KAYSERİ VELİLERİ

Somuncu Baba

Rasûlullah (s.a.v.)¸‘Birinin evi önünde bir nehir olsa ve o kimse her gün beş kere bu nehirde yıkansa¸ üzerinde kir kalır mı?' diye sordular. Biz¸ hayır¸ Yâ Rasûlallah¸ dedik. Bunun üzerine Allah Rasûlü; ‘İşte¸ beş vakit namazı kılanların da¸ böyle küçük günahları afv olunur' buyurdular. Bazı cahiller¸ bu hadis-i şerifi işitince¸ o hâlde¸ hem namaz kılarım¸ hem de istediğim gibi¸ keyif sürerim. Nasıl olsa günahları mafv olur¸ diyor. Böyle düşünmek doğru değildir. Çünkü şartları ile edebleri ile kılınıp¸ kabul olan bir namaz¸ günahları döker. Sonra¸ küçük günahları afv olsa bile¸ işleme

Behâeddinzâde


Osmanlı döneminde yetişen büyük velilerden olup aynı zamanda tefsir¸ hadis ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. İsmi¸ Muhammed bin Behâeddin¸ lakabı Muhyiddîn'dir. Behâeddinzâde ve Behâî diye tanınır.


Küçüklüğünden itibaren tam bir edep ve terbiye ile yetiştirilen Behâeddinzâde ilk tahsil hayatına zamanının âlimlerinden olan babası Behâeddîn bin Lütfullah'tan aldığı derslerle başladı. Ayrıca; devrin meşhur âlimlerinden olan Mevlânâ Hatîbzâde¸ Müslihuddîn Kastalanî ve Sultan II. Bâyezîd Hanında hocası olan Mârûfzâde'den de dersler aldı. Böylesi mübarek zatların bereketli ders halkalarında bulunmakla¸ kısa zamanda yetişip ilim ve fazilette kendini gösterdi.


Zahirî ilimlerin tahsilinden sonra¸ tasavvufa yönelen Behâeddinzâde büyük âlim ve evliya Şeyh Muhammed İskilibî Hazretlerine hizmet etmeye başladı. İhlâş samimi ve gayretli çalışmalarının yanında hocasının bereketli nazarlarıyla manevî kemalâta kavuşarak etrafı aydınlatmaya¸ feyz ve nur saçmaya başladı.


Talebe yetiştirmek üzere hocasından aldığı icazet sonrasında Balıkesir'e yerleşti ve insanlara doğru yolu göstermekle meşgul oldu. Behâeddinzâde¸ hocasının manevî işareti üzerine vefatından sonra İstanbul'a geldi. Hocasının zaviyesine yerleşerek ders vermeye başladı.


Behaeddînzâde Hazretlerinin sohbetleri gayet tatlı idi. Dinleyenlerin gönlünü çeker¸ bağlananların kalplerini manevî kirlerden temizlerdi. Dili hep hakkı söylerdi. Her sözü hikmet dolu idi. İslâmî emir ve yasakları gözetmekte gayet titiz ve gayretli idi. Bunun için çok çalışırdı. Ayrıca tasavvuf yolunun inceliklerine¸ edeplerine de çok riayet ederdi. Hakkı¸ doğruyu söylemekten çekinmezdi. Hakkı ve bâtılı ayırmakta keskin kılıç gibi idi. Kimseden korkmazdı. Bu hususta başkalarının ayıplamalarından çekinmezdi. Şüpheli olmak korkusu ile mübah ve izin verilen şeylerin çoğundan sakınır¸ dünyadan¸ dünyalık şeylerden uzak dururdu.


Büyük Osmanlı âlimlerinden Müftü Zenbilli Ali Cemâlî Efendi¸ ömrünün sonlarına doğru hastalanıp güç ve kuvvetten kesilmesi nedeniylefetva yazmakta zorluk çekiyordu. Padişahın kendisine bu işte yardımcı olacak birini seçmesini istemesi üzerine o da verâ ve takvası¸ dinî emir ve yasaklarda gerekli titizliği gözetmesi nedeniyle bu işe Behaeddînzâde'yi münasip gördü. Behaeddînzâde Hazretleri¸ Zenbilli Ali Efendinin 1526 yılında vefatına kadar bu görevi yerine getirdi. Behaeddînzâde Muhammed Muhyiddîn Efendi 1544 yılında hacca gitti. Ertesi sene dönüşünde Kayseri'de vefat edip¸ hocasının hocası olan İbrahim Kayserî Hazretlerinin yanına defnolundu.


Tasavvufa dair birçok risâle de yazan Behaeddînzâde'nin eserleri arasında Şerhu-Esmâi'l-Hüsn⸠Şerhu Fıkh-ı Ekber li Ebî Hanîfe veTefsîru'l-Kur'ân'ı sayabiliriz.


Göncüzâde Kasım Efendi


Göncüzâde Kasım Efendi 1761 yılında Kayseri'de doğdu. İlk tahsilini tamamlamasının ardından bir süre Ankaralı Sarı Abdullah Efendi ile Akşehirli Osman Efendinin derslerine devam etti.  Daha sonra da büyük âlim Ebü's-Saîd Mehmed Hâdimizâde Mehmed Emin Efendinin sohbetlerine katıldı. Uzun yıllar onun derslerine ve hizmetine devam ederek icazet aldı.


