İNCİ HANIMIN KONAĞI

Somuncu Baba

"Kapının arkasında annem ne diyecek diye soluğumu
tutmuş beklerken¸ dayanamayıp kapıyı yavaşça araladım
ve anneme baktım. Gözleri ıslaktı. İçini çekti ve "Bizim
âdetimizde bir kez evlenilir abla. Oğullarımın başına nasıl
üvey baba getiririm?"

Vefa'da iki katlı ahşap konakta geçti çocukluğum. Konağa ilk geldiğimiz gün¸ iki yaş büyük abim¸ önündeki tabelayı heceleyerek okumuştu. "İnci Hanımın Konağı." Annem abimle bana bakmak için¸ gündüzleri Çemberlitaş'ta büyük bir iş hanının çay ve temizlik işlerini yapar¸ akşamları da bir atölyeden aldığı parçalara düğme dikerdi. Bazen düğmeleri dikerken uyukladığını fark ederdim. O zaman biraz daha büyük olup¸ ben de dikebilmeyi çok isterdim.


Konağımızın altı odasının beşinde¸ beş ayrı kiracı kalırdı. Bunlardan kırk yaşlarında olan¸ yazar Ömer Abi tek başına yaşardı. Diğerleri emekli karıkoca Zekiye Teyze ile Yusuf Amca¸ yine annem gibi dul Ayten Teyze ile kızı Ayşegül¸ bir de genç evli çift Leyla ile Nazif'ti. Zekiye Teyze ile Yusuf Amcanın¸ bir de oğulları Kenan vardı. Kenan evliydi vekarısı ve çocuklarıyla¸ sık sık ziyaretlerine gelirdi. O zaman Zekiye Teyze beni sabahtan tembihlerdi "Bu gün abinle yemekte bizdesiniz ha. Sakın bir yere kaybolmayın." Bizim kaybolmaya hiç niyetimiz yoktu zaten. Zekiye Teyze¸ etli pilavla börek yapar¸ nohutlu soğuk çorba katardı. Öyle günlerde karnımız çok iyi doyardı. Sonra da torunları Bekir ve Hacer'le oynardık. Abim kız diye Hacer'le oynamayı kendine yediremezdi¸ ama gizli gizli bakışlarından onu çok beğendiğini de anlardım.


Konakta herkes birbiriyle çok iyi anlaşırdı. Hepimiz yoksulduk ama Ömer Abi "Umutlu olmalıyız. Demokrat Parti başa geçti. Artık her şey düzelme yoluna girecek." derdi. Bir sene geçtiği halde¸ Nazif'in daha iyi bir işe girmesi dışında¸ hiçbirimizin hayatında¸ gözle görülür bir iyileşme olmamıştı.


Sabahları¸ Ömer Abinin daktilo sesiyle uyanırdım. Sürekli yazardı ve daha çok aşk üzerine olan hikâyelerinin okuyucusunun çok olduğu söylenirdi. Bir gün¸ Leyla ile Ayten Teyze konuşurken duymuştum. Ömer Abi¸ anneme olan aşkını işlermiş hikâyelerinde ve söylediklerine göre¸ çok daha iyi bir yerde oturabileceği halde¸ yine bu sebepten konaktan ayrılmazmış. Bir kez de Ayten Teyzenin anneme "Kızım böyle hayat geçer mi? Bak Ömer Bey orada bir "he" demeni bekliyor. Gördüğüm kadarıyla sen de ona karşı boş değilsin. Daha ne bekliyorsun." dediğini duydum.


Kapının arkasında annem ne diyecek diye soluğumu tutmuş beklerken¸ dayanamayıp kapıyı yavaşça araladım ve anneme baktım. Gözleri ıslaktı. İçini çekti ve "Bizim âdetimizde bir kez evlenilir abla. Oğullarımın başına nasıl üvey baba getiririm?"


O zaman anladım ki¸ annem de Ömer Abiyi seviyordu¸ fakat ikisinin karşılaştıklarında¸ sarf ettikleri sıradan bir iki cümle dışında¸  konuştuklarını hiç görmedim. Abime anlattığımda "Tabii evlenemez. Ben üvey baba istemem." dedi sinirlenerek. O zaman korkumdan bir şey diyemedim ama evlenmelerini çok istiyordum. Hem Ömer Abiyi çok severdim hem de birine "Baba" demek istiyordum. Üç sene önce ölen babamı¸ hiç hatırlamıyordum bile.


Bazen Ömer Abinin yanına gider¸ konağın arka bahçesine bakan penceresinin önünde çalışırken seyrederdim onu. Bazı satırları yazarken değişen yüz ifadesini dikkatle izler¸ "Acaba şimdi annemi mi düşünüyor?" diye aklımdan geçirirdim.


Ömer Abi her ayın birinde¸ maaşını almaya gider ve dönerken elleri dolu gelirdi. O gün konağın büyük salonunda¸ onun aldıklarından bir ziyafet sofrası kurulur¸ herkes neşe içinde birlikte yemeğini yerdi. Bana da kocaman bir fıstıklı çikolata alırdı. Ben onu çamaşırlarımın arasına saklar ve her gün bir parça bölerek abimle birlikte yerdik. En büyük parçayı anneme vermek isterdim fakat annem "Çikolata bana dokunuyor yavrum. Sen abinle ye." derdi. Bizim yememiz için yalan söylediğini bilirdim. "Çikolata neden dokunsun ki?" diye düşünürdüm.


