TOKAT VELÎLERİ

Somuncu Baba

6000 yıllık tarihi boyunca üzerinde barındırdığı medeniyetlerin izlerini taşıyan Tokat¸ çok çeşitli ve zengin bir kültürel yapı ile yoğrulmuştur. Hititlerden günümüze kadar üzerinde yaşamış tüm medeniyetlerin izlerini bu ilimizde bulmak mümkündür.

Tokat¸ zengin doğal kaynakları¸ jeostratejik konumu nedeniyle beyliklerin¸ devletlerin ve imparatorlukların mücadele alanı olmuştur. Orta Karadeniz dağlarından güneye¸ Anadolu'nun içlerine doğru¸ değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar¸ ovalar¸ bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla¸ dünyada

6000 yıllık tarihi boyunca üzerinde barındırdığı medeniyetlerin izlerini taşıyan Tokat¸ çok çeşitli ve zengin bir kültürel yapı ile yoğrulmuştur. Hititlerden günümüze kadar üzerinde yaşamış tüm medeniyetlerin izlerini bu ilimizde bulmak mümkündür.


Tokat¸ zengin doğal kaynakları¸ jeostratejik konumu nedeniyle beyliklerin¸ devletlerin ve imparatorlukların mücadele alanı olmuştur. Orta Karadeniz dağlarından güneye¸ Anadolu'nun içlerine doğru¸ değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar¸ ovalar¸ bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla¸ dünyada benzeri az olan bu cennet ilimiz¸ canlı ve zengin tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.


Çok renkli bir maziye sahip olan şehrin her meşrepten insana hitap eden tarikat zenginliği vardır. Mevlevîliğin ve Nakşibendîliğin köklü geçmişi yanı sıra diğer bazı tarikat kollarını da köylerine varıncaya kadar ilçeleriyle birlikte Tokat'ta görmek mümkündür.


Tokat¸ fazilet sahibi üstün kimseler yurdu¸ şairler yatağı olmanın ötesinde başka hiçbir şehre nasip olmayan bir özelliği ile de ön plana çıkmaktadır. O da Osmanlı İmparatorluğu'na altı şeyhülislam yetiştirmiş bir şehir olmasıdır. Fatih Sultan Mehmet döneminden Sultan Vahidettin'e uzanan beş asra yakın yaşayan bu ulu çınar ağacının özünde Molla Hüsrev¸  İbn-i Kemal¸ Muid Ahmet Kazâbâdî¸ Kadızade Mehmet Tahir¸ Hacı Kara Halil ve Mustafa Sabri Efendi bu görevi deruhte etmeye çalışmışlardır.


Bunun yanında Tokat'ta doğup başka yerlerde vefat eden Allah dostları da vardır. Hatta bazılarının Tokadî nispetiyle bilinen bu insanlardan da bahsetmek yerinde olacaktır. Bunlardan en bilineni¸ Altın Silsilenin altın halkalarından¸ Tokat'ta doğup İstanbul'da vefat etmiş olan Seyyid Hacı Mustafa Haki Tokadî Hazretleridir. Soğukpınar Mahallesi'nde doğan ve tahsil hayatını Tokat'ta tamamlayan Mustafa Haki Efendi Hazretleri Altın Silsilenin başka bir halkası olan Çorumlu Mustafa Rumî Efendinin talebesi olup ondan icâzet almıştır. Nuranî simasından dolayı kendisine "Melek Hafız" diye hitap edilen Tokatlı Pirin kabr-i saadetleri Fatih Camii Haziresindedir.


Yine¸ Tokat'ta doğup İstanbul'da vefat eden Mehmet Emin Tokadî Hazretleri de Tokatlıdır. Bir diğeri yine Tokat'ta doğup Bolu'da vefat eden ve türbesi Bolu'nun girişinde yüksekçe bir tepede olup halen ziyaret edilen Hayreddin-i Tokadî Hazretleridir. Bir diğeri de babası Tokatlı olup Edirne'de doğmuş Bursa'da vefat etmiş olan Tokatlı Hayreddin Efendidir.


