İYİLİK VE FAZİLETLERLE ÖVÜLEN: EL-KUDDÛS

Somuncu Baba

"El-Kuddûs isminden nasibini alan bir Müslüman¸ Allah'tan
başka kimseye bel bağlamaz¸ minnet etmez. Mutlak sevginin de¸
mutlak ta'zimin de O'na ait olduğunu bilir."

El-Kuddûs¸ "temiz¸  pak ve yaratılmış niteliklerden soyutlanmış olan" mânâsındaki kuds kökünden türemiş mübalağa bildiren bir sıfat olup "tertemiz¸ her türlü kusurdan arınmış" demektir.[1] Yüce Allah'ın şu sözünde zikredilen ilâhî temizleme bu anlamdadır: "Allah sizden günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor."[2] Bu âyette sözü edilen temizlik¸ maddî temizliğin ötesinde bulunan mânevî arınma anlamına gelmektedir. El-Kuddûs¸ selbî sıfatlardandır.  "Selb" Allah'ta bulunmaması gereken niteliklerin O'ndan soyutlanması ve uzaklaştırılması için kullanılan bir sözcüktür. Allah'ın ne olmadığını anlatan selbi sıfatlar¸ Allah'ın kendisinden soyutladığı ölüm¸ uyku¸ cehalet¸ unutmak¸ acz¸ gaflet ve yorgunluk gibi tüm noksan sıfatlardır. İnsana düşen görev¸ Allah'ın kendisinden nefyettiği bu sıfatları¸  O'ndan nefyetmektir.


  Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Kuddûs¸  Kur'an-ı Kerim'de iki âyette geçmektedir:


 "O¸ kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O¸ el-Melikü'l-Kuddûsü's-Selâm'dır."[3]


 "Göklerdeki ve yerdeki her şey el-Melikü'l-Kuddûsü'l-Azîz olan Allah'ı tesbîh eder."[4]


Görüldüğü gibi Yüce Allah'ın el-Kuddûs ismi¸ diğer güzel isimler arasında yer alır.  Tertemiz¸ yüce ve her türlü eksiklikten soyutlanmış anlamına gelen el-Kuddûs isminde; "tathîr"¸  "tenzîh" ve "mübârek" anlamları vardır:


"Tathîr" Yüce Allah'ı¸  her türlü ayıp¸ kusur ve noksanlıklardan temiz kılma anlamına gelir. Burada¸ maddî anlamda değil¸ mânevî anlamdaki temizlik kastedilmiştir. Bu bağlamda Cenâb-ı Hak¸ her türlü şirk unsurundan berîdir. Kur'an-ı Kerim'de dört büyük melek arasında yer alan ve vahiy getirmekle sorumlu tutulan Cebrâil (a.s.)¸ "rûhu'l-kuds" olarak isimlendirilmiştir.[5] Çünkü o¸ insanları arıtan şeyleri getiren ruhtur. Bundan dolayı¸ Cebrâil¸ maddî ve günah kirlerinden uzak¸ tertemiz bir fıtratta yaratılmıştır. Âdetâ o¸ temizliğin özü¸ kendisidir. İlâhî nüzûl açısından vahiy¸ pak ve tertemiz olan Yüce Allah'tan¸ tertemiz olan Cebrâil'e¸ o da¸ gönülleri temizleyen¸ hikmetle dolduran ilâhî vahyi¸ bütün günahlardan arındırılmış olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'a indirmiştir. Amaç¸ Kur'an'ın kendilerine indiği insanları ve indirildiği mekânları her türlü çirkinlik¸ pislik ve haksızlıklardan temizleyip¸ yeryüzünde iyiyi ve adaleti yeniden tesis etmektir.


