MÜCEDDİT, ÂLİM, SUFİ İMAM-I GAZALİ

Somuncu Baba

İmam-ı Gazali denilince¸ hepimizin zihninde çok saygın bir ilim ve tasavvuf insanı portresi canlanır. Bugün İslam dünyasında hangi evin kütüphanesine baksanız onun eserlerinden en azından bir kaçının orada yer aldığını görürsünüz. İlim ve irfan ehlinin ise her zaman başucu kitapları olmuştur onun eserleri… Üstelik bu durum¸ sadece bu çağ için değil yaşadığı zamandan günümüze kadar bütün devirler için böyledir.


İmam-ı Gazali denilince¸ hepimizin zihninde çok saygın bir ilim ve tasavvuf insanı portresi canlanır. Bugün İslam dünyasında hangi evin kütüphanesine baksanız onun eserlerinden en azından bir kaçının orada yer aldığını görürsünüz. İlim ve irfan ehlinin ise her zaman başucu kitapları olmuştur onun eserleri… Üstelik bu durum¸ sadece bu çağ için değil yaşadığı zamandan günümüze kadar bütün devirler için böyledir.


 


İmam-ı Gazali¸ elbette bütün bu ilgiyi fazlasıyla hak eden bir isimdir. Yetişme tarzı¸ ilim ve irfan meselelerindeki hem bilgi birikimi hem de bu birikimle ortaya koyduğu yenilikçi fakat mutedil anlayış¸ bütün zamanlar boyunca Müslümanları ifrat ve tefritten korumuş¸ onları hem zihnen kem de kalben besleyerek İslam düşüncesinin çok sağlam bir tarzda bütün zamanlara ulaşmasını sağlamıştır. Bütün bunları çok genel bir çerçevede de olsa anlayabilmek için onun biyografisine biraz bakmak gerekiyor.


 


Yaşadığı devir


İmam-ı Gazali¸ büyük Selçuklu devletinin sınırlarını genişlettiği ve gücünü giderek artırdığı bir devirde yaşadı. Selçuklu hükümdarı Melikşah¸ siyaseten bu başarıyı sağlarken aynı zamanda da ilim ve kültür hayatında da büyük gelişmeler olmaktaydı. Bu gelişmenin mimarı ise vezir Nizamülmülk idi. Her tarafa ilim yuvaları üniversiteler açmaya başlamış¸ ciddi bir ilmi hayatın gelişimini sağlamaya çalışıyordu. Bu müspet gelişme Selçuklu coğrafyasında büyük ümitler doğururken bu aydınlanmayı boğmak isteyen güçler de harekete geçmekte gecikmedi. İlk menfi hareket İsmailiye fırkasının görüşleriyle bir fesat ortamı meydana getirmek isteyen Hasan Sabah ve adamlarının faaliyetleri oldu. Endülüs Emevi devleti gerileme sürecine girdi ve ardından İslam dünyasında büyük yıkımlara yol açacak olan Haçlı seferleri başladı. Bütün bu gelişmeler¸ İslam dünyasında siyasi ve fikri bakımından çok büyük karışıklıkların da ortaya çıkmasına sebep oldu.


 


Bu tablonun en kötü yanı ise inançlar üzerinde menfi propagandalarla bir tartışma ortamının doğmasıydı. Bu tartışmalarla bir yandan eski Yunan felsefesindeki görüşleri İslam'ın temiz düşünce sularına katarak onu bulandırmak gayreti içine girdiler. Batinî ve mutezile grupları¸ yaptıkları faaliyetlerle İslam itikadı karşısında birer tehdit unsuruna dönüştüler. İşte böylesi bir ortamda bütün bu olumsuzlukların karşısında İmam-ı Gazali¸ neredeyse tek başına büyük bir fikir mücadelesi başlattı. Verdiği dersler¸ yazdığı kitaplarla zehrin panzehiri oldu.


