ALLAH'IN VERDİĞİ MAHSÜLDEN FAKİRİN HAKKINI VERMEK: ÖŞÜR

Somuncu Baba

Ebû Hanîfe'ye göre toprak ürünlerinde nisab şartı aranmaz. Mahsul ister çok ister az olsun öşre tabidir. İslâm hukukçularının çoğunlu­ğuna göre ise toprak mahsûlleri zekâtında da belli bir miktara ulaşmış olmak (nisab) şarttır. Buna göre topraktan elde edilen mahsül 653 kg.'a (beş vesk) ulaşmadıkça öşür vermek gerekmez. Bu görüşü savunanların dayanağı "Beş vesk'ten az (üründe) zekât yok­tur." anlamındaki hadis­tir.

İslam'ın temel hedeflerinden biri¸ toplumdaki fakir ve zenginler arasında denge kurmaktır. Yüce kitabımız Kur'ân'ın zekât¸ sadaka¸ infâk ve öşür gibi emir ve hükümleri esasen bu dengeyi sağlamaya yöneliktir. Zekât ve öşür miktarı belirli ve ibadet yönü gâlip dini vergilerdir. Sadaka ve infâkın ise alt ve üst sınırı yoktur. Bunlar Müslüman şahsın imkânına ve gönlüne bırakılmıştır. Bu sebeple belli bir miktar malı olmayanlar zekât ve öşürle yükümlü tutulamaz. Ancak infâk ve sadakaya her Müslümanın gücü yeter. Çünkü Hz. Peygamber (a.s.) sadakanın en kolay ve herkesin gücü dâhilinde olanının insanlara güler yüzlü davranmak olduğunu ifade etmiştir. Kur'ân'a göre eli Allah için vermeye alışan insanlar için verdiği şeyin miktarı önemli değildir. Önemli olan verdiğini Allah için ve candan vermektir. Bu sebeple Yüce kitabımız şöyle bir prensip ortaya koyar: "(Gönül alıcı) tatlı bir söz söylemek ve(ya bir kimsenin ayıbını örtüp kusurunu) bağışlamak¸ peşinden (başa kakma ve) incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır…"[1].


Kelime olarak onda bir demek olan "öşür"¸ dinî ve fıkhî bir kavram olarak toprak ürünlerinden alınan zekâtı ifade eder.


Toprak mahsûllerinden zekât yani öşür alınmasının farz olduğu Kitap¸ Sünnet ve icmâ delille­riyle sabittir. Yüce Allah konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak sizin için yerden çıkardıklarımız­dan infâk edin.."[2]¸ "Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri¸ ürünleri çeşit çeşit hurmaları¸ ekinleri¸ birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin¸ fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez"[3] buyurmuştur. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: "…Yağmur ve nehir sularıyla sulanan top­rak ürünlerinde onda bir (uşr/1/10)¸ kova (el emeği) ile sulananlarda yirmide bir (nısfu'1-uşr/1/20) vardır"[4] buyurmuştur. Bu âyet ve hadisleri esas alan İslâm âlimleri ziraî ürünlerde zekâtın farz olduğunda görüş birliği (icmâ) etmişlerdir.


Müslüman bir mükellefe öşrün farz olmasının sebebi¸ topraktan elde edilen ürünle ilgili olmasındandır. Bu sebeple bir kimse arazisini ekip biçebileceği halde boş bıraksa o arazi­den zekât alınmaz. Aynı şekilde bir âfet mevcut ekini yok etse veya bu âfetten dolayı ekin bitmese yine mal sahibi zekâtla mükellef tutulmaz.


Öşrün Farz Olmasının Şartları


Hanefî mezhebine göre bir mükellefe öşrün farz olması için bu mükellefin şu şartları taşıması gerekir:


1. Müslüman olmak: Öşürle yükümlü olacak kimsenin Müslüman olması şarttır. Zira İslâm hukukçularının çoğuna göre¸ gayr-i müslimlerin¸ Müslüman olma­dan önce yaptıkları hiçbir ibâdet sahih ve muteber değildir. Öşür de toprak ürünlerinden alınan zekâtın¸ yani bu şekildeki ibadetin özel adıdır. Dolayısıyla bun­da da mükellefin Müslüman olması şarttır. Ancak öşür ibadet özelliği taşımakla beraber¸ mâlî mükellefiyet özel­liği de bulunmaktadır. Bu noktadan hareket eden İslâm hukukçuları öşür yükümlü­lüğü için akıl ve buluğ şartının aranmaya­cağı husûsunda görüş birliği etmişlerdir. Bu sebeple¸ mal sahibi çocuk ve akıl hastası da olsa onların velî ve vasîleri öşürlerini vermekle mükelleftir.