Hiç kuşkusuz zaman ve mekânlar¸ Allah'ın yarattıklarındandır. Bunlar değerlerini¸ kendilerinden değil¸ taallukatlarından alırlar. Bundan dolayı "şerefu'l-mekân bi'l-mekîn" denilmiştir. Mekânın değeri¸ orada bulunanların üstünlüğünden gelir. Bunun en açık örneğini; Mescid-i Haram¸ Kâbe-i Muazzama¸ Mescid-i Nebî¸ Mescid-i Aksa¸ Ravza-i Mutahhara gibi bir kısım mekânlarda görebiliriz. Bütün bu mekânlar¸ taşıdığı hatıralar ve gördüğü vazifeler açısından değerlidir. Aynı zamanda burada sayılan mekânların her birisi ve bu mekânlarda yapılan ibadetler¸ İslâm'ın şiarlarındandır. Mekânların mukaddes oluşuna dair bir başka örnek de Hz. Musa (a.s.)'ya vahyin vâki olduğu mekânla ilgilidir: "Şüphe yok ki¸ ben senin rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ'dasın."[6]  "Ayakkabıları çıkar" emri¸ o yerin temiz tutulması ve Allah'a karşı saygılı oluşun bir anlatım biçimidir. Yine Kur'an'da¸ Hz. Musa'nın İsrailoğullarını teşvik ettiği beldenin sıfatı "mukaddes" olarak belirtilmiştir.[7] Bu âyetlerde geçen  "mukaddes mekân" ve "mukaddes"¸ tertemiz¸ kirlerden¸ mânevî pisliklerden arınmış topraklar mânâsına gelir.


El-Kuddûs; Fazilet ve Güzelliklerle Övülmüş Olan


Kur'an-ı Kerim'de meleklerin Allah'ı ta'zim etmeleri takdîs fiili ile belirtilir: "Hani rabbin meleklere¸ ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti. Onlar¸ ‘Orada bozgunculuk yapacak¸ kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbîh ve takdîs ediyoruz' demişler. Allah da ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim' demişti."[8]  Bu âyette geçen takdîs de¸ tathîr mânâsınadır. Allah'ı takdîs etmek¸ O'nu övmek¸ yüceltmek¸ saygılı olmak ve O'nun şanına yakışmayan bütün isim ve sıfatlardan uzak durmaktır.  Bütün temizlik¸ bütün övgüye layık kemaller¸ fazilet ve güzellikler Allah'a mahsustur. Hiçbir şey O'nun kutsal sahasına yetişemez. O¸ hiçbir sınıra ve tasavvura sığmaz¸ hiçbir şirk kabul etmez¸ mülküne kimseyi ortak kılmaz¸ haksızlık yapmaz ve lekeli şeyler O'na yanaşamaz.


 Gerçek anlamda el-Kuddûs'ün mânâsı¸ fazilet ve güzelliklerle övülmüş demektir. Açık tesbîh¸ takdîsi; açık takdîs de tesbîhi içine alır. Çünkü yerilmiş sıfatların ortadan kaldırılması övgüleri isbat mânâsını ifade etmektedir. Bu sebeple¸ yer¸ gök ve ikisinin arasında bulunan şeylerin hepsi Allah'a aittir. O'nun bizden istediği¸ bütün bir yeryüzünü¸ görünen ve görünmeyen¸ gizli ve açık günah kirlerinden temizlemektir.


 