 


Hayatı


Hicri 450 (Miladi 1058) yılında Tus şehrinde doğan İmam-ı Gazali¸ iyi bir eğitim gördü. İlk hocası Tus şehrinde Ahmed b. Muhammed er-Razikâni'dir. Daha sonra Cürcan şehrine giderek EbûNasr el-İsmaili'den eğitim görmüştür. Eğitimine daha sonra Nişabur Nizamiye Medresesi'nde devam etmiştir. Hocası İmam-i Harameyn Abdülmelik el-Cüveyni 1028-1085 yılında ölünce Nişabur'dan Büyük Selçuklu Devleti'nin ilk veziri NizamülMülk'ün yanına giden Gazali'yi Nizamül Mülk¸ 1091 yılında Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nin Baş Müderrisliği'ne getirdi. 1095 yılında Nizamiye Medresesi'ni bırakıp bir yıl sonra da hac ibadeti için¸ önce Şam¸ Kudüs sonra Medine ve Mekke'yi ziyaret etti. 1105 yılında tekrar Tus şehrine döndü. NizamülMülk'ün oğlu FahrülMülk'ün ricası üzerine¸ 1106 yılında Nişabur Nizamiye Medresesinde hocalık yapmaya başladı. 1111 yılında doğum yeri olan Tus şehrine geri döndü.  Aynı yılın Cemaziyelevvel ayının 14. Pazartesi günü ise vefat etti.


 


Misyonu


İmam-ı Gazali'nin fikrî misyonu ise öncelikle felsefeye karşı tavrı çerçevesinde ele alınmalıdır. O¸ döneminde fikri¸ zihni hatta akidevi bakımdan bir tehdit unsuruna dönüşen felsefe ve kelam ekollerinin tezlerine karşı büyük bir mücadele yürütmüştür. Gazali'nin tezleri¸ kısa bir muhalefetin ardından kabul görmekte gecikmedi. Çünkü bu konularda söz söyleyen Gazali¸ hem ilim hem irfan terbiyesinden geçmiş¸ aynı zamanda zamanının popüler anlayışları olan felsefe ve kelam konusunda ciddi bir bilgi sahibi idi.Kelam¸ fıkıh¸ tasavvuf¸ felsefe¸ usul¸ mantık gibi ilimlerde ve daha birçok alanda söz sahibi bir ilim adamıydı.Filozoflar ve kelamcılara karşı eleştirileri¸ bu bakımdan içi dolu¸ sağlam argümanlara sahip düşüncelerdi. Tabi ki¸ en çok ilgi çekeni onun tasavvufa getirdiği yeni yorumdu. Gazali¸ tasavvufun ameli yönüne ilmi bir boyut kazandırdı. Böylece tasavvuf¸ sınırları¸ mahiyeti belirsiz bir anlayış olmaktan çıkıp kelam ve felsefenin karşısında güçlü bir tez olarak çıktı.


 


Onun tasavvuf konusundaki bir önemli rolü de o dönemde ciddi bir tepkinin konusu olan tasavvufi anlayış ve ekoller konusunda ortaya çıkan "zındıklık" ve "sapma" algısını değiştirmesi oldu. Gazali¸ böylesi bir ortamda İslam'ın temel kaynaklarından hareketle bir tasavvuf tanımlaması yaptı. Bu tanımlama¸ hep tasavvufu özüne döndürüyor hem de hem de İslam'ın hem zahir hem batın boyutlarıyla bir bütün olarak algılanmasına imkân veriyordu.


 


Bu¸ çok önemli bir fikri tavrı ifade ediyordu. Felsefe ve kelamcıların aklı fazlasıyla yücelterek gerçeğe ulaşmanın tek imkânı olarak yaygınlaştırdıkları anlayış¸ Gazali'nin işin içine gönlü katmasıyla tesirini büyük ölçüde kaybetti. Böylece İslam dünyasında dini ve irfani ilimler¸ yeniden hakikatin ve hayatın merkezine oturmuş oldu. İslam dünyası için çok hayırlı sonuçlara yol açan bu tavrı şöyle özetlemek mümkündür: Akıl ile vahyi¸ din ile bilimi¸ felsefe ile tasavvufu birleştirmek…Gazali'nin yaptığı işte böyle özetlenebilir.


 


Gazali ve Ahlak


Gazali'nin felsefecilerin söz yerindeyse ipliklerini pazara çıkarması ve temel dinî ilimlerle tasavvufu yenileyici tavrını anlatabilmek bir yazının sınırlarını elbette aşar. Biz¸ onun bu tavrını misyonu bahsinde kısaca özetledikten donra yaptığı önemli ir şeye dikkat çekmek istiyoruz. O da¸ onun ahlak konusundaki telakkileriyle ortaya koyduğu yeni anlayıştır.


