VAN VELİLERİ

Somuncu Baba

Yerleşim konumu itibarıyla Van¸ İlkçağlardan günümüze kadar hâkim olan uygarlıkların üzerinde bıraktığı tarihî ve kültürel eserler kadar medreselerinde yetiştirdiği ilimadamlarıileözellikle Peygamberimizin soyundan gelen Arvasî ailesinin yetiştirdiği gönül ehli insanları ile de ön plandadır.

Yerleşim konumu itibarıyla Van¸ İlkçağlardan günümüze kadar hâkim olan uygarlıkların üzerinde bıraktığı tarihî ve kültürel eserler kadar medreselerinde yetiştirdiği ilimadamlarıileözellikle Peygamberimizin soyundan gelen Arvasî ailesinin yetiştirdiği gönül ehli insanları ile de ön plandadır.


Seyyid Fehim-i Arvâsî


Doğu Anadolu'da yetişmiş büyük velilerdendir. "Hazret-i Şeyh" ve "Allâme" gibi lakapları var ise de daha çok yaşadığı yere nispetle "Arvasî" olarak meşhur olmuştur.1825 yılında Van'ın Bahçesaray ilçesine bağlı Arvas Köyünde doğdu.


Seyyid Fehim¸ küçük yaşta babasını kaybetmesinin ardından ilim tahsiline başladı. Kısa zamanda Kur'an-ı Kerim'i hıfzetti. Sonra her biri zamanlarının âlimi¸ fazilet örneği ve saygı değer fertleri olan dedelerinin kurduğu ve öteden beri büyük âlimler yetiştiren Arvas Medresesi ve Bahçesaray'daki Mir Hasan Veli Medresesinde temel dinî bilgileri ile Arabî alet ilimlerini okudu.


Bir süre ara verdiği ilim tahsiline¸ Cizre'deki Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretlerinin halifelerinden Şeyh Halid-i Cezerî'nin ders halkasına katılarak devam etti. Kısa zamanda emsallerini geçip büyük ilerleme kaydeden Arvasî Hazretleri burada dinî ilimlerin yanında zamanın fen bilgilerini de öğrendi. Tasavvufda ise¸ büyük âlim ve veli Seyyid Tâhâ-yıHakkarîHazretlerine hizmet edenSeyyid Fehim burada manevî olgunluğa erişti. Seyyid Tâhâ Hazretleri onun hakkında; "Başkalarının altı ayda aldığı mesafeyi¸ Seyyid Fehim yirmi dört saatte aldı." buyurdu.


Seyyid Fehim¸ mürşidine olan muhabbet ve bağlılığı sebebiyle onun yattığı odanın dış tarafında pencereye yüzünü döner ve sabahlara kadar ayakta durup¸ onun feyzinden istifadeye çalışırdı. Bir defasında soğuk bir gecede kar yağarken¸ kapının dışında uzandı. Başını kapının eşiğine koyarak yattı. Yağan kar¸ vücudunu örttü. Mürşidi namaz için mescide gitmek üzere kapıyı açtı. Ayağını kapıdan dışarı atınca¸ Seyyid Fehim'in sırtına bastı. Seyyid Fehim hemen ayağa kalkıp edeple mürşidinin karşısında durdu. Seyyid Tâhâ Hazretleri; “Yeter Molla Fehim. Benim kanaatime göre bugün ilimde bir ummansınız. Seyyid Şerif Cürcanî Hazretlerinden sonra ilimde seyyidlerin yüzünü siz güldürdünüz. Bu ilmi bu kadar yere sermeyiniz.” buyurdu. Seyyid Fehim Hazretleri ise; “Bu ilimden bütün istifadem¸ Zatınızın bir nazarıyla olana yetişememiştir. Bendeniz menfaatimi arıyorum.” dedi. Bunun üzerine Seyyid Tâhâ Hazretleri onu kucakladı¸ gecenin karanlığında cihanı aydınlatacak manevî nurları ihsan etti ve beraber mescide gittiler.


Seyyid Tâhâ Hazretlerinin hizmet ve sohbetinde tasavvuf yolunun en yüksek derecelerine kavuşan Seyyid Fehim¸ mürşidinin emri üzerine irşat için memleketi olan Arvas'a gitti ve Arvas Medresesini yeniden imar ederek talebelere ilim öğretmeye başladı.


