabını almış olarak döner evine. Mucize çağlar kadına şelaleden¸ Rabbi'ni duyar suyun selametinde.


Mucize bekler kimi tam manasıyla iman etmek için¸ kimisi bir rüya bekler kimisi bir olay. Rasûlullah (s.a.v.)'tan da beklemişlerdi mucizeyi¸ mübarek parmağıyla ikiye bölmüştü ayı. Bizler ise şimdi baktıkça aya Efendimiz (s.a.v.)'i görüyoruz.  Yıldızlara bakınca¸ yıldızlar gibi olan sahabelerini görüyoruz. Yıldızların olmayıp yalnız başına dolunayın olduğu gecelerde ise hüzün kaplıyor içimizi. Miraç Gecesi Kâbe'nin yanında mahzun kalbiyle yalnız başına yatarkenki hâli geliyor aklımıza Habibullah'ın. Düğümleniyor boğazımız ‘ay yüzlü''nün hüznüyle.


Bir bebeğin kokusunda cenneti duyabilir imanlı bir anne. Farklı yaratılışa sahip insanoğlundan kimisi bir suyun sesinde bulur ilâhî aşkı¸ kimisi bir dağın heybetinde; şair¸ şiirdeki bülbülden yola çıkarak Allah'ı bulur; çoban kuzusunun gözlerinde…


Her tabiat varlığının Sanatın Gerçek Sahibi (c.c.)'nin bir eseri olması ve bunların kendi dilinde ibadet ediyor olması¸ ayrıca -özellikle günümüz insanının- zâhire yani görünene yakınlığı münasebetiyle bâtına çıkılan yolculuk zâhirden olmaktadır genellikle.


…


Bir vahiy uğultusu arılarda


Karıncalarda hikmet suskunluğu


…


diyor Sezai Karakoç Hızır'la Kırk Saat'te.  İşte bu şekilde vahyin gelişinin ihtişam ve heyecanını arılarda görebiliyor göz; ayağınızın hemen altında olmasına rağmen milyarlarca karıncanın çıt çıkarmamasını hikmetin suskunluğuna bağlayabiliyor gönül. Güneşin ateşini ilâhî aşka yoruyor seven; suyun berraklığını ayetin açıklığına¸ ayın parlaklığını en sevgilisinin cemaline benzetiyor kalp. İçinde kaybettiği huzuru bir gece cırcır böceğinde ya da baykuşun derinlikli sesinde bulabiliyor ruh. Varlığını toprakta yetişen bir fidandan örnekleyebiliyor beden. Güllerin kokusunda Efendisini (s.a.v.) tadabiliyor dost. Sohbette içilen çayda gül kokusunu ve "Gül Kokulusu"nu duyabiliyor âşık.  Gördüğü bitkide Rahmân Suresini hatırlayabiliyor akıl: "Bitkiler ve ağaçlar (O'na) secde ederler." (55/Rahmân¸ 6) Yeryüzünün mescid kılındığını hatırlıyor hafıza ve bu hisle irkiliyor insan. "Dur!" diyor kendine; "Yeryüzü mescidinde abdestsiz dolaşma!"


Mucizelerle dolu kâinat¸ insanıyla ve doğasıyla her şeyi bir parça Yaratan'dan. Yaratılmışlar bu kadar güzelse ya uğruna âlemler yaratılmış olan? Demekten alamıyor insan kendini. Şahit aramıyoruz elbette ama yine de şahit olarak her gecemizi aydınlatıyor ay¸ delil oluyor apaçık. Arasında selameti koruyan¸ dibinde küfrü boğan nehirler akmaya devam ediyor¸ Hz Musa (a.s.) selamlayarak. Ayetler akıyor Nil'in üzerinden¸ peygamber kokusu iliklerine işlemiş; boğulmuş küfürden eser yok¸ su ile akıp gitmiş. 


Vahyin uğultusu ve hikmetin sessizliği ile dönerken dünya her zerresiyle bize mesajlar veriyor. Rahmet suları kaynamaya devam ederken yerin altından¸ ayetler akan nehirler¸ ırmaklar ve derelerden alabilirsiniz abdestinizi. Namazı ise herhangi uygun bir yerde; yeryüzü mescidinin herhangi bir noktasında kılabilirsiniz.

Sayfayı Paylaş