KUR'ÂN'IN BİR TAVSİYESİ OLARAK BORÇ VERME

Somuncu Baba

"Ödünç vermenin faziletli bir davranış olduğunu bildiren dinimiz¸
bunun için temel bir prensip de ortaya koymuştur. Buna göre¸
ödünç öncelikle Allah için verilmeli¸ bir şeye karşılık tutulmamalı
ve verirken bir menfaat şart koşulmamalıdır. Şayet ödünç veren
bunun karşılığında bir menfaat elde etmeyi¸ karşı tarafın verilen
borca karşılık bir şey vermesini şart koşarsa bu fâiz olur."

Başkasına borç vermek Kur'ân'da "karz" kelimesiyle ifadesini bulmaktadır. Kur'ân'da bu kelime¸ esasen Allah yolunda infak etmek¸ malıyla ve canıyla fedakârlıklarda bulunmak için kullanılmıştır. Aynı zamanda bu kelime¸ Allah rızasını kazanmak amacıyla¸ ihtiyaç sahiplerine karşılıksız ödünç vermek anlamına da gelmektedir. Bunun için şu âyetleri dikkatle okumamız yeterlidir:


"Allah'ın kat kat fazlasıyla (kendisine) geri ödeyeceği güzel bir borcu O'na (O'nun adına faizsiz ödünç isteyen kuluna) verecek olan kimdir? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Hepiniz sonunda O'na döndürüleceksiniz."[1]


 


"Andolsun ki Allah¸ İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar¸ zekâtı verir¸ peygamberlerime inanır¸ onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi¸ zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur."[2]


 


"Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa¸ Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır."[3]


 


"İmana sâdık kalmanın bedelini ödeyen erkeklere¸ kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere¸ verdiklerinin karşılığı kat kat ödenir ve onlara tarifsiz güzellikte (değerli) bir mükâfat da vardır."[4]


 


O halde Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı kılın¸ zekâtı verin¸ Allah'a gönül hoşluğuyla ödünç verin. Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Allah'tan mağfiret dileyin¸ şüphesiz Allah çok bağışlayıcı¸ çok esirgeyicidir."[5]


Karşılıksız ve Faizsiz Borç Verebilmek


Bu âyetlerde esasen mü'minin malını ve canını Allah yolunda feda ederek bunları Allah'a ödünç vermesinden bahsedilmektedir. Ancak aynı zamanda bu Allah için mü'min kardeşine verilen karşılıksız ve faizsiz borcu da kapsamaktadır. Allah için mü'mine karşılıksız borç vermenin Allah'a borç verme şeklinde kabul edilmesi dikkat çekicidir. Çünkü bu şekilde borç vermede dünyevî bir menfaat beklenemeyeceği için geriye en ulvî maksat olarak Allah'ın hoşnutluğu kalmaktadır. Böyle temiz bir niyetle verilen güzel bir borcun karşılığını da ancak Yüce Allah verebilir. Allah için vermek¸ aslında vermek değil almaktır. Allah için verilen borcun "güzel borç" yani "karz-ı hasen" olarak nitelendirilmesi de çok anlamlıdır. Verilen borçların bu nitelikte olması için¸ verenin verdiğini hissettirmeden tamamen Allah için vermesi¸ bunu mü'minler arası dayanışmanın bir gereği ve Allah'ın bir tavsiyesi olarak görmesi¸ başa kakmaması ve karşılık beklememesi gerekir.


 


Faziletli ve Sevap Bir Davranış


İslâm'a göre muhtaç olan bir kişinin borç alması mubah¸ ihtiyacı olana borç vermek ise menduptur. Bu şekilde ihtiyaç sahiplerine borç vermek İslâm ahlakı açısından faziletli ve sevap bir davranış olarak kabul edilmiştir. Karşılıksız yardım Kur'ân'ın teşvik ettiği güzel bir davranıştır. Hatta karşı tarafın şahsiyetini incitmeyeceği için¸ borç vermek sadaka vermekten daha faziletli kabul edilmiştir. Bu konuda sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Mirac Gecesi cennetin kapısı üzerinde¸ ‘Sadaka on misli sevapla¸ borç ise on sekiz misli sevap ile karşılanır' yazılı olduğunu gördüm. Cebrail'e ödünç vermenin neden sadakadan üstün olduğunu sordum; o da şu cevabı verdi: ‘Çünkü dilenci¸ yanında olduğu halde dilenir. Hâlbuki borç isteyen kimse ancak muhtaç olduğu için borçlanır."[6]


İslâm âlimleri¸ ilgili âyet ve hadislerden hareketle¸ borç verme¸ borçluya ödemede kolaylık tanıma¸ duruma göre borcun bir kısmını veya tamamını bağışlama yönünde tavsiyelerde bulunmuşlardır. Konuyla ilgili bir hadiste ifade edildiğine göre¸ kim zor durumda bulunan bir Müslümana borç verirse¸ verdiğini alıncaya kadar ona her gün sevap yazılır. Vade dolduğu halde borçlusunu sıkıştırmazsa¸ ona her gün alacaklı olduğu para veya bunun iki katı kadar sadaka sevabı yazılır.[7] Çünkü bu şekilde borç alan bir mü'min ihtiyacını meşru yoldan karşılayarak faiz batağına ve tefecilerin tuzağına düşmemiş olur. Onu bu felaketten kurtaran mü'min de buna karşılık sevap alır. 