 


Ona göre ahlak¸ sadece beşeri disiplinlerin tarif edebilecekleri bir kavram değildir. Gazali¸ bu kavramın muhtevasını İslam'a göre tanımlar. Ona göre ahlak¸ kalbin Allah sevgisinden başka her şeyden arındırılması¸ ikincisi kalbin Allah'ın marifeti ile doldurulmasıdır. Bu ise insanın kendini tanımasıyla olabilir. İnsan bu bilgiyle ruh ve beden olmak üzere iki gerçeklikten oluşur. Gazali¸ bu tanımlamasıyla nas'a dayanan gelenekçi ahlâk ile felsefi ahlâkı bir de tasavvufî ahlâkı birbirine yaklaştırır. Yani o¸ bu konuda da orta yolu savunur. Böylesi bir yolun ise o dönemin aşırılıklarla dolu anlayışları dikkate alındığında ne kadar tutarlı ve istikamet üzere bir yol olduğu görülür.


 


Eserleri


İmam Gazali¸ sadece felsefe¸ tasavvuf ve ahlak üzerinde değil insanı ve Müslümanları ilgilendiren her konuda söz söylemiş bir âlimdir. Üstelik bunu her yaş ve her seviyedeki insanın kolaylıkla anlayabileceği bir dil ve üslupla gerçekleştirmiştir. Dahası¸ düşüncelerini sadece ders ve sohbet meclislerinde anlatmakla kendini sınırlamamış¸ bir hayli eser de ortaya koymuştur. Kimi kaynaklarda bunların sayısı 1000 olarak belirtilir.


 


Bir hafıza tazelemesine vesile olması için bunlardan bazılarının adlarını analım: İhyâu-Ulumiddin¸ Kimyâ-ı Saâdet¸ Cevahir-ül-Kur'ân¸ Kavâid-ül-Akâid¸ Kitab-ül-İktisâd fil İtikad¸ İlcâm-ül-Avâm an İlm il-Kelam¸ Mizân-ül-Amel¸ Dürret-ül-Fahire¸ Eyyüh-el-Veled¸ Kıstâsül-Müstekim¸ Tehâfet-ül-Felâsife¸ Mekâsıd-ül-Felâsife¸ El-MunkızuAniddalâl¸ El-Fetâv⸠Hülâsât-üt-Tasnif fit-Tesavvuf¸ İlcâm-ül-Avâm¸ Eyyüh-el-Veled¸ El-MunkızuAniddalâl¸ Durret-ül-Fahire…


 


İşte bütün bu eserler¸ Gazali'nin dinî ve felsefî ilimler konusundaki otoritesi dikkate alındığında İslam düşüncesi ile ilgilenenlerin hiçbir zaman vazgeçemeyecekleri başucu kaynakları olduğu görülecektir.


 


Onun sözlerinden


İmam Gazali'nin pek çok cümlesi¸ bir "sehl-i mümteni" ustalığıyla söylenmiş¸ derin bilgi¸ tefekkür ve halin ifadesi olan söyleyişlerdir. Eserlerindeki dünyaya bir kapı aralaması açısından yazımızın sonunda bunlardan birkaçını paylaşmakta yarar vardır. Bu büyük imam diyor ki:


 


*Kalbin temizlenmesi¸ ancak dünya şehvetlerinden kaçınmakla mümkün olur. Zikre yakın olmak ise¸ ancak çok zikir yapmakla mümkün olur. Allah sevgisi ise¸ ancak marifetle elde edilir. Allah'ın marifeti ise daima zikir yapılmadıkça bilinemez.


 


*Kalp¸ takva ve iyi amellerle süslenip¸ kötü sıfatlardan arınmadıkça¸ o kalpte zikrin hakikati bulunmaz. Aksi takdirde¸ zikirden dem vurmak nefsin konuşması olup¸ bu konuşmada kalbin dahli yoktur. Böyle olunca da şeytanın kalpten sürülmesi mümkün değildir.


 


*Takva¸ çok secdeden ötürü alında iz bırakma veya oruç tutmaktan sararma veya secde ve rükûdan belin bükülme hâli değildir. Eğilen boyunda veya sarkıtılan eteklerde takva aranmaz. Takva¸ kalplerdeki vera' hâlidir.


 

* Kim ilim öğrenir¸ öğrendiğini tatbik eder ve başkalarına da öğretirse manevi alanda saygı ile anılır. Böyle kimseler güneş gibidir. Hem kendisi ışıklıdır¸ hemde başkasını aydınlatır. Misk gibidir¸ kendisi güzel koktuğu gibi başkasınada güzel koku saçar.

Sayfayı Paylaş