İlim¸ fazilet ve güzel ahlâkta kutb'ul zaman olan Seyyid Fehim Hazretleri¸ İslâmiyet'in emirlerine ve Peygamberimizin sünnetine uymada son derece titizlik gösterirdi.Sohbet ve dersleriyle pek çok insanın doğru yola kavuşmasına vesile oldu. Van ve havalisinde çok sevildi ve hürmet gördü. İlmin¸ medeniyetin ve İslâm ahlâkının yayılmasında çok büyük hizmetleri oldu. Doksan üç harbinde Ruslara karşı talebeleriyle birlikte bizzat Doğu Bayezid cephesine gidip¸ büyük muvaffakiyetler gösterdi.


Hazret cemaate çok önem verir¸ Ezan-ı Muhammedî okunmadan mescide gelirdi¸ özellikle gece namazlarını asla kaçırmazdı. Ramazan-ı şerifte teravih namazını hatimle kılar¸ ne zaman ki dua bitti sahur sofrasına otururdu. Sabah namazından sonra¸ zikir ve murakabe ile meşgul olur¸ sadece kaylûle vaktinde sadece iki saat kadar uyurdu.Seyyid Fehim Hazretlerinin cinlere de İslâm'ı anlattığı hatta o taifeden dört binden fazla talebesinin olduğu rivayet edilmektedir.


Ömrünü ilim öğrenmek ve öğretmekle¸ bir ömür Allah için dolu dolu nasıl geçirilir bizzat yaşayarak gösteren¸ Seyyid Fehim Hazretleri 1895 yılındaArvas'ta vefat etti. Kabri oradadır ve sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.


Sofu Baba


Seyyid Fehim-i Arvasî yılda en az bir kere Van'a gelir¸ Şabaniye Mahallesindeki külliyede sevenleriyle buluşarak¸ taliplere ilim ve edep öğretir. İşte Van eşrafından Abdullah Tüfekçibaşızâde'nin torunu Fehim Efendi de bu halkaya katılır¸ büyük veliden istifadeye bakar.


Hangi ay olduğu bilinmez ama o günlerde şehri bir sıcak basar ki nasıl anlatıla? Genç Fehim¸ Allah dostunu ferahlatmak için ne yapmalı diye düşünür ve ani bir kararla Erek Dağına çıkar. Bir miktar kar toplayıp küpe atar¸ kâseyi tomurcuk tomurcuk terleten serin suyu alır getirir¸ Seyyid Fehim Hazretlerine sunar. Büyük veli çok memnun olur¸ adını sorar. Genç âşık edeple fısıldar: "Fehim!" Hazret:


-İsmimiz bir¸ cismimiz de bir olur inşallah¸ der.


Sonra delikanlıya döner ve sevgiyle bakarlar. İşte bu teveccüh yeter de artar¸ Fehim'in kalbi zikre başlar. Olur mu demeyin¸ biiznillah onların bir nazarı¸ bakırı altın yapar. O günden sonra genç sofi anlaşılmaz haller¸ anlatılmaz zevkler yaşar. Yüreği umman olur¸ muhabbetle dolup dolup taşar. Seyyid Fehim hazretleri Arvas'a dönünce¸ Fehim sudan çıkmış balığa döner¸ bu ayrılığa dayanamaz. Hasretle geçen günlerin ardından hazan yaprağı gibi solar. Evet¸ âşığa yol sorulmaz lâkin o mevsimde ortada yol¸ iz de kalmaz. Kar¸ dereleri tepeleri örter¸ yamaçlar katman katman buz tutar. Haydi kar¸ bora¸ fırtına da atlatılır ama aç kurtlar şehre bile sızar¸ ağıllara¸ çobanlara hatta silahlı müfrezelere saldırırlar. Bunların hiç biri umurunda değildir¸ nihayet bir gün fırlayıp kalkar¸ telaşla heybesini hazırlar.  Annesi onun Arvas'a gideceğini anlar¸ "etme oğul" der¸ bahara ne kaldı? Canavarlar seni parçalar!" Fehim¸ yabani hayvanlardan korkmaz¸ soğuğa moğuğa aldırmaz. Bu mevsimde dergâha götürülecek en iyi hediye kandil yağı olmalıdır¸ nitekim bir küp yağı omuzlar¸ vurur sahraya…