 


Bir Menfaat Şart Koşulmamalı


Ödünç vermenin faziletli bir davranış olduğunu bildiren dinimiz¸ bunun için temel bir prensip de ortaya koymuştur. Buna göre¸ ödünç öncelikle Allah için verilmeli¸ bir şeye karşılık tutulmamalı ve verirken bir menfaat şart koşulmamalıdır. Şayet ödünç veren bunun karşılığında bir menfaat elde etmeyi¸ karşı tarafın verilen borca karşılık bir şey vermesini şart koşarsa bu fâiz olur. Fâiz alıp vermek ise haramdır. Dolayısıyla ödüncüne menfaat karıştıran ondan sevap alamadığı gibi bir de günah kazanır. Ancak borç verirken herhangi bir şart koşulmadan borçlu¸ aldığının daha iyisini verir veya aldığını verirken yanında bir de gönlünden kopan bir hediye verirse bunda dinen bir sakınca olmaz. Bu¸ iyiliğe karşı iyilikte bulunma anlamı taşır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu tavsiye etmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur: "En hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir."[8] Câbir b. Abdullah (r.a.) da bu konuda şu bilgiyi vermektedir: "Mescitte kuşluk namazı kıldığı sırada Hz. Peygamber (s.a.v.)'e vardım. Bana: "İki rekât namaz kıl." buyurdu. Benim kendisinde alacağım vardı. Alacağımı ödedi ayrıca biraz da fazla verdi."[9]


Günümüzde Müslümanlar arasında borç verme konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Artık kimse eskisi gibi birbirine borç vermemektedir. Böylece Allah'ın Kur'ân'da teşvik ettiği¸ Müslüman dayanışmasının ve yardımlaşmasının bir parçası olan karz-ı hasen kurumu çökmektedir. Bunun yerini de fâizli krediler almaktadır. Müslüman toplumlar açısından olumsuz olan bu sonucun başlıca sebepleri arasında şunlar zikredilebilir:


– Karşılıklı güvenin zedelenmesi¸


– Borç alanların borçlarını zamanında ve tam olarak ödememesi¸


– Bu kurumu istismar etmeleri¸


Bu sebepler yanında fâizli bankaların kredileri cazip hale getirmesi de önemli bir etken olarak zikredilmelidir.


Müslümanlar olarak bu karz-ı hasen müessesesini yaşatmak için bazı tedbirler almak zorundayız. Aksi halde¸ Allah korusun¸ böyle giderse fâizi kanıksayacak ve normal görmeye başlayacağız. Sonuçta fâize bulaşmama konusundaki hassasiyetimiz ve direncimiz kırılacaktır. Alacağımız tedbirleri iki noktada özetleyebiliriz:


1. Borcu zamanında ödemek: Alınan borcun zamanında ödenmesi gerekir. Borcu zamanında ödemeyenleri zâlim olarak nitelendiren Hz. Peygamber (s.a.v.): "İmkânı olduğu halde borcunu ödemeyen zalimdir."[10] buyurmuştur. Bu kimse hem borcunu zamanında ödememekle¸ hem iyi niyeti kötüye kullanmakla ve hem de Müslüman kardeşinin güvenini yıkmakla zulüm yapmış olur. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ ödeme niyeti taşımadan borç alan kimsenin hırsızdan farkı olmadığını da ifade etmiştir.[11]


2. Borcu tam ödeyip karşı tarafı zarara uğratmamak: Aldığımız borcu tam ödeyerek¸ bize borç verip iyilik yapan kardeşimizi zarara uğratmamalıyız. Bunun için de enflasyon bulunan ülkelerde para değerinin alım gücünde meydana gelen azalmalar telafi edilmelidir. Buna enflasyon farkı denilmektedir. Enflasyon sebebiyle meydana gelen değer kaybının telafi edilmesi faiz değildir. Bu¸ borcun güzel bir şekilde ödenmesi anlamına gelmektedir. Buna göre¸ bir sene önce aldığımız 1000 TL'yi bir sene sonra 1000 TL olarak ödediğimiz zaman karşı tarafı zarara uğratmış olacaksak buna sebebiyet vermemek ve hakta kalmamak için borç aldığımız gün¸ alınan miktarı altın¸ döviz veya değer istikrarını koruyan mallardan birine endekslemeliyiz. 


 


 






[1] 2/Bakara¸ 245.



[2] 5/Mâide¸ 12.



[3] 57/Hadid¸ 11.



[4] 57/Hadid¸ 18.



[5] 73/Müzzemmil¸ 20.



[6] İbn Mâce¸ Sadakât¸ 19.



[7] İbn Mâce¸ Sadakât¸ 14.



[8] Buharî¸ Vekâlet¸ 5; Müslim¸ Müsâkât¸ 22.



[9] Buharî¸ İstikrâz¸ 7.



[10] Buharî¸ İstikraz¸ 12; Ebû Davud¸ Büyû¸ 10.



[11] İbn Mâce¸ Sadakât¸ 11.

Sayfayı Paylaş