PEYGAMBER ÂŞIĞI BİR GENÇLİK

Somuncu Baba

Biz onu gerçekten severiz¸ çünkü Kur'an'ı okuyorsak¸ alnımızı secdeye götürüyorsak¸ ramazanda orucumuzu tutuyorsak¸ haccımızı ve umremizi yapıyorsak¸ ahlakımızı güzel tutarak iyi bir mü'min olmaya çabalıyorsak¸ bütün bunları kuşatan imanımızla âhiretimizi kurtarmaya gayret ediyorsak¸ bunlar hep onun vesilesiyledir. Rabbimiz onu bizlere rehber yapmıştır. Onun önderliğinde bizler bunları öğrendik. Bütün bunların elbette bir karşılığı olacaktır. İşte gönlümüzün derinliklerinden kopup gelen sevgimizin nedeni budur. "Yâ Rasûlellah" ded

Her birimizin kalbinde sevgisine yer verilmiş insanlar vardır. Yaşamımızda etkili olmuşlar ve gönül tahtımıza kurulmuşlardır. Meselâ annemizi¸ babamızı ve kardeşlerimizi severiz. Zira üzerimizde hakları var. Bizler için pek çok fedâkârlıklar göstermişlerdir. Anacığımızın biz hasta olmayalım diye üzerimize titremesi¸ karnımızı iyi doyurmamız için sıkıştırması¸ hastalandığımızda başı göğsüne düşerek yanıbaşımızda uyuyakalması¸ eve biraz geç kaldığımızda hemen telaşlanması ve diğer fedâkârlıkları… Bizim için katlandığı bu cefâlar gönlümüzü ona bağlamıştır. Bu nedenle "anne" dediğimizde hepimizin yüreğinde bir şeyler kıpraşır. Evi geçindirmek için türlü sıkıntılara katlanan¸ imkânlarını seferber eden babamıza olan sevgimiz de bundandır. Hocalarımız¸ öğretmenlerimiz ile üzerimizde hakkı olan diğer insanlara bağlılığımız hep bu yüzdendir. Her birinin hayatımızda özel bir yeri vardır. Bu yüzden sevdiklerimizin sevinci sevincimiz¸ üzüntüleri üzüntümüzdür.


 


Allah Rasûlüyle Birlikteymişiz Gibi


Bizim Allah Resûlüne karşı da özel bir sevgimiz var. Onun adını her anışımızda salât getirirken yüreğimiz sevgiyle kabarır. Topkapı Sarayı'ndaki kutsal emanetleri ziyaret ederken¸ Eminönü'nden vapurla Kadıköy'e veya Üsküdar'a geçerken Sarayburnu hizasına geldiğimizde¸ kutsal emanetler vesilesiyle hemen aklımıza Allah Rasûlü gelir. Fâtihalar¸ İhlâslar göndeririz Allah'ın son elçisinin aziz ruhuna. Sakal-ı şerîfini veya hırka-i şerîfini ziyaret etmek için sıraya girdiğimizde gözlerimizden yaşlar boşanır¸ ona ait bir şeye yakın olmanın verdiği hazla. Eyüp'e kadar inerek Ebâ Eyyûb'u ziyaret etmemiz de ondandır. Onun güzel arkadaşlarından birine uğramanın verdiği mutlulukla¸ bitişiğindeki camide kıldığımız namazdan aldığımız tat bir başkadır. Bu yüzden fırsat bulabilen insanlar sabah namazlarına bile oraya koşar. Teravih namazlarında kubbeyi inletircesine "allahümme salli" derken¸ Allah Rasûlüne olan sevgimiz artar da artar. Hac veya umre vesilesiyle kabrini ziyaret ettiğimizde¸ bu sefer bedenen ona yakın olmanın verdiği değişik bir duyguyla vücudumuzu titreme alır. Allah Rasûlünün bütün hayatı gözlerimizin önünden geçer. Zihnimizde Medine dönemi canlanır. Ona daha yakın olmak isteyerek ön saflarda yer almak isteriz. Medine sokaklarında gezerken¸ onun bulunduğu yerleri ziyaret ederken âdetâ dünyadan koparız. Allah Rasûlüyle birlikteymişiz gibi hissederiz. Ne muhteşem bir duygudur o¸ Allah Rasûlünün mübarek ayaklarının değdiği zemin üzerinde ayak sürümek.


Biz Allah Rasûlünü elbette çok severiz. Çünkü onun gönlümüzde çok özel bir yeri var. Bizim için gösterdiği fedâkârlıklar önümüzde. Sırf bizim için her türlü sıkıntılara katlandı. Ölümle burun buruna geldi¸ vatanını terk etti¸ hakaretlere maruz kaldı¸ taşlandı¸ karnına taş bağladı¸ düşman memleketi istila etmesin diye hendek kazdı¸ bir kenarda durmayıp cami inşaatında bilfiil çalışarak ter döktü. Sürekli bizleri düşünerek Allah'a her elini açısında ümmetini duanın başına koydu¸ gözlerinden yaşlar boşaldı. Bizim üzerimize titredi¸ mü'minlerin dertlerini kendi derdi bildi. Rabbimiz onu ne güzel de tarif etmiştir: "Ey inananlar! And olsun ki¸ size içinizden öyle bir peygamber geldi ki¸ sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelir. Üzerinize çok düşkündür. İnananlara karşı pek şefkatli ve merhametlidir." (9/Tevbe¸ 128).


