SESLER

Somuncu Baba

Figan¸ gözünde biriken yaşları koluna silerken¸ kalan son iki basamağı daha kuvvetle fırçalamaya başladı. Seksen İhtilalinin getirdiği ekonomik zorluklar¸ kırkından sonra onu da çalışmak zorunda bırakmıştı. Restore edilmiş ahşap bir binadaydı şirket. Kocası Eren ilk başta çok karşı çıktı ama annesi "Oğul bırak çalışsın¸ Andelib'in acısını unutur belki biraz. Baksana gözünden yaş eksik olmuyor." deyince istemeyerek razı oldu.

Figan¸ gözünde biriken yaşları koluna silerken¸ kalan son iki basamağı daha kuvvetle fırçalamaya başladı. Seksen İhtilalinin getirdiği ekonomik zorluklar¸ kırkından sonra onu da çalışmak zorunda bırakmıştı. Restore edilmiş ahşap bir binadaydı şirket. Kocası Eren ilk başta çok karşı çıktı ama annesi "Oğul bırak çalışsın¸ Andelib'in acısını unutur belki biraz. Baksana gözünden yaş eksik olmuyor." deyince istemeyerek razı oldu.


Andelib darbenin ardından toplanıp götürülen faili meçhullerden biriydi. Her şey bir şekilde oğlunu hatırlatıyordu Figan'a. En çok da öğlende olduğu gibi¸ sala verildiğini duyunca ya da şirketin bahçesinde yer alan iki mezarı gördükçe. "Daha 19'una yeni girmişti oğlum. Bir aldılar yavrumu…  Ne salasını verebildik ne de bir mezarı oldu.  Hiç değilse bir avuç toprak örteydi üzerini. Oğlumun kıvırcık saçlarını okşar gibi toprağını okşar¸ düzeltir oğlumla halleşirdim."  diye düşünerek acıları depreşiyordu.


Bir yandan gözyaşı döküp bir yandan son basamağı fırçalarken hafiften bir ses duydu. "Anne!"  Figan etrafına bakındı kimse yoktu. Başka şehirde gelin olan kızının sesine benzetti bir an. "Garibim belki beni düşünüyordur. Bir arayım kendisini." diye söylenerek kalktı. Müdürün odasındaki telefondan aradı. Evde yoklardı. "Kafayı mı yiyorum ne?" diye söylenirken tekrar¸ fısıltı halinde melodi gibi bir "Anne!"


 Figan sırtından ayakuçlarına kadar ürperdiğini hissetti. Sanki sesle birlikte elbise hışırtılarına benzer bir ses de vardı. Olduğu yerde mıh gibi kalakaldı. Hiçbir şey düşünemez bir halde şaşkınlıktan öylece dururken daha da ilginç bir şey oldu. Naif bir kadın sesi perde arkasından gelen bir ses gibi "Canım yavrum! Seni ne kadar özledim!" diye karşılık verdi. "Annem benim¸ seni hep görürdüm ama yine de böyle sarılmak başka."  Elbise hışırtıları daha da arttı.


Figan¸ eli ayağına dolaşarak hemen çantasını aldı¸ koşarcasına camları kontrol ettikten sonra çıktı. Başörtüsünü bahçede bağlarken anahtarı içeride unuttuğunu fark etti. Bir an geri dönüp almayı düşünürken¸ sonra hemen vazgeçti. "Bugün de kapı kilitlemeyeyim. Sabah yedek anahtarla gelirim."


   Yirmi dakikalık yürüme yolunu sekiz dakikada yürüdü daha doğrusu koştu.  Seslerin sahipleri tarafından takip ediliyormuş gibi hissediyordu. Eve vardığında nefes nefese kalmıştı. Kocası¸ kayınvalidesi ve küçük oğlunun tedirgin bakışlarından habersiz kulağında aynı seslerle¸ ne yaptığının farkında olmadan ezbere hareketlerle yemeği hazırladı¸ bulaşıkları yıkadı¸ ertesi gün için biraz hazırlık yaptı ve yattı.


Huzursuz bir gece boyunca arada rüyasında aynı sesleri duydu¸ yatakta hızla sağdan sola döndü¸ garip sesler çıkardı ve nihayet sabaha karşı derin bir uykuya daldı. Düşünde oğlu Andelib'i gördü. Gülümseyerek bakıyordu. Bu dünyaya ait olmadığı belliydi. İki senedir ilk defa görüyordu düşünde. Uyandığında ter içinde kalmıştı¸ ama yüzünde halaoğlunu gördüğü andaki gülümseme vardı.


Şirkete giderken kalbi heyecanla çarpıyordu. Acaba bugün de aynı şeyler olur muydu? Herkes çıktıktan sonra kalmamalıydı fazla. Müdür anlar da bir şey derse bir bahane bulurdu. Gündüzden bütün işleri halletmeyi kafasına koydu. Bu da pek zor olacaktı. Zira şirkette yönetim kurulu toplanacaktı ve bu da her zamankinden çok iş demekti.


Şirketin sokağında simitçi her zamanki yerinde ikinci postayı bitirmek üzereydi. Telaşla vapura yetişmeye çalışan insanlar¸ otobüs durağındaki kalabalık her günkü gibiydi. Şimdi Figan gidip de şu köşede duran simitçiye akşam olanları anlatsa¸ herhalde adam buna deli gözüyle bakardı. Yoksa gerçekten öyle miydi?