Tarihimizin ender yetiştirdiği insanlardan biri olan ve Yavuz'un Mısır seferi sırasında atının ayağından sıçrayan çamurların kaftanına gelmesi sebebiyle kendisi için söylediği meşhur "Bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur¸ benim için şereftir. Öldüğüm zaman bu kaftanı sandukamın üzerine koysunlar." sözün muhatabı İbn-i Kemâl Efendi de Tokat'ta doğup İstanbul'da vefat eden âlim¸ fazıl Allah dostu insanlardandır.


Abdülmecid Şirvanî


Tokat'ın manevî zenginliği olan büyük velilerindendir. Şirvan'da dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi belli değildir. Şirvan bölgesinin en büyük velisi olan babası Şeyh Veliyüddin Efendi¸ ilim¸ fazilet sahibi¸ şüpheli şeylerden sakınan takva sahibi bir insandı. İnsanlara devamlı vaaz ve nasihat ederdi. “İnsanların en hayırlısı¸ onlara faydalı olandır.” hadis-i şerifinin açık bir numunesi idi.


Küçük yaştan itibaren böyle bir ilim ve sohbet halkasında yetişen Abdülmecid Şirvanî yüksek zekâsı¸ anlayış ve kavrayışının fevkalâde keskinliğinden kısa sürede akranlarını ve emsallerini geçti ve genç yaşta Şirvan'a bağlı Şemahı kasabasına giderek ders vermeye başladı. Kendisi bu yıllarını şöyle anlatmaktadır:


"Şemahı'nda talebelere bir şeyler anlatmada çok gayret sarf ediyordum. Zahir ilimlere olan rağbetim ve onları öğrenme ve öğretme hususundaki şevkim öylesine artmıştı ki gecelerimin çoğunu kitapları mütalaa ve okumakla geçiriyordum. Bir mübarek gecede¸ mütalaa ettiğim kitap harekete gelip şöyle konuştu:


"Ey Abdülmecid! Ben senin Rabbin miyim ki gece gündüz bana bakıyorsun. Var git¸ bu bağlılığını Rabbine yap. Bu bağlılığı Rabbine yapman daha uygundur.”


Kitaptan gelen sesi duyunca¸ onu bir kenara bıraktım ve dağlara gittim. Oralarda bir mağara buldum. O mağarada tam dört yıl geceli gündüzlü Allahu Teâlâ'yı zikirle meşgul oldum. Bu sırada bana kerametler ihsan edildi. Abdest almak için dışarı çıktığım zaman¸ yırtıcı ve vahşi hayvanlar bana saldırmaz ve benden kaçmazlardı. Hatta bana yaklaşırlar¸ abdest aldıktan sora yerde biriken suları içerlerdi. Bazı yerlerde uçardım. Bir anda bir vadiden diğer vadiye geçerdim. Bu halleri¸ asıl maksat sanıp böyle kemale erileceğini düşünüyordum. Bu sebepten tasavvuf yoluna girmek isteyene bir mürşid¸ bir yol gösterici gerekmediği şeklinde yanlış bir düşünce içerisindeydim.


Ben bu hâl içerisindeyken¸ Şirvan mıntıkasının mürşid-i kâmili¸ büyük velî Şeyh Kubad Hazretleri¸ talebeleriyle bulunduğum mağaraya yakın nehrin kenarına gelip yerleşmişler¸ ibadet ve zikirle meşgul oluyorlardı. Onların zikrettiklerini görüp¸ kalbimden beraber zikretmek düşüncesi hâsıl olunca¸ şeytan kalbime vesvese vererek:


"Tâbi oldukları şeyh ümmîdir. Okuma¸ yazması yoktur. Ona uyanların çoğu da cahil kimselerdir. Bunlar arasına karışmaktansa¸ kendi başıma oturup riyazet¸ nefse karşı gelme ve nefis muhasebesi yapmak vahşi ve yırtıcı hayvanlarla yakınlık kurmak daha iyidir.” dedim. Fakat bu sırada Yüce Allah'ın tevfik ve inayeti yardıma yetişti ve kendi nefsime:


