YÜCE KUDRETİYLE GÂLİP GELEN, YENİLMEYEN: EL-KAHHÂR

Somuncu Baba

El-Kâhhâr¸ "yenmek¸ üstün gelmek¸ zor kullanarak istediğini yapmak¸ hor ve hakir kılmak" mânâlarına gelen kahr kökünden türemiş olup¸ "kudretiyle gâlip gelen¸ yenilmeyen" demektir.

Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Kahhâr¸ Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçmektedir:

"O¸ kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir."

El-Kâhhâr¸ "yenmek¸ üstün gelmek¸ zor kullanarak istediğini yapmak¸ hor ve hakir kılmak" mânâlarına gelen kahr kökünden türemiş olup¸ "kudretiyle gâlip gelen¸ yenilmeyen" demektir.[1]


 Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Kahhâr¸ Kur'an-ı Kerim'de şöyle geçmektedir:


"O¸ kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir."[2]


Yine Kur'an'da el-Kâhhâr¸ Yüce Allah'ın "el-Vâhid" ismiyle birlikte zikredilir: "O¸ birdir¸ mutlak hâkimiyet sahibidir."[3] Ayrıca¸ Kur'an'da¸ "üstün gelen" anlamındaki "gâlib" ismi de "Kahhâr"la aynı mânâ yakınlığı içinde görülmüştür. Bir âyette¸ "Allah¸ şüphesiz ben ve elçilerim gâlip geleceğiz¸ diye yazmıştır. Şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir¸ mutlak güç sahibidir."[4] buyrulmuştur.


Yüce Allah'ın El-Kahhâr İsminin Tecellîleri


Görüldüğü gibi Esmâ-i Hüsnâ'dan olan el-Kahhâr¸  mübalağa kalıbında gelmiştir. Allah'ın hâkimiyet ve kudretinin sonsuzluğunu ifade eder. Hiçbir irade O'nun mutlak iradesi karşısında duramaz. Kur'an'dan öğrendiğimize göre¸ Allah'a isyan eden¸ O'nun elçilerinin getirdiklerini tanımayan nice zorba şahsiyetler ve milletler¸ el-Kahhâr ism-i şerifinin tecellîsiyle yerle-yeksan olmuşlardır. Çünkü O'na üstün gelecek¸ O'na galebe çalacak hiçbir güç ve kudret yoktur. Dünyanın en üstün teknolojisine sahip güçlerin gücü bile O'nun el-Kahhâr isminin yanında anlamını kaybeder. Tarihte Yüce Allah'a kafa tutan nice zorbalar ve bu zorbaların peşinden gidenler¸ O'nun el-Kahhâr ismiyle tecellî etmesinin önüne geçememişlerdir. Kur'an-ı Kerim¸  bu örneklerle doludur:


Mesel⸠ Hz. Nuh (a.s)'ın toplumu. Allah'ı bırakıp bir takım varlıklara tapmaya başlamışlardı. Onlar¸ zalimdi¸ fâsıktı¸ kötüydü¸ vicdansızdı. Ulü'l-azim peygamber¸ onları Allah'ın yoluna 950 senelik ömrü boyunca sabırla çağırdı. Haksızlıkta ayak direyen bu putperest millet¸ Allah'ın el-Kahhâr ismi şerifiyle Allah'ın rahmetinden uzak kılınarak tufanla yok edildi.[5]


Hûd (a.s)'ın kavmi olan Âd¸ yeryüzünde bir misli olmayan korkunç bir medeniyet kurdular. Muhteşem sarayları¸ oğulları ve malları vardı. Etrafı İrem adı verilen bağ ve bahçelerle çevrilmiş bir milletti¸  Âd kavmi; insanları boy ve kuvvetçe üstün yaratılmışlardı. Allah'a karşı fânî güçleriyle meydan okumuşlardı. Sahip oldukları maddî üstünlük¸ onları şımartmıştı. Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu¸ sahip oldukları dünyalıkları unutturuvermişti.  Allah'ın el-Kahhâr ismi onlara rüzgârla tecellî etti.[6]