2. Mahsul üzerinde tam mülkiyet sahibi olmak: Öşür yükümlülüğü topraktan dolayı değil¸ elde edilen mahsulden ötürüdür. Önemli olan toprağa değil¸ mahsule sahip olmaktır. Buna göre Hanefilerden İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in de bulunduğu fakihlerin çoğunluğuna göre toprağı kiralayarak eken kimse elde ettiği ürünün zekâtı (öşrü) ile mükel­leftir. Ebû Hanîfe'ye göre ise öşürle yükümlü olan toprağın sahibidir. Dolayısıyla toprak sahibi toprağını kiraya vermişse kiracı öşür ödemek zorunda değildir. Zira Ebû Hanîfe'ye göre¸ toprağı kiralayan kişi sanki verdiği ücret karşılığı mal sahibi adına ekin ekmiştir ve ekin¸ hükmen mal sahibinindir.


Arazi yarıcılık (müzâraa) usulü ile ekilmişse öşür¸ Ebû Hanîfe'ye göre mal sahi­binden alınır. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre ise mal sahibi ve kiracı¸ hisselerine düşen mahsulün öşrünü ayrı ayrı öderler.


Öşür Verilecek Toprağın da Şu Şartları Taşıması Gerekir


1. Toprağın öşür toprağı olması: Hanefî mezhebine göre öşrün sebebi toprak olduğu için bir topraktan sadece bir tür vergi ödenir. İlgili hadis gereği aynı topraktan iki tür vergi alınamaz[5]. Bu da toprağın durumuna göre ya öşür ya da haraç olur. Haraç¸ gayrimüslimlerden sulh yoluyla alınan ve bir ücret karşılığında eski sahibinin elinde bırakılan topraktır. Buna göre Müslüman haraç toprağını ister sahip sıfatıyla isterse mutasarrıf olarak işlesin sadece haraç vermekle yükümlüdür. İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre ise bu durumdaki mükellef hem haraç hem de öşür verecek­tir. Çünkü bu iki vergi ayrı ayrı haklardır. Biri toprağa diğeri de mahsûle bağlıdır.


Hanefî fıkıh kitaplarında Türkiye¸ Suriye¸ Mısır¸ Irak topraklarının haraç toprağı olduğu yazılmaktadır. Buna göre bu toprakların öşre tabi olmadığı zikredilmektedir. Ancak bu hüküm fıkıh kitaplarının yazıldığı döneme aittir. Çünkü bugün yurdumuz­da haraç vergisi alınmamaktadır. Bu durumda Müslüman¸ mahsulünün zekâtını da vermezse¸ fıkıh kitaplarında "işlenen arazi iki vergi yükünden de muaf tutulamaz"[6] şeklinde yer alan kaidenin dışına çıkmış olacaktır. O halde ülkemizde haraç uygulaması olmadığı için aynı topraktan iki tür vergi alma durumu da artık söz konusu değildir. Sonuç olarak¸ Hanefî mezhebi ilkelerine göre ülkemizdeki toprak sahipleri¸ farz olan ziraî mahsul zekâtını yani öşrü vermekle dinen yükümlüdürler.


2. Mahsulün mevcut olması: Ekilen ara­ziden ürün çıkmaz yahut bir âfetle telef olursa öşür farz olmaz. Bu konuda bütün İslâm hukukçuları aynı görüştedir.


3. Mahsulün belirli nitelikteki toprak ürünlerinden olması. Bu konuda öşür verme konusunda alanı en geniş tutan Ebû Hanife'dir. O¸ zekâtın ruhuna ve farz kılınma hikmetine uygun olarak¸ mal sahibinin cimrilikten kurtulmasını ve fakirin nasiplenmesini esas almıştır. O¸ konuyla ilgili âyet ve hadislerin kayıtlayıcı olmayan mutlak ifadelerini delil göstererek "Allah'ın verdiğinden verme" veya "Allah ne vermişse ondan verme" prensibinden hareket etmiştir. Ebû Hanîfe'ye göre ot¸ odun¸ farisi kamışı dışında kalan bütün ürünler öşre tabidir. Ebû Yusuf ve Muhammed'e göre bir sene çürümeden kalabilen mahsûller zekâta tabidir.


Ahmed b. Hanbel'e göre ölçülebilen¸ kurutulabilen dayanıklı gıda maddeleri ile insanlar tarafından yetiştirilen bütün ürün­ler öşre (zekâta) tabidir.