Figan o gün akşama kadar şirketteki rutin işlerini yaparken aklı hep duyduğu seslerdeydi. Bu akşamda aynı şeyler olur muydu? Bir tarafı akşamın bir an önce olmasını istiyor bir tarafı ise akşamı düşündükçe kalbi çarpıyor ve çalışanlardan önce çıkmak için bahaneler düşünüyordu. Sonunda merakına yenik düştü ve akşam herkes gittikten sonra işleri hemen toparlayıp beklemeye başladı. Bir saat geç çıktığı halde¸ hiçbir ses duymadı. Yolda dün akşam olanların sadece kendi hayal gücü olduğuna iyice karar verdi¸ ama gördüğü rüya gerçekti ve çok güzeldi. Oğlunu görmüştü. Onu ne kadar da özlemişti. Figan¸ gözyaşlarından yürüdüğü yolu görmeyerek ezberlediği şekilde eve vardı. Evdekiler onun ağlamış olduğunu anladılar ama üzerine varmadılar. Alışmışlardı her vesile ile ağlamasına.


  Figan¸ o gece de oğlunu görme umuduyla yattı. Belki rüya görmesine sebep olur diye yatmadan önce oğlunun fotoğraflarına baktı. Gözyaşlarıyla sulayarak oğlunu okşar gibi¸ sevgiyle şefkatle elini dolaştırdı her birinin üzerinde. Oğlu ne kadar da candan gülüyordu. Arkadaşları arasında ayrı bir havası vardı sanki. Belki de oğlu olduğu için ona öyle geliyordu. İki askerin arasında götürülürken bu ifade silinmiş¸ gözlerine korku ve endişe yerleşmişti. Sonradan öğrendiler ki bir arkadaşı anarşist olmuş¸ Andelib de sadece onun arkadaşı olduğu için götürülmüş ve…


 Fotoğrafları göğsüne bastırarak yattı. Sabaha kadar uyumak ve Andelib'i düşünde görmek istiyordu. Sabah uyandığında "Belki unutmuşumdur" diyerek hatırlamaya çalıştı¸ kendini zorladı ama yok. Oğlunu görmemişti düşünde. Şirkette boş bulduğu bir vakitte kendini artık daha fazla tutamadı ve bahçeye çıktı¸ büyük ceviz ağacının arkasına geçerek mendilini gözüne kapattı ve hıçkırarak ağladı. Sanki oğlu yeni ölmüştü ya da onu bırakıp hiç gelmemecesine uzak bir yere gitmişti. Sakinleşene kadar kana kana ağladı. O akşam ve ondan sonraki beş gün hiç ses duymadı. Artık iyice inanmıştı kendi aklının oynadığı bir oyun olduğuna. Fakat o akşam çıkmak için hazırlanırken yine aynı sesleri duydu. Önce narin bir "Anne!" sonra da ona cevap veren bir kadın sesi. Yine seslere elbise hışırtıları karışıyordu. Figan kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarparken toplantı salonunun kapısına gitti. Eğilip anahtar deliğinden baktı. Gördükleri karşısında yine dondu kaldı. Tarifi imkânsız güzellikte genç bir kız ve yine güzellikte ondan aşağı kalmayacak bir kadın¸ bu dünyada hiç görmediği elbiseler ve boşlukta oturur bir halde elleri birbirlerine kenetlenmiş konuşuyorlardı.  "Biz burada kavuştuk ama babam yalnız kaldı."


  "Benim de tek üzüntüm bu ama sabredecek mecbur. Hastalığım boyunca hiç yanımdan ayrılmadı. Istırap içinde geceler boyu inlerken o hep başımda dua etti. Elimi tutarak güzel sözler söyledi."


Figan sesleri ilk duyduğu akşam kızın anasına  "Annem benim¸ seni hep görürdüm ama yine de böyle sarılmak başka." dediğini hatırladı. Ya oğlu onu ağlarken görüp üzülüyorsa…Aklına gelen bu düşünceyle telaşa kapıldı.  "Bundan sonra kendimi tutar¸ ağlamam hiç." Figan verdiği kararla kendi kendine gülümseyip ana kızı izlemeyi bıraktı. "Bırakayım da rahatça halleşsinler."


  O akşam belki de ilk defa hiç gözyaşı dökmedi. Zorla da olsa neşeli olmaya çalıştı. Ev halkı yine şaşkınlıkla izliyordu onu. Belli ki¸ iyice bir haller olmuştu. Dengesi bozulmuş olmalıydı ama her zamanki gibi yine soru sormadılar. 


Figan yatmadan önce¸ Kur'an okudu. Uzun uzun dua etti. Düşünde onu görmek umuduyla yatarken gözünde biriken yaşları yine gülümseyerek sildi. Bir süre sonra uyuyakaldı. Düşünde coşkun akan bir derenin üzerinden atlayıp karşıya geçmek istiyor ama mesafe geniş olduğu için cesaret edemiyordu. Derenin karşı tarafı yemyeşildi ve çok güzel kokular geliyordu. Etrafta yardım edecek birini aradı. Bir süre bekledi. Sonra kendine doğru birinin geldiğini gördü. Yaklaşınca oğlu olduğunu anladı. Sevinçten uçacakmış gibi hissetti kendini Andelib karşısında gülümseyerek elini uzattı. Figan elini tuttu ve sanki uçarak karşı kıyıya atladı. Andelib "Anacığım!" derken Figan hasretle sarıldı ona. Bir süre öylece kaldıktan sonra birlikte el ele yürüdüler.


  Eren sabah uyanınca yanı başında Figan'ın cansız bedeniyle karşılaştı. Bedeni soğumaya başlamıştı ama yüzündeki sıcak gülümseme hâlâ duruyordu. Eren yüzünü örterken gözleri doldu ve  "Oğlumuza kavuştu sonunda. Bütün acıları dindi."  dedi kendi kendine.

Sayfayı Paylaş