“Zâhidleri ile İslâm'ın emir ve yasaklarını yerine getirmeye çalışan¸ gece gündüz Allahu Teâlâ'yı zikreden şu insanlara suizanda bulunmak yakışmaz. Hele onların hallerini bir gör. Mü'min olan insanın hâl ve hareketlerini görmeden karar vermez.” diyerek¸ onlara yakın bir yere gizlendim. Hâl ve hareketlerini¸ ne yaptıklarını iyice gördüğüm zaman¸ kalbimden önceki şüphelerin hepsi gitti. Sonra yanlarına varıp bir kenara oturdum.


Mutad zikirleri bittikten sonra¸ Kelime-i Tevhid söylemeye başladılar. Ben de elimde olmadan onlarla birlikte Kelime-i Tevhid söylemeye başladım. Ansızın bende vecd (kendinden geçme) hâli meydana geldi¸ düşüp bayıldım¸ O zaman talebeleri beni Şeyh Kubad Hazretleri'nin huzuruna götürmüşler. Biraz sonra kendime gelip¸ gözümü açınca¸ başımı Şeyh Kubad Hazretleri'nin dizinde buldum. Derhal Şeyh Kubad Hazretleri'nin elini öptüm. Beni de talebeliğe kabul buyurmasını rica ettim. Talebeliğe kabul edince emrettiği şekilde hareket etmeye başladım. Ondan sonra bende daha önce var olan keşif ve kerametler kayboldu. İçimde öyle bir ilim hâsıl oldu ki¸ o mağarada yalnız başıma nefsimi terbiye etmekle çok hatalı bir yolda olduğumu anladım. Şeyh Kubad Hazretleri beni bir anda içerisinde bulunduğum o karanlık durumdan çıkarıp¸ himmetleri ile kalbimi temizledi. Eğer Efendim Mevlânâ Şeyh Kubad Hazretleri'nin sohbetleri ile şereflenmeseydim¸ Allah korusun çok aşağı derecelerde kalacaktım.”


Şeyhinin sohbetleriyle kemale eren Abdülmecid Efendi¸ efendisinin vefatından sonra onun yerine geçti. Bir süre sonra da Tokat'a gelerek burada insanlara ders vermeye¸ sohbette bulunmaya başladı. Tokat'a gelmesini¸ talebesi Sivaslı Kara Şems'e şöyle ifade eder:


"Ey Kara Şems! Benim Allahu Teâlâ'nın emri ve Sevgili Peygamberimizin işareti ile kendi memleketimi¸ ailemi ve sevenlerimi terk edip; dağ¸ tepe ve beldeleri aşıp gelmem sadece seni manevî ilimlerde ilerletme ve terbiye içindir.”


Abdülmecîd Şirvânî Hazretleri¸ Tokat'ta¸ başta Kara Şems olmak üzere birçok talebe yetiştirmiştir.


Abdülmecîd Şirvanî¸ asil¸ cömert¸ af ve mazeretleri kabul edici¸ sohbetleri tatlı¸ halim¸ selim¸ merhametli biridir. Kendisine has üslubu ile çok güzel vaazlarda bulunurdu. Sohbetlerinde¸ tatlı ama son derece tesirli sözleriyle en katı kalpleri dahi mum gibi eritmiştir. Onun sohbetlerinden herkes öğrenmeyi istediği bilgileri öğrenir¸ öyle ayrılırdı. Rivayete göre onun etkili Kur'an-ı Kerim okuyuşu ile yerdeki vahşi hayvanlar ve gökteki uçan kuşların¸ dinlemek için etrafında toplanırlardı.


Abdülmecid Şirvanî Hazretleri 1564 yılında taun salgınından vefat etti. Kabri¸ kendi adıyla anılan kabristandadır.

Sayfayı Paylaş