Van-Arvas arası takriben 100 km kadardır ve bu yolculuk üç günden evvel tamamlanamaz. Kaldı ki arada köy¸ kasaba yok sayılır¸ han hamam bulunmaz. Genç Fehim karlara bata çıka ilerler¸ ne bir soba başı hayal eder¸ ne de sıcak bir çorba arzular… Ayaklar uyuşmuş¸ eller donmuş kimin umurunda? Uzaktan yakından gelen ulumaları da ciddiye almaz¸ öyle ya Hazret-i Şeyh gibi bir mürşidin tasarrufundayken ona kim dokunabilir? Kurtlar kuşlar selam dururlar.


Edremit¸ Vatsan derken Çadır Dağını aşar. Ama Karabet geçidi geçitlikten çıkar. Vadiye inen yamaç duvar kesilir¸ patikalar silinip yok olurlar. Bir de tipi¸ bir de ayaz! İnsanın tükürüğü donar. Rüzgâr yerden kopardığı kar parçalarını kamçı gibi yüzüne çarpar. Vanlılara sorarsanız soğuk "bin keçe ben geçe¸ bir deri ben geri" demiştir¸ laf… Fırtına ne yün dinler ne de gön¸ âdeta ciğerine pençe atar.


Genç Fehim'in adımları küçülür¸ iki adım öne bir adım geri atar. Kandil yağı da bir ağırlaşır¸ nasıl anlatıla! Tam takati tükenmek üzereyken karşısına aksakallı¸ ak sarıklı¸ nur çehreli bir zat çıkar¸ elini omzuna koyar. "Dilersen seni konuk edeyim" der¸ "yumuşak bir döşek sereyim¸ sıcak yemekler vereyim. Yok istemezsen menziline varman için yardım edeyim." Bu sarp yamaçta ve böylesi sert bir havada karşısına çıkan biri "mânâ ehli" olmalıdır. Belki de Hızır (a.s.)… Ama genç sofi Seyyid Fehim hazretlerinin himmetinin üzerinde olduğunu bilir¸ mürşidinin tasarrufu üzerindeyken bir başkasına sığınmaktan ar duyar. Nur yüzlü zata teşekkür eder¸ işine bakar. Gözünde hocasının siması belirince¸ dağları devirir¸ yarları yarar…


O akşam ArvasCamii'nde ezan okunmuş¸ cemaat saf tutmuştur. Namazını dakika geciktirmeyen Seyyid Fehim hazretleri azıcık bekler¸ "bir yolcumuz geliyor" buyururlar. Hakikaten az sonra kapı açılır ve içeri buz tutmuş biri girer¸ deyin ki kardan adam. Dervişler hemen koşar¸ sırtındaki küpü indirir¸ kaputunu pabucunu çıkarırlar. Sofi buğulu gözleriyle mürşidini arar¸ ne zaman ki o merhamet deryası ile göz göze gelir¸ hıçkırıklarını tutamaz. Büyük bir muhabbetle ellerine kapanır… Öper ağlar¸ öper ağlar¸ öper ağlar… Yakınlarına sorarsanız Seyyid Fehim öyle herkese el uzatmazlar¸ nimetin büyüklüğüne bak!


Namazı müteakip halka kurulur¸ sobayı canlandırırlar¸ semaver tıkırdamaya başlar. Bir güzel sohbet¸ sevimli mekâna ayan beyan nur yağar. Bir ara Seyyid Fehim Hazretleri genç Fehim'e dönüp sorarlar:


– Yolda yardımına gelen olmadı mı?


– Oldu¸ aksakallı bir zat.


– Onu tanıdın mı?


– Sanırım¸ Hızır'dı.


– Yardımını niye kabul etmedin?


– Siz beni bana bırakmadınız ki¸ her zerremde himmetinizi hissediyordum¸ gözümün önünden simanız hiç kaybolmadı. Hızır'dan ne isteyebilirdim¸ yanımda mürşidim vardı…

Sayfayı Paylaş