İmâm Mâlik ve Şafiî'ye göre ise bir sene muhafaza edilebilen ve gıda maddesi özel­liğine sahip mahsûller zekâta tabidir. Şâfiîler ise meyvelerden sadece hurma ve üzümün zekâta tabi olduğu görüşündedirler.


Ne Kadar Ürünü Olan Öşür Verir?


Ebû Hanîfe'ye göre toprak ürünlerinde nisab şartı aranmaz. Mahsul ister çok ister az olsun öşre tabidir. İslâm hukukçularının çoğunlu­ğuna göre ise toprak mahsûlleri zekâtında da belli bir miktara ulaşmış olmak (nisab) şarttır. Buna göre topraktan elde edilen mahsül 653 kg.'a (beş vesk) ulaşmadıkça öşür vermek gerekmez. Bu görüşü savunanların dayanağı  "Beş vesk'ten az (üründe) zekât yok­tur." anlamındaki hadis­tir.


Mahsulden Ne Kadar Öşür Verilir?


Konuyla ilgili olarak yukarıda zikrettiğimiz hadise göre¸ toprak mahsûllerinin zekâtı onda bir veya yirmide bir olarak belir­lenir. Buna göre¸ toprak emek sarfedilmeden yağmur ve dere sularıyla sulanıyorsa onda bir (1/10); emek sarf edilerek kova¸ dolap¸ motor vb. ile sulanıyorsa yirmide bir (1/20) oranında öşre (zekâta) tabi olur.


Eğer arazi hem emek sarfedilmeden yağmur veya nehir sularıyla ve hem de emek harcanarak dolap vb. usullerle sula­nıyorsa¸ hangisi ile daha çok sulanmış ise ona bakılır. En çok külfetsizce sulanmış ise 1/10¸ en çok emek harcanarak sulanmışsa 1/20 nisbetinde zekât alınır. Eşit usullerle sulanmışsa mükellefin lehine olmak üzere 1/20 nisbetinde zekâta tabi olur.


Günümüzde modern tarımın yaygınlaşması ile birlikte tohum¸ gübre¸ mazot ve işçi ücretleri gibi mas­raflar üretimin maliyetinde önemli bir meblağ oluşturmaktadır. Dolayısıyla¸ elde edilen ürünün toplamından ürün için yapılan masraflar düşüldükten sonra öşür verilecektir. Buna göre masraflar çıkarıldıktan sonra geriye kalan ürünün tabii yollarla sulanan tarlada 1/10¸ emekle sulananda 1/20 oranında zekâtı verilmesi gerekir.


Öşür Ne Zaman Tahsil Edilecektir?


Ebû Hanîfe ve İmâm Züfer'e göre öşür¸ hububatta taneler ortaya çıktığı zaman¸ meyvalarda ise olgunlaşma başladığı zaman verilir. Ebû Yusuf'a göre hasat zamanı¸ Muhammed'e göre hasattan sonra tarlada deste yapıldığı zaman verilmesi gerekir. Şâfiîler'e göre hububat sertleşmeye¸ meyvalar ise olgunlaşmaya baş­ladığı zaman zekâtlarını vermek farz olur. İslâm hukukçularının ittifak ettikleri görüşe göre öşür¸ harman sürüldükten¸ meyvalar toplandıktan ve üzümler kesil­dikten sonra alınır. Hanefîler'e göre öşrün vücûbu için üzerinden bir yılın geç­mesi şart değildir. Bir sene içinde kaç defa mahsul alınırsa her defasında öşür verilme­si gerekir.


Yüce kitabımız ve sevgili Peygamberimiz¸ her vesile ile nimet adına neyimiz varsa Müslüman kardeşlerimizle onu paylaşmamızı emir ve tavsiye etmektedir. Bu¸ bizi kişisel ihtiraslarımızdan kurtaracak¸ hem paylaşma ve merhamet kültürü oluşturacak¸ hem fakirin zenginin malına kıskançlıkla bakmasını engelleyecek ve hem de servetin tabana yayılmasını sağlayacaktır. Özellikle¸ "Topraktan ne çıktıysa onun öşrü verilmelidir." diye görüş beyan eden büyük imam Ebû Hanife'nin bu konudaki görüşünün altını çizmek gerekir. 


 


 






[1] 2/Bakara¸ 263.



[2] 2/Bakara¸ 267.



[3] 6/En'âm¸ 141.



[4] Buharî¸ Zekât¸ 55.



[5] Beyhakî¸ Sünen¸ IV¸ 131.



[6] Kasânî¸ Bedâyi¸ 2/57.

Sayfayı Paylaş