Semûd milleti¸ kayaları oymuş¸ tepelere muhteşem saraylar kondurmuşlardı. Kimileri ovalara inmiş¸ adeta köşkler dizmişlerdi. Taş oymacılığı aralarında yürütülen en ünlü sanat işiydi. Taş oymacılığı sanatında üzerlerine bir başka millet yoktu.  Allah onlara tevhîd elçisi Sâlih (a.s)'ı göndermişti. Mimsiz medeniyetin insanları¸ şirk içinde yüzerken¸ kendi soylarından olmayan milletleri de küçümsediler¸ tahkir ettiler. Üstünlüğü soya-sopa bağladılar¸ iyilik ve takvâya değil. Onlarda bambaşka bir etnik ayrımcılık vardı. Mu'cize devenin ayaklarını kestiler. Böylece hukukun üstünlüğünden yana değil¸ üstünün hukukundan yana bir tavır koydular. Madde medeniyetinde ileri giden bu kavim¸ mânâda kaybetmiş¸ ahlakî alanda delik-deşik olmuştu. Allah'ın el-Kahhâr ismi onlara depremle karşılık vermişti. Akılları başlardan çıkaran korkunç sayha ile birlikte gelen deprem¸ onları¸ çer-çöp haline dönüştürüvermişti.[7] Böylece onlar¸  sanki bu dünyada hiç yaşamamış gibi oldular.


Taş Yağmuruyla Ceza


Lût (a.s)'ın kavmi. İnançsız ve ahlaksız bir kavimdi¸ Sodomlular. İffet¸ namus¸ hayâ unutulmuş¸ erkekler arasında kendi cinslerine dönen fuhuş¸ onları en aşağıların aşağısı haline getirmişti. Toplumda¸ dinî ve ahlakî değerler arasında bir şey bırakmamıştı. Hayvanlarda bile olmayan aşağılık işler yapmışlardı. Bu toplumda temiz kalmak¸ adeta kınanır olmuştu. Hatta günaha¸ günah demek bile yasaklanmıştı. Aziz İslâm Peygamberi'nin bütün şefkatli uyarılarına rağmen¸ ona¸  tehditle karşılık vermişlerdi. Tam tan yeri ağarırken çığlığa dönüşen bir ses¸ onları gaflet anlarında yakalayıverdi. Bir defa daha Allah'ın el-Kahhâr ismi¸ taş yağmuruyla onlar üzerinde tecellî etti. Sodom halkı¸ inançsızlık ve ahlaksızlıklarının bedelini çok ağır ödemişlerdi.[8]  Merhum Necip Fazıl'ın mısralarında dediği gibi:


Geçenler geçti seni¸


Uçtu pabucun dama


Çatla Sodom-Gomore


Patla Bizans ve Roma.


Bu mısralarda geçen bütün milletler¸ Sodomlular gibi aynı iğrenç ahlaksızlığın kurbanı olup gittiler.


Şuayb (a.s)'ın kavmi¸ Meyden ve Eykeliler: Hâkim inanç¸ putçuluktu. Buna ilaveten¸ ölçü ve tartıda hile yapmaları¸ yolların kavşak noktalarında durarak soygunculuk icra etmeleri¸ onların en gözde meslekleriydi. Hâtibu'l-Enbiyâ olan Hz. Şuayb (a.s)¸ var gücüyle bu erzel insanları¸ Allah'ın birliğine ve kul hakkına tecavüz etmemeye davet etti. Haksızlığı ve hukuksuzluğu kendilerine ilke edinmiş Eykeliler ve Medyenliler¸ Şuayb (a.s)'ı¸ tevhîde dayalı inancından putperestlikle şekillenmiş kendi dinlerine dönmeye çağırdılar. Eğer bunu yapmazsa¸ Hz. Şuayb (a.s)'ı doğup-büyüdüğü memleketinden sürgün etmekle tehdit ettiler.  Allah'ın el-Kahhâr ismi¸ Medyenlilere korkunç bir çığlıkla[9]¸ Eykelilere ise¸ ateş topuyla tecellî etti. Hepsi de yanıp kül olup gittiler.[10] Onları; hileli ticaretleri¸ Allah'ı bırakıp putlara tapmaları ve peygamberi tekzip etmeleri mahvetti.


Tarihte Ebû Cehil'den Nemrûd'a¸ Fir'avun'dan Hâmân'a¸ sayılamayacak derecede daha niceleri Allah'ın el-Kahhâr ismiyle yok edilmişlerdir. Hiçbir kimse O'nun takdir ve tedbirinin dışına çıkamaz. Yegane gâlip gelen O'dur. Bütün bu kavimlerin yaşadıklarından ibret alınmalıdır. Kur'an'da ismi geçen peygamberlerin kavimlerinin işledikleri günahlar¸ maalesef yaşadığımız dünyada 24 saat içinde hep birlikte işleniyor.


Burada şu hususun altını iyi çizmemiz lazım. Yüce Allah'ın el-Kahhâr isminden¸ sürekli kullarını cezalandıran bir ilah tasavvuru çıkarmak doğru değildir. O¸ bütün bir varlığa adaletiyle muamele eder. Nasıl ki¸ O'nun affediciliği¸ engin şefkat ve merhameti adaletinin bir gereği ise¸ bütün af yolları tüketildikten sonra aynı şekilde cezalandırması da adaletinin bir gereğidir.