Tahsilini tamamladıktan sonra hocasının isteği üzerine Kayseri'de ilim öğretmeye başlayan Kasım Efendinin ders halkası kısa sürede talebelerle doldu. Şöhreti Kayseri dışına taştı. Âlimler arasında “Kasım Allâme” unvanıyla şöhret buldu. Kendisine verilen Şeyh İbrahim Tennûrî Camisinin şeyhlik kürsüsü ile hatiplik vazifesinin ardından Kasım Efendi bütün vakitlerini kâh câmide¸ kâh caminin hemen karşısında bulunan evinde İslâmiyet'i anlatmak¸ ilim öğretmek¸ vaaz ü nasihat etmekle geçirdi. Kırk altı yıl emek verdiği bu hizmet neticesinde içlerinde Hacı Torun Efendi gibi tefsir ilminde söz sahibi olan pek çok âlimin yetişmesine vesile oldu. Halim selim¸ alçak gönüllü bir zât olan Göncüzâde Kasım Efendi dünyaya hiç değer vermez haramlara düşme korkusu ile şüphelilerden bile çok sakınırdı. İbadet ve zikre çok düşkündü. Göncüzâde Kasım Efendi 1842 yılında Kayseri'de vefat etti ve Hunad Câmii içerisindeki hususi kabrine defnedildi.


Vefatından kısa bir zaman önceki vaazında şunları anlattı: “Sahihayn ismi verilen¸ dîn-i İslâm'ın iki temel kitabında (Buhârî ve Müslim) Câbir bin Abdullah (r.a.)'ın bildirdiği bir hadis-i şerifte¸ Rasûlullah (s.a.v.)¸‘Birinin evi önünde bir nehir olsa ve o kimse her gün beş kere bu nehirde yıkansa¸ üzerinde kir kalır mı?' diye sordular. Biz¸ hayır¸ Yâ Rasûlallah¸ dedik. Bunun üzerine Allah Rasûlü; ‘İşte¸ beş vakit namazı kılanların da¸ böyle küçük günahları afv olunur' buyurdular. Bazı cahiller¸ bu hadis-i şerifi işitince¸ o hâlde¸ hem namaz kılarım¸ hem de istediğim gibi¸ keyif sürerim. Nasıl olsa günahları mafv olur¸ diyor. Böyle düşünmek doğru değildir. Çünkü şartları ile edebleri ile kılınıp¸ kabul olan bir namaz¸ günahları döker. Sonra¸ küçük günahları afv olsa bile¸ işlemeye devam etmek¸ ısrar etmek¸ büyük günah olur. Büyük günah işlemeye ısrar etmek de¸ küfre sebep olur.”


Hacı Torun Efendi


Kayseri'nin büyük velilerinden olan Hacı Torun Efendi 1799 yılında Kayseri'de doğdu. Asıl adı Muhammed Salih'tir. Küçük yaşta babasını kaybetmesi üzerine âlim ve zahit bir zât olan dedesi Hacılarlı Musa Efendinin himâyesinde büyüdü. İlk tahsilini de yine dedesi Musa Efendiden aldı.


Hacı Torun Efendi Musa Efendinin vefatından sonra Kayseri'ye gelerek zaruret dolayısıyla dokumacılık sanatını öğrendi ve bir süre bu işle meşgul oldu. Ancak bu sıralarda gördüğü bir rüyayı manevî bir işaret olarak değerlendirdi ve dokumacılığı bıraktı. Rüyası; Peygamber Efendimizin eline Kur'an-ı Kerim vererek “İkrâ” (Oku) hitabını emir buyurmaları şeklindeydi. O günden itibaren içinde büyük bir ilim ve okuma aşkı oluşan Hacı Torun Efendi önce Mürekkepçi İsmail Efendinin derslerine devam etti. Yanıkoğlu Camii İmamı Hacı Derviş Efendiden Kıraat ilmi okudu. Aynı zamanda Göncüzâde Kasım Efendinin derslerine de katılarak icazet aldı. Ayrıca Yine devrin meşhur âlimlerinden Ankaralı Sarı Abdullahzâde Mehmed Efendi ile Hacı Vahdî Salih Efendi gibi devrin meşhur âlimlerin sohbet ve derslerine katıldı.


İlim tahsilinin ardından Kayseri'deki Cami-i Kebirin dersiamı Hocazâde Mehmed Efendinin ölümü üzerine Torun Efendi burada müderrislik vazifesine getirildi. İlmî derecesi yüksekliği sebebiyle kısa zamanda ders halkasında yüzlerce talebe katıldı. Dahası çevre illerden Hazretin ilmini ve faziletini duyanlarda onun ders ve sohbet halkasına katılmak için koştu.


Otuz yıldan fazla Cami-i Kebirde ders veren halka vaz ve nasihatlerde bulunan Hacı Torun Efendi son zamanlarında pek müzmin¸ tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yakalandı. Hastalıklarının en şiddetli anlarında dahi hiç bir zaman hastalığından şikâyet edecek ve tahammülsüzlüğünü gösterecek bir kelime sarf etmedi. Nihayetinde 1885 yılında vefat etti ve Hunat Camiindeki Hunat Hâtun türbesi yanına defnedildi.

Sayfayı Paylaş