İBNÜ'L-ARABÎ'DE SEVGİ TÜRLERİ

Somuncu Baba

İbnü'l-Arabî'ye göre insan¸ sahip olduğu potansiyel güç ve yetenekleri hakkınca ve gerektiği şekilde kullanabilmek amacıyla var edilmiştir. Ona göre bu potansiyel güç ve yetiler Allah'ın insana kendi ruhundan üfleyerek bahşettiği rabbânî niteliklerdir. Bu durumda her insanda bir rabbânîlik vardır. Böyle olduğu içindir ki¸ yer yer "nefsini ilah edinen" insanlar olabilmektedir. Oysa her insanda var olan bu rabbânî güç ve yetiler¸ hiçbir zaman insanı hâşâ Allah'ın yerine koyabilecek yahut Allah'ı insana indirgeyecek bir durum değildir

İbnü'l-Arabî'ye göre insan¸ sahip olduğu potansiyel güç ve yetenekleri hakkınca ve gerektiği şekilde kullanabilmek amacıyla var edilmiştir. Ona göre bu potansiyel güç ve yetiler Allah'ın insana kendi ruhundan üfleyerek bahşettiği rabbânî niteliklerdir. Bu durumda her insanda bir rabbânîlik vardır. Böyle olduğu içindir ki¸ yer yer "nefsini ilah edinen" insanlar olabilmektedir.[1] Oysa her insanda var olan bu rabbânî güç ve yetiler¸ hiçbir zaman insanı hâşâ Allah'ın yerine koyabilecek yahut Allah'ı insana indirgeyecek bir durum değildir.[2] Çünkü insandaki rabbânîlik yahut ilâhî yön¸ onun Allah'dan bir tecellî olması nedeniyledir. İnsan¸ psikolojik olarak¸ Allah'la ve evrenle birlikte olma ve bütünleşme yönelimi taşır. Bu noktadaki en büyük gücü de¸ Allah'ın insana kendi ruhundan üflemiş olduğu içindeki bu Rabbânî özde bulur. Bu yaklaşımıyla İbnü'l-Arabî¸ bazı ateist filozof ve bilim adamlarından¸ psikolog ve psikiyatristlerden temel yaklaşımı açısından ayrılmaktadır. Çünkü onlar¸ sahip olduğu potansiyel güç ve yetiler dolayısıyla insanı Allah'ın yerine koyarlar¸ özellikle insanda Allah'a ait niteliklerin var olduğunu ve insanın Allah'a ihtiyacı olmayıp onun yerini alabileceğini iddia ederler.[3]  İbnü'l-Arabî bu yaklaşımları reddeder.


İbnü'l-Arabî¸ her şeyin başına en üstün yaratıcı güç olarak Allah'ı koyarak¸ insanın ancak ona sevgiyle¸ aşkla bağlanarak hayatını anlamlandırabileceğini söylemektedir. Nitekim sevgi ve aşk¸ İbnü'l-Arabî'nin üzerinde en çok durduğu konulardandır.


Güçlü Sevgi Yönelimi


İbnü'l-Arabî¸ insanlardaki sevgi yönelimlerinin içerikleri ve şiddetleri itibarıyla dörde ayrılabileceğinden söz eder. Bunları maddeler halinde şöyle açıklayabiliriz:


1. Hevâ: Hev⸠İbnü'l-Arabî'nin tanımlamasına göre¸ bir tutku ve birdenbire ortaya çıkan bir sevgi yönelimidir.[4] Bu açıdan Allah¸ insanları uyarmakta ve bu tutkunun onları farklı sevgi nesnelerine yönelterek kendi yolundan alıkoyacağını haber vermektedir. Çünkü böyle sevgi eğilimi¸ insan üzerinde aklını başından alacak derecede etki yapar.[5] Yani bu güçlü sevgi yöneliminin gerçekleşim sürecindeki nesnesi¸ Allah dışında ama Allah'ın yerine konularak algılanan şeylerdir. Nitekim bu nedenle Rabbimiz¸ insanı uyararak hevâsına kesinlikle uymamasını ister.