Sokağın karşısındaki betonarme evde oturan zengin aile¸ oğulları Hakan'a bir bisiklet almışlardı. O etrafa gösteriş yaparak bisikletini sürerken¸ bizler imrenerek onu izlerdik.  Bir defasında Hakan'ın bisikletini Ömer Abiye anlatırken hırslandığımı anlamış olmalı ki¸ yazdığı kâğıtları göstererek "Romanım basılsın¸ sana söz hemen o gün bir bisiklet alacam. Hem de mavi renkli." Mavinin benim en sevdiğim renk olduğunu biliyordu.


O günden sonra Ömer Abinin yanında daha çok vakit geçirmeye başladım. Her gün soruyordum ne kadar kaldı¸ ne zaman bitecek diye. O da gülümseyerek başımı okşuyor ve "Az kaldı çocuk. Bisikletinin gelmesi yakındır."


O günlerde konaktaki sakin hayatımıza¸ hareket getiren bir olay oldu. Zekiye Teyzelerin oğlu Kenan¸ bir sokak kavgasını ayırmaya çalışırken¸ bıçaklanarak ağır yaralanıp hastaneye kaldırılmış. Konağa gece yarısı haber gelince¸ herkes merakla ayağa fırladı. Zekiye Teyze ile Yusuf Amcanın allak bullak olmuş yüzlerinde çok derin bir acı gördüğümü hatırlıyorum. Ömer Abi onları sakinleştirmeye çalışarak "Siz bekleyin ben bir araba bulup geleyim" dedi.  Kısa bir süre sonra kendi kullandığı¸ üstü açık bir arabayla geldiğinde¸ hepimiz şaşkınlıktan küçük dilimizi yutuyorduk.


 Kenan hastanede bir ay yattı. O arada işini de kaybettiği için¸ ailesi gelip konağa yerleştiler. Böylece konağın tek boş odası da dolmuş oldu. Kenan'a üzülmekle beraber¸ Bekir ile Hacer'in konağa taşınmasından memnundum. Artık hep birlikte oynayacak¸ okula birlikte gidecektik. Kenan hastaneden çıkarken¸ tedavi masraflarını Ömer Abi'nin ödediğini duyunca¸ konak halkı bir kez daha şaşırdı. O günden sonra¸ Ömer Abi konağın iyilik babası olmuştu. Herkes ona daha bir özenli davranıyor¸ kaldığı yerin temizliğini¸ yemeklerini yapmayı istiyorlardı. O ise nazik bir şekilde hepsini geri çeviriyor ve yazmaya devam ediyordu.


Bu arada Kenan da tamamen iyileşip ayağa kalkınca tekrar iş aramaya başladı. Ömer Abi burada da devreye girdi ve Kenan'la eşine bir fabrikada iş buldu. Ben bunları nasıl yapabildiğine çok şaşırmakla birlikte¸ insanların yüzündeki mutluluğu görünce kararımı verdim.  Ömer Abi gibi olacaktım. Herkese yardım eden ve mutluluk dağıtan biri. Gece sabaha kadar¸ bunu nasıl yapacağımı düşündüm fakat bir çıkış yolu bulamadım. Ömer Abiye soracaktım. Sabah daktilo sesi başlamadan koşarak odasına gittim. Önce kapıya yavaşça vurdum.  İçeriden hiç ses olmayınca¸ biraz daha kuvvetle vurdum. Yine ses yok. Yavaşça açıp içeri girdim. Etrafta ona ait hiç eşya yoktu. Sadece yatağa dayanmış olarak duran mavi iki tekerlekli bir bisiklet¸ masanın üzerinde kalın bir kitap ve üzerinde bir not vardı:


 "Küçük Dostum Ali. Bir gün bana baba demek istersen aşağıdaki adreste olacağım. Birlikte iyilik yapmanın yollarını konuşuruz belki. Bisiklet senindir."

Gözlerim doldu. Bisiklete binip odada bir tur atarken¸ karşımda Ali Abi varmış gibi gülümsedim. Sonra kitabı elime alıp kokusunu içime çektim. Sene başında öğretmenimizin dağıttığı kitaplar gibi kokuyordu. "İnci Hanımın Konağı." Kitabın üzerinde bizim konağın resmi ve yanında da küçük bir çocuk duruyordu. İlk sayfasını açtım "Küçük dostum Ali'ye." Artık gözyaşlarımı tutamıyordum. Kitabı göğsüme bastırdım¸ onun her zaman oturduğu sandalyeye oturup¸ bir süre bahçeye baktım. Sanki her şeyi onun gözünden seyretmek istiyordum. Bir süre sonra sandalyeden kalkarken önemli bir karar daha vermiştim. Hepimizin hayatını değiştirecek bir karar. Hemen uygulamaya koymak için¸ hala göğsümde basılı duran¸ "İnci Hanımın Konağı" ve tek elimle sürmeye çalıştığım mavi bisikletimle¸ annemim yanına koştum.

Sayfayı Paylaş