El-Kahhâr; Mü'mine Güven¸ İnançsıza Korku Verir


Yaşadığımız dünyada öyle acıklı¸ haksız ve fütursuz olaylar meydana geliyor ki¸  haklı olarak bütün merhameti kuşanan Allah dostları¸ adaletten yana tavır koyuyor¸ eğer hidâyete ve intibâha gelmezlerse¸ Yüce Allah'ın el-Kahhâr ismiyle bütün zalimlere¸ bütün hâinlere¸ bütün zorbalara tecellî etmesini istiyor.


Öte yandan¸ el-Rahîm olan Yüce Allah'ın el-Kahhâr ismi¸ bütün mazlumların¸ bütün mağdurların¸ bütün çaresizlerin¸ bütün güçsüzlerin ve her türlü hakları haksız yere ellerinden alınanların¸ iftiraya kurban giden masumların sığındığı sonsuz güven kaynağı oluyor. Bu güzel esm⸠onlara teselli ve ruhlarını rahatlatma olarak geri dönüyor. İyi ki Allah'ın el-Kahhâr ismi var; bütün zalimlerin¸ bütün gasıpların¸ bütün müfterilerin üzerinde. Bu bağlamda O'nun el-Kahhâr ismi¸ Allah düşmanlarına korku; dostlarına ümit ve güven veriyor.  Elbette Allah'ın el-Kahhâr ismi¸ mü'minin hayatına olumlu olarak yansıyor. Çünkü bu ismin müsemmâsını iyi kavrayan mü'min gönüllerde¸ havf ve reca duygular birlikte yeşeriyor. Ümit ve korku arasında yaşanacak bir hayat¸ mü'minin hayatına bir disiplin katıyor. Hayatı¸ sorumsuzca¸ hâşâ hesap-kitap yokmuş gibi yaşamanın önüne geçiyor. Bu da mü'minin ilâhî ölçü ve sınırların dışına çıkmamasını sağlıyor. Eğer mü'minin hayatında el-Kahhâr böyle bir dengeli yaşamaya yol açmamış olsaydı¸ hududullah çizgisi ihlal edilir¸ hem bireysel ve hem de toplumsal boyutları olan günahlar onu yakıp-kavururdu.


Merhamet ve şefkati engin olan Yüce Allah¸ Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'ın yüzü suyu hürmetine kendi kavminin bütün putperestliğine ve bütün saldırganlığına karşı¸ onları¸ diğer kavimler gibi helâk etmedi. Zamanla el-Kahhâr ismi¸ onların yaşadıkları topraklardan ya normal ecelleriyle ölümlerine ya da hem kendilerinin ve hem de nesillerinin İslâm'la buluşmaları yönünde tecellî etti. Bu konuda Kur'an'da şöyle buyrulur: "Sen (Peygamberim) onların içinde olduğun sürece Allah onları (toptan) azap edici değildir."[11]


 Acaba Hz. Peygamber (s.a.v.) onların içindeyken¸ onlara toplu helak olmayacaksa¸ bugün fizikî varlığıyla bizim içimizde olmadığına göre¸ ya bizim halimiz nice olacaktır? Bu konuda da âyetin devamı bize müjde ve teselli verir¸ gibidir: "Bağışlanma dilerlerken¸ Allah onlara da (toptan) azap edecek değildir."[12] Dikkat edilirse¸ burada el-Kahhâr olan Yüce Allah'ın azabından güvende olma şartı¸ "istiğfâr"a bağlanmıştır. Çünkü günahlar¸ saatli bomba gibidir. Eğer zamanında işlediğimiz günahlar¸ isyanlar¸ tövbe ve istiğfarla etkisiz hale getirilmezse¸ her an farklı bir biçimde bize dönebilir.


 Çare¸ Allah'la her daim birlikte olmaktır.


İyi ki Yüce Allah'ımızın el-Kahhâr ismi var.


 


 


 


 






[1] El-İsfehân el-Müfredât¸ s. 625.



[2] 6/En'âm¸ 18.



[3] 13/Ra'd¸ 16.



[4] 58/Mücâdele¸ 21.



[5] 11/Hûd¸ 44.



[6] 51/Zâriyât¸ 41-42.



[7] 41/Fussilet¸ 17.



[8] 15/Hıcr¸ 73-74.



[9] 7/A'râf¸ 92-93.



[10] 26/Şuar⸠190.



[11] Bkz. 8/Enfâl¸ 33.



[12] 8/Enfâl¸ 33.

Sayfayı Paylaş