2. Hubb: Sevginin yoğun ve merkezî olarak yöneldiği nesnenin Allah olduğu¸ diğer şeylerin Allah gibi sevilmediği bir sevgi türüdür.[6]


3. Aşk: "Hubb" denilen sevgi türünün insanı bütünüyle kuşatması¸ insanın gözünün sevgiliden başka hiçbir şeyi görememesi durumudur. Öyle ki bu sevgi¸ insanın tüm benliğini kuşatır. İnsan baktığı her şeyde sadece sevgilisini görür. İşte insanın hayatının her anını kuşatan bu aşırı sevgi türünün adı "aşk"tır.[7]


Aşk Türlerinin Kaynağı


İbnü'l-Arabî'ye göre aşk da¸ kendi içinde üçe ayrılır. Bunlar tabîî¸ rûhânî ve ilâhî aşk diye isimlendirilirler. Ona göre tabîî aşkta sevilen nesne ne olursa olsun¸ amaç kendini tatmindir. Rûhânî aşk ise¸ tasavvufî aşktır. Amaç¸ âşıkla mâşûkun aslî birlikteliğinin idrâkidir. Aşkın bir diğer çeşidi olan ilâhî aşk ise¸ diğer aşk türlerinin de kaynağı olan ezelî bir aşktır. Ona göre¸ diğerleri ancak bu aşkın birer türleri olarak görülebilir.[8]


4. Vedd: "Hubb" ¸ "aşk" yahut "hevâ"¸ hangi türü olursa olsun¸ sevginin kararlı ve devamlı olması "vedd" diye isimlendirilir. Sevginin "vedd"  şeklinde oluşmuş bir şekli insanda yaşandığında¸ ister iyi¸ ister kötü hayatının her anında sevginin etkisi aynı süreklilikte olur.[9]


Sonuç olarak İbnü'l-Arabî¸ insanın yaratılışına uygun şekilde bir yönüyle her hâlükârda sevgiye dayalı olarak yaşadığını ifade etmektedir. O halde önemli olan bu sevginin yöneldiği nesne ve sevginin niteliğidir. O¸ gerçek sevginin aşkın ilâhî boyutu olduğunu belirtmektedir.


 


 






[1]  İbnü'l-Arabî¸ Fusûsu'l-Hikem¸ çev. Nuri Gencosman¸ s. 64.



[2]  İbnü'l-Arabî¸ Fusûsu'l-Hikem¸ çev. Nuri Gencosman¸ s. 61; Affîfî¸ Muhyiddin İbnü'l-Arabî'de Tasavvuf Felsefesi¸ s. 42.



[3] Freud¸ Fromm ve diğer bir kısım psikologlar¸ insanın sahip olduğu potansiyel güç ve nitelikleri geliştirerek işlevsel kıldıklarında¸ inanılan kutsal ve yaratıcı varlığın yerini alacağına inanırlar. Çünkü onlara göre gerçekte inanılan kutsal ve yaratıcı varlık¸ insanın yarattığı ve yansıttığı bir şeydir. Kimine göre baba figürü¸ kimine göre de eminliği temsil eden annenin yansıtılmasıyla var olmuştur. Geniş bilgi için bkz. Sigmund Freud¸ The Future of An Illusion¸ trans. W.D.Robson-Scoot¸ London¸ 1962¸ ss. 14-15; Edward P. Shafranske¸ "Freudian Theory and Religious Experience"¸ Handbook of Religious Experience Ed. Ralph W. Hood¸ Birmingham¸ 1995¸ s. 20; Ali Köse¸ Freud ve Din¸ İstanbul¸ 2000¸ ss. 119-135; Erich Fromm¸ You Shall Be As Gods¸ New York¸ 1966¸ s. 18 vd; Psychoanalisis and Religion¸ thirteenth printing¸ New Haven¸ 1963¸ ss. 50-51; M. Doğan Karacoşkun¸ Ateist Bir Mistik Erich Fromm¸ Samsun¸ 2006¸ ss. 103-115.



[4] İbnü'l-Arabî¸ İlahi Aşk¸ s. 88.



[5] İbnü'l-Arabî¸ İlahi Aşk¸ s. 89.



[6] İbnü'l-Arabî¸ İlahi Aşk¸ ss. 91-92.



[7] İbnü'l-Arabî¸ İlahi Aşk¸ s. 92.



[8] Ebu'l-Âlâ Affîfî¸ Muhyiddin İbnü'l-Arabî'de Tasavvuf Felsefesi¸ çev. Mehmet Dağ¸ Samsun¸ 1998¸ ss. 165-166.



[9] İbnü'l-Arabî¸ İlahi Aşk¸ s. 93.

Sayfayı Paylaş