Takdîs¸ tenzih anlamına da gelir. "Tenzîh"¸ Yüce Allah'ı tüm zıtlardan¸ ortaklıklardan¸ eş ve çocuğu olmaktan ve her türlü yaratılmışlık özelliklerinden soyutlamak demektir. Bu mânâda takdîs¸ tevhîdin özüdür. Tevhîd¸ Yüce Allah'ın¸  sonradan yaratılan varlıklardan ontolojik anlamda ayrı olmasının bir ifade biçimidir. Bundan dolayı¸ tevhidin sağlam olması için¸ O'nu her türlü beşeri/yaratılmışlık özelliklerinden tenzih etmek gerekir. Allah'ı yaratılmışlık özelliklerinden tenzih etmek anlamlarını ihtiva eden: "Sübbûhun Kuddûsün ve Rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh/Ruh ve meleklerin Rabbi –kuddûstür¸ subbûhtur- çok temiz¸ mukaddes ve noksanlıklardan uzaktır" duâsı¸ genel mânâda meleklerin tesbîhidir [9] Kur'an-ı Kerim¸ yerde ve gökte bulunan her şeyin Allah'ı tesbîh ettiğini haber vermekte¸[10]  meleklerin de Arş'ın etrafını çevirmiş olarak hamdü senâ ile Cenâb-ı Hakk'ı tesbîh ettiklerini anlatmaktadır [11] Tesbîh¸ İlâhî Zat'ı¸ söz ve amel bakımından şanına lâyık olmayan her türlü kusurdan yüce tutarak tenzih etmektir. Bir başka ifade ile tesbîh¸ layık olmayanı reddetmek; takdîs ise¸ layık olanı isbat etmektir.  Dolayısıyla tenzîh anlamını da ihtivâ eden takdîs¸  O'nun noksan sıfatlardan uzaklığını¸ şirkten tenzihini ve varlığın bütünüyle O'na ait olduğunu dile getirmektir. Zifiri karanlık bir gecede¸ uçsuz bucaksız bir denizde¸ köpürüp duran dalgalar arasında ve sebeplerin bütün bütün tesirsiz kaldığı bir anda¸ Hz. Yûnus (a.s.)¸ "Ya Rabbî! Senden başka ilah yoktur¸ ulûhiyet tahtının yegâne sultanı Sensin Sübhânsın¸ bütün noksanlardan münezzehsin¸ yücesin Doğrusu kendime zulmettim¸ yazık ettim Affını bekliyorum Rabbim!"[12] derken "Sübhan" ismine sığınmıştır Yüce Allah¸ isim ve sıfatlarında kemal sahibidir. O'nun zatını ve sıfatlarını noksanlıklardan tenzih etmek ve kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğunu ortaya koymak¸ muvahhid bir Müslüman olmanın gereğidir. Allah'ı tenzih etmek demek¸ sadece O'nu methetmek değil¸ kemal sıfatlarını isbat ve bu sıfatların zıtlarını nefyetmeyi de içerir. Salt tenzîh¸ sadece medih değil¸ kemal sıfatlarını da kapsar.


 


 


El-Kuddûs; Bereketin Yegâne Kaynağıdır


Öte yandan takdîs¸ bereket mânâsına da gelir. Bu mânâda "Beytü'l-makdîs" bereket evi demektir. El-Kuddûs¸ aynı zamanda bereketin kaynağıdır. Kullarına ve mekânlara bereketi O ihsan eder. Bereket¸ bir şeyde ilâhî hayrın devamlı ve kararlı olması demektir.  "Suyun havuzda birikip yükselerek durması" anlamından alınmıştır. İlâhî hayrın bulunduğu şeye "mübarek" denilir. İlâhî hayır¸ dar bir kalıba sokulup sayılamayacak ve hislerle bilinemeyecek bir şekilde meydana geldiğinden¸ kendisinde beş duyu ile bilinemeyen bir ziyadelik tesbit edilen şeye de "mübarek" denilir. O halde¸  Yüce Allah¸  "mübârek"tir¸ gökyüzünde ve semada umumi bereketlerini bütün vakitlerde kullarına sürekli yayar. Bu bereketten istifade etmenin ilk adımı;  sağlam bir tevhîd inancına sahip olmak ve Allah'ı¸ O'na yakışmayan yaratılmışlık niteliklerinden soyutlamaktır.


 Şu halde¸ el-Kuddûs isminden nasibini alan bir Müslüman¸ Allah'tan başka kimseye bel bağlamaz¸ minnet etmez. Mutlak sevginin de¸ mutlak ta'zimin de O'na ait olduğunu bilir. Yüce Allah'ı¸ noksan sıfatlardan tenzih eder ve O'nun kemal sıfatlarıyla muttasıf olduğuna inanır. Her türlü şirk ve zulümden nefsini temizlemek suretiyle¸ içini ve davranışlarını tevhidin nuruyla aydınlatır. Bütün bir yeryüzünü maddî ve mânevî anlamda temiz tutmanın mücadelesini verir. Çünkü Yüce Allah temizdir¸ temizlenenleri sever.


 






[1] İbn Manzur¸ Lisânü'l-Arab¸ Beyrut¸ ts.¸ VI¸ 168.



[2] 33/Ahzâb¸ 33.



[3] 59/Haşr¸ 23.



[4] 62/Cumua¸ 1.



[5] 2/Bakara¸ 87¸ 253; 5/Mâide¸ 110; 16/Nahl¸ 102.



[6] 20/Tâh⸠12.



[7] 5/Mâide¸ 21.



[8] 2/Bakara¸ 30.



[9] Müslim¸ Salât 223.



[10] 57/Hadîd¸ 1.



[11] 39/Zümer¸ 75.



[12] 21/Enbiy⸠87.

Sayfayı Paylaş