ISPARTA VELİLERİ

Somuncu Baba

İç Anadolu¸ Ege ve Akdeniz bölgelerinin kesiştiği ve ‘Göller Bölgesi' olarak adlandırılan yerin merkezinde bulunan ‘Gül Diyarı' Isparta¸ tarihi çok eski bir yerleşim yeridir. Tarih içinde birçok eski ve büyük imparatorlukların hâkimiyetine girmesi Isparta ve bölgesinin kültür zenginliğine kaynak olmuştur.

İç Anadolu¸ Ege ve Akdeniz bölgelerinin kesiştiği ve ‘Göller Bölgesi' olarak adlandırılan yerin merkezinde bulunan ‘Gül Diyarı' Isparta¸ tarihi çok eski bir yerleşim yeridir. Tarih içinde birçok eski ve büyük imparatorlukların hâkimiyetine girmesi Isparta ve bölgesinin kültür zenginliğine kaynak olmuştur.


Isparta deyince hiç şüphesiz ilk olarak aklımıza¸ çağlardan beri efsanelere konu olmuş ve güzel kokunun peşinde olanlar için vazgeçilmeyen bir çiçek olan gül gelmektedir. İnsanın günlük yaşamında çok özel bir yeri olan gül; aşkın¸ güzelliğin¸ sevginin ve saygının ifadesini en güzel şekilde bünyesinde toplayan bir çiçektir. Yaradılışça ve sanatça gül¸ diğer çiçeklere nazaran fazlaca yaprak demetiyle sarmalanmış¸ kokusuyla¸ rengiyle¸ suretiyle¸ duruşuyla¸ asaletiyle sanat-ı İlâhiyeyi vücudunda bayraklaştırmış; bağların ve bahçelerin en latif tebessümü¸ en güzel yüzü olmuştur.


Bütün bunlardan öte gül¸ her şeyden önce bütün güzellikleri kendisine yakıştırdığımız sevgili¸ ilahî güzelliğin ve bu güzelliğin işareti olan Hz. Peygamber (s.a.v)'in simgesidir. Peygamber¸ gül olarak tasvir edilmiş¸ gül olarak anlatılmıştır. Böylece kokusuyla nam yapan gülün varlık sahnesinde yer alması güzel bir sebebe bağlanır. Güle hayat veren kaynağın Hz. Peygamber (s.a.v) olarak görülmesi¸ gülün toplumumuzdaki değerini de artırmıştır. Nitekim "Gül koklamayı sevap" olarak görmüş¸ gül şerbeti içildiğinde salavat okumayı gelenek haline getirmiş¸ mevlit törenlerinde en nadide ikram olarak gül suyunu öne çıkartmış ve bunun için gülabdanlar icat etmişiz. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin Divan'ında yer alan gülle ilgili bir dörtlüğü bu arada zikredelim:


Karanfiller tütsün dursun


Çiçeklerin başı güldür


Bülbülleri ötsün dursun


Gözlerimin yaşı güldür


Pîr-i Halife Hamidî


Pîr-i Halife Hamidî Isparta'ya bağlı Eğridir ilçesinde doğmuş Isparta'da vefat etmiştir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1555 tarihinde Isparta'da vefat etmiş olup kabri Isparta'dadır. Pîr-İ Halife diye meşhur olan Hazrete Isparta'nın eski ismi Hamid'e nispetle Hamidî denilmiştir.


Pîr-i Halife'nin hocası İstanbul'un büyük velilerinden¸ Peygamber Efendimizin torunlarından Buharalı Seyyid Ahmed Buharî'dir. Hocasının sohbetlerine uzun süre devam ederek olgunlaşan Pîr-i Halife bu sayede tasavvufta yüksek derecelere kavuşmuştur. Tahsil hayatını tamamlayıp hocasından icazet aldıktan sonra da memleketine dönerek orada talebe yetiştirip¸ ilme hizmet etmeye çalışmıştır.


Hamidî Hazretleri devamlı ibadetle¸ özelliklede nefsin istemediği¸ ona zor gelen ibadetler meşgul olur¸ dinin emir ve yasakları hususunda son derece titiz davranırdı. Çok riyazet ve mücâhede yapardı. Dünyaya kıymet ve itibar etmediği gibi dünyaya düşkün olanlardan da uzak dururdu.


Görünüş itibariyle her ne kadar diğer insanlar gibiyse de hakikatte o bâtını gibi zahiri de kemâlât ve güzelliğe sahipti. Bu sebepledir ki¸ onu görenlerin gönüllerinde hemen kendisine karşı bir muhabbet hâsıl olurdu.


Pîr-i Halife Hamidî Hazretlerinin pek çok menkıbe ve kerametleri vardır. Bunlardan biri şöyle anlatılır:


Muhibbanlarından biri Hazreti ziyarete giderken hediye olarak bir miktarda bahçesinden topladığı cevizlerde götürür. Hazret gelen hediyeyi kibarca reddederek kabul etmez. Muhibban getirdiği hediyenin kabul edilmeye lâyık görülmediği zannıyla çok üzülür. Hatta kederinden¸ perişan bir hâle gelir. Talebesinin bu hâlini anlayan Pîr-i Halife: "Sen bu cevizin ağacını hanımına mehir olarak vermemiş miydin?" diye sorar. O da itiraf edip; "Hakikaten ben bu cevizin ağacını hanımıma hibe eylemiştim."  der. Pîr-i Halife Hazretleri¸ başkasının malını sahibinden izinsiz alıp kullanmanın ve başka birine hediye olarak vermenin câiz olmadığını¸ bu sebeple hediyesini kabul etmediğini söyleyerek hediye getiren kişiyi rahatlatır.


Burhâneddin Bin Muhammed Eğridirî


Anadolu'da yetişen ve hem baba hem de anne tarafından âlim ve fazilet sahibi bir aileye mensup olan Burhâneddin Eğridirî 1494 yılında Tosya'da doğdu. Gerek babası Benli Sultan olarak bilinen Mehmet Muhyiddin Efendi¸ gerek dedesi Muhammed Çelebi Sultan ve gerekse büyük dedesi Pîr-i Halife Sultan Anadolu'nun büyük velilerinden olup ömürlerini insanlara hizmete vakfetmiş büyük zatlardandırlar. Aile aynı zamanda Peygamber Efendimizin soyundan olup seyyiddir.


Burhâneddin Eğridirî ilk tahsilini memleketinde¸ Tosya'da tamamladıktan sonra İstanbul'a gitti ve Zeyniyye tarikatı şeyhi Tosyalı Şeyh Nasuh Efendinin¸ ders ve sohbet halkasına katıldı. Bu hocasının rehberliği ile kemâle erip¸ icazetini aldı. Dedesinin vefatıyla boşalan Eğridir'deki zaviyede insanlara rehberlik yapmak¸ doğru yolu anlatıp¸ ilim öğretmekle görevlendirildi. Eğridirî Hazretleri de aynı babası ve dedesi gibi insanların aydınlanıp doğru yolu bulmalarında¸ İslâmî ahlâkın yayılıp yaşanılması hususunda büyük hizmetleri oldu.


Eğridir'de vefat eden Burhâneddin Hazretleri Eğridir'deki dedelerinin kabirlerinin yanına defnedilmiştir.


Kaynakça


Süleyman Kösmene¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v) ve Gül Gerçeği.


Doç. Dr. Bilal Kemikli¸ Türk Kültüründe Hz. Peygamber ve Gül İmajı.

Evliyalar Ansiklopedisi.

Sayfayı Paylaş