AİLE KURUMU

Somuncu Baba

"Ana-baba ve çocuk arasında karşılıklı bir bağımlılık örüntüsü söz
konusudur. Bu bağımlılık örüntüsü zaman içinde değişen bir süreçtir."

İnsanlığın sosyal¸ kültürel gelişmesinin her basamağında yer alan aile kurumu¸ genelde iki cins arasındaki ilişkileri¸ neslin devamını düzenleyen¸ standartlaştıran bir sistemdir.


Aile¸ genel olarak nüfusu yenileme¸ millî kültürü taşıma¸ çocukları sosyalleştirme ve ekonomik¸ biyolojik ve psikolojik tatmin fonksiyonlarının yerine getirildiği bir kurumdur¸ şeklinde tarif edilir.


Ailenin evrensel bir tanımını yapmak oldukça güçtür. Çünkü tarih boyunca toplum nasıl değişikliklere uğramışsa¸ aile de boyutları¸ yapısı ve işleyişi bakımından büyük dönüşümler göstermiştir. Buna göre ailenin kesin ve evrensel bir tanımı yerine¸ belli özelliklerini sıralayan bir açıklama yapılabilir:


"Aile¸ biyolojik ilişki sonucu insan türünün devamını sağlayan¸ toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı¸ karşılıklı ilişkilerin kurallara bağlandığı¸ o güne dek toplumda oluşturulmuş maddî ve manevî zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran¸ biyolojik¸ psikolojik¸ ekonomik¸ hukuksal vb. yönleri bulunan toplumsal bir birimdir."


Aile ve Kültürel Psikoloji


Psikolojinin gerek kuramsal¸ gerek uygulamalı olsun¸ ele aldığı konular içinde aile¸ kültürden çok fazla etkilenen bir konudur. Aile kurumu¸ kişiler arası ilişkiler bakımından kültürden kültüre büyük farklılıklar gösterir. Durum böyle olunca¸ Batı'daki orta sosyo-ekonomik düzey¸ çekirdek aile üzerinde yapılan gözlemler sonucu oluşturulmuş aile kuramlarının ve uygulamalarının doğrudan farklı kültürlere aktarılması geçersiz olacaktır.


Bu sorun bilinmekle beraber şu ana dek üzerinde durulup çözüm üretilmemiştir. Batıdaki çekirdek ailedeki ilişkiler ve etkileşimin genelde geçerli olduğu varsayımına göre hareket edilmiştir. Ancak bu yaklaşım geleneksel yapıdaki aileyi incelemek için uygun ve yeterli değildir.


Bir bağlamda geliştirilen kuramın diğer bağlamlara genellenmesinin geçersizliğini bir örnekle ele alabiliriz: Otonomi (özerklik¸ bağımsızlık) kavramı E. Erikson'dan¸ Kohlberg ve Mahler'e kadar birçok kuramcıya göre olumlu kişilik gelişmesi için şarttır. Yine "ayrışmak" ve "bireyselleşmek" de gerek kişilik gerek aile incelemelerinde çok vurgulanan kavramlardır. Bu vurgulamayla birlikte bu kavramlara verilen değer de bireysel kültürün bir yansıması olarak belirmektedir. Nitekim kendi kendine yetme¸ kendi başına başarma¸ bireysel beceri¸ rekabet gibi bireyin üstünlüğüne yönelik değerler de gerek Batı kültürü içinde gerek bu kültürden etkilenen psikoloji kavramlaştırmalarında öne çıkmaktadır.


Bu genel "bireysellik tema"sı¸ "bireysel ayrışma kültürü" diye adlandırabileceğimiz Batı kültürünün temel öğesidir ve Batı'da gelişmiş olan psikoloji biliminin de odak noktalarından biridir.


Örneğimize dönelim: Batılı ya da Batı'daki kuramları özümsemiş bir psikologun gözünde başkalarından "bağımsızlaşmış" ve "bireyselleşmiş" kişilik¸ sağlıklı bir kişiliktir ve kişilik sınırları iyi belirlenmiş olan¸ birbirleriyle "iç içe" veya "kaynaşmış" olmayan bireylerden oluşan aile de sağlıklı bir ailedir. Bu kavramsal çerçeveye sahip olan bir psikolog¸ köy ya da kasabadaki geleneksel Türk ailesinin gözlemini yapacak olsa bu aileyi sağlıksız bulacaktır. Eğer bu psikolog uygulamaya da yönelikse¸ bu "klinik vaka"ya terapi yapılmasını önerecektir. Bu önerinin temelinde¸ Batı'daki orta sosyo-ekonomik düzey çekirdek aileye benzemeyen bir aile türünün sağlıksız olduğu¸ değişmesi ve Batı'daki aileye benzemesi gerektiği varsayımı yatmaktadır. Çünkü psikolojideki sağlıklı kişi ve aile modeli Batı'daki yaşantılara ve değerlere dayanarak oluşturulmuştur.