 


Rabbimiz Onu Bizlere Rehber Yapmıştır


Biz onu gerçekten severiz¸ çünkü Kur'an'ı okuyorsak¸ alnımızı secdeye götürüyorsak¸ ramazanda orucumuzu tutuyorsak¸ haccımızı ve umremizi yapıyorsak¸ ahlakımızı güzel tutarak iyi bir mü'min olmaya çabalıyorsak¸ bütün bunları kuşatan imanımızla âhiretimizi kurtarmaya gayret ediyorsak¸ bunlar hep onun vesilesiyledir. Rabbimiz onu bizlere rehber yapmıştır. Onun önderliğinde bizler bunları öğrendik. Bütün bunların elbette bir karşılığı olacaktır. İşte gönlümüzün derinliklerinden kopup gelen sevgimizin nedeni budur. "Yâ Rasûlellah" dediğimizde gözlerimizin dolması bundandır. Bu sevinçle¸ "Bizlere son elçisine ümmet olmayı nasip eden rabbimize hamd olsun." dememizin sebebi budur.


Biz Allah'ın elçisini severiz. Nitekim Mekke'de İslâm'ı insanlara anlatmaya başladığında etrafında kenetlenen¸ ona sahip çıkan¸ maruz kaldığı eziyetlere karşı göğüslerini siper edenlerin çoğu gençlerdi. Hz. Ali 10¸ Abdullah b. Ömer ile Ubeyde b. el-Cerrah 13¸ Ukbe b. Âmir 14¸ Cabir b. Abdullah ile Zeyd b. Hârise 15¸ Abdullah b. Mes'ûd¸ Habbâb b. Eret ile Zubeyr b. Avvâm 16¸ Talha b. Ubeydullah¸ Abdurrahman b. Avf¸ Erkâm b. Ebi'l-Erkâm¸ Sa'd b. Ebî Vakkâs ile Esmâ bint Ebî Bekr 17¸ Muâz b. Cebel ile Mus'ab b. Umeyr 18¸ Ebû Mûsâ el-Eş'arî 19¸ Câfer b. Ebî Tâlib 22¸ Osman b. Huveyris¸ Osman b. Affan¸ Ebû Ubeyde¸ Ebû Hureyre ile Hz. Ömer 25-31 yaşlarında idiler.


 


"Anam Babam Sana Feda Olsun Ey Allah'ın Rasûlü!"


Bu sevgi elbette karşılıksız bir sevgi değildir. Allah Rasûlü de gençleri çok sever¸ onlara değer verirdi. Camiye devam etmeleri için çabalardı. Onlarla şakalaşır¸ toplum içinde düşüncelerini ifade etmeleri için söz verir¸ yetenekli olanları müfrezelerin ve birliklerin başına komutan atardı. Toplumu bilgilendirmek ve İslâm'ın öğretilerini insanlara öğretmek için yardımlarını alırdı. Öyle ki¸ Ashâb-ı Suffa olarak adlandırılan ve bizzat Hz. Peygamber'in eğitiminden geçerek İslâm'ı anlatmak üzere çeşitli bölgelere dağılan insanların büyük çoğunluğu gençlerden oluşmaktaydı. Onların İslâm'ı insanlığa ulaştırmak için gösterdikleri çabalar sırasında başlarına bir şey gelmesi Allah Rasûlünü çok üzerdi. Nitekim yetmiş kişilik genç bir eğitim kadrosunu İslâm'ı anlatmak amacıyla görevlendirmiş¸ ancak bu güzel insanlar Bi'r-i Mâûne denilen yerde tuzağa düşürülerek şehit edilmişlerdi. Onların bu durumu Allah Rasûlünün o kadar ağırına gitti ki¸ o kadar yüreğini sızlattı ki¸ bir süre sabah namazında bu işi yapanlara kunut okuyarak beddua etti.


Habîbullah konuşmalarında da gençlere özel bir yer ayırırdı. Hadislerinin bir kısmını gençlerle ilgili sözlerin süslemesi bundandır. Meselâ bir hadislerinde¸ başka gölgeliğin olmayacağı kıyamet gününde Allah'ın arşı altında gölgelenecek kimseleri sayar. İkinci sırada rabbine ibadetle yetişen genci zikreder. (Buhârî¸ Ezan¸ 36). Diğer iki hadislerinde de şöyle buyururlar:


“Kıyamet günü Âdem oğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan ayrılamayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden¸ gençliğini nerede geçirdiğinden¸ malını nereden kazanıp nereye harcadığından¸ bildiğiyle ne denli amel ettiğinden.” (Tirmizî¸ Kıyâme¸ 1).


“Yaşından dolayı bir ihtiyara ikramda bulunan genç için¸ Allah Teâlâ ona ikram edecek kimseler hazırlar.” (Tirmizî¸ Birr¸ 75).


Gerçekten de gençler Allah Rasûlünü sever¸ Allah Rasûlü de onları sever. İşte bu gerçek sevgidir. Bu¸ "Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasûlü!" dedirten bir sevgidir. Ne mutlu bu sevgiye lâyık olabilen gençlere ve onun rehberliğinde hayatlarını güzelleştirebilenlere…

Sayfayı Paylaş