Buradaki genellemenin geçersizliği ortadadır. Sadece köy ya da kasabadaki aile değil¸ Türkiye'de kentteki aile de çoğunlukla bu modele uymaz.


Giderek Ortadoğu-Akdeniz kültür bağlamında hatta dünyadaki toplumların çoğunda yaygın olan geleneksel aile türünün de bu modele uymadığını görebiliriz.


Çünkü insan topluluklarının çoğunda "bireysel ayrışma kültürü" değil¸ "beraberlik kültürü" yaygındır. Bu durumda dünyadaki ailelerin çoğunun psikolojik olarak sağlıksız olduğu gibi tuhaf bir yorum ortaya çıkmakta ve psikolojideki sağlıklı kişi-sağlıklı aile kavramlarının sorgulanmasının gerekliliği söz konusu olmaktadır. Bu çarpıcı örneği ve diğer hususları daha iyi anlamak için¸ Batı'daki ve Türkiye vb. toplumlardaki aileyi biraz daha incelemekte yarar vardır.


Batı'daki modern çekirdek ailenin en önemli özelliklerinden biri¸ aile bireylerinin birbirinden bağımsız ve ayrı olmasıdır. Bu tür ailede¸ bireysel özerklik ve kişi benliğinin diğer fertlerinkinden kesin çizgilerle ayrılmış olması¸ sağlıklı aile etkileşimi için zorunlu görülmektedir.


Mesela psikolojide vurgulanan "kendi kendine yeten bireycilik" kavramı¸ Batı toplumunda bile insanlar arası yakın ilişkileri yadsıdığı ve çeşitlilik gösteren aile ilişkilerini tam olarak yansıtmadığı için eleştirilmiştir.


Bu bireyci model¸ Batı toplumu için bile yeterince açıklayıcı bulunamaz¸ kaldı ki Türkiye ve benzeri toplumlarda (özellikle Orta/Doğu-Akdeniz sosyo-kültürel bağlamında) ailesel ve sosyal etkileşim¸ kişiler arası bağlılığa ve karşılıklı bağımlılığa dayanır. Çekirdek aile bağlamında bile bu tür aile ilişkisi devam etmekte ve modern aileyi de etkilemektedir.


Ailede Çocuğun Değeri


Yurt çapında gerçekleştirilen ve Çiğdem Kağıtçıbaşı'na ait "Çocuğun Değeri" konulu araştırmanın bazı verileri bu konuya ışık tutmaktadır. Bu araştırmada çocuğun ailedeki yeri ve işlevi incelenmiştir.


 "Çocuğun Değeri" araştırmasında¸ çocuğun aileye ekonomik katkısını yansıtan ‘çocuğun ekonomik değeri'nin ve ‘yaşlılık güvencesi oluşu' değerinin Türkiye'de yaygın olduğu bulunmuştur. Ana-baba ve çocuk arasında karşılıklı bir bağımlılık örüntüsü söz konusudur. Bu bağımlılık örüntüsü zaman içinde değişen bir süreçtir. Şöyle ki¸ başlarda çocuk ana-babasına bağımlı bir konumdadır¸ sonraları bu bağımlılık ilişkisi yön değiştirerek yaşlı ana-babanın yetişkin evlada bağımlılığı şekline dönüşmektedir.


Böyle bir bağlamda çocuğun bağımsızlığı işlevsel değildir¸ hatta bağımsız gelişen bir kişilik¸ aileninkilerden çok kendi ihtiyaçlarına öncelik tanıyacağından¸ aile için bir tehlike bile sayılabilir. Ana-babaya saygılı ve bağımlı büyüyen bir çocuk ise aileyi terk etmeyecek¸ onlardan ayrı bir hanede yaşasa bile duygusal ve maddî katkısını ana-babasından esirgemeyecektir.

Ana-baba ile çocuk arasındaki bu bağımlı ilişkiler sistemi¸ ana-babanın çocuğun kişiliği hakkındaki değer yargılarını da belirlemektedir. Örneğin "Çocuğun değeri" araştırmasında¸ ana-babalara çocukları büyüdüğünde onların nasıl olmasını istedikleri sorulduğunda¸ "hayırlı evlat olsun" isteği en yaygın temenni olarak belirmiştir.

Sayfayı Paylaş