UZAKLIKLARIN GÖNÜL İLE ÖLÇÜLDÜĞÜ ZÂVİYE

Somuncu Baba

Bozkır¸ insana bir sonsuzluk duygusu verir. Sarı rengin tüm tonlarıyla müthiş bir ihtişamı gözler önüne seren hükümdarlığı ilahî bir hüznün ilk satırbaşı olarak defterlerimize kaydedilir. Her yerde Van Gogh'un bulmaya çalıştığı o "sarıyı" görürsünüz. O sarı ki kentin uzağındaki insanın lahutî bir ses aracılığıyla vücudunda duyduğu bir ağrı gibidir. Başaklar¸ ufuk çizgisine kadar yayılmış sarı otlar¸ otların elverdiği ölçüde görülen toprak ve diğer her şey sonsuzluk fikrinin insana verdiği bir kıpırdanmanın vesilesidir. Bu sadelik içerisinde üzerlerine topladıkla

"Gönüllere hep ferahlık bahşeder


Feyz ü rahmet bucağıdır Zâviyem" 


(Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi k.s)


 


Bozkır¸ insana bir sonsuzluk duygusu verir. Sarı rengin tüm tonlarıyla müthiş bir ihtişamı gözler önüne seren hükümdarlığı ilahî bir hüznün ilk satırbaşı olarak defterlerimize kaydedilir. Her yerde Van Gogh'un bulmaya çalıştığı o "sarıyı" görürsünüz. O sarı ki kentin uzağındaki insanın lahutî bir ses aracılığıyla vücudunda duyduğu bir ağrı gibidir. Başaklar¸ ufuk çizgisine kadar yayılmış sarı otlar¸ otların elverdiği ölçüde görülen toprak ve diğer her şey sonsuzluk fikrinin insana verdiği bir kıpırdanmanın vesilesidir. Bu sadelik içerisinde üzerlerine topladıkları ilgi insanı hayret makamına çıkarmaya yetmez mi? Ama bir de bir yerleşim birimine başınızı uzatıverseniz¸ bu ilahî ağrının başınızı döndürecek şekilde ruhunuza galebe çaldığını göreceksiniz.


Muhkem bir kalenin sarı renkli surları onun dağıttığı sonsuzluk fikrinin sadece ilk şuleleridir. Hâlbuki kaleden içeri girdiğinizde hanlar¸ hamamlar¸ bedestenler¸ camiler¸ avlular¸ türbeler vs. boyunca sarıya ulanan renkler bir gökkuşağının ayrılmaz parçaları¸ bir yelpazenin farklı ferahlıklar veren perdeleri gibi sizi bir şaşkınlığa düşürecektir. Şairin bir izmarit gibi ezerek silikleştirdiği "şehrin insanı" bozuk paralarla¸ sivilcelerle uğraşırken Anadolu'nun bir köşesinde bu sonsuzluk fikrinin ruhu¸ gönlü yumuşak bir kumaş gibi sarmalama işi hiç durmadan devam etmektedir. Kimisi sızlanadursun "böyle mekânlar kalmadı" kabilinden¸ biz sizi ‘doğu'nun giriş kapısı Darende'ye çağıralım. O sonsuzluk fikrinin baş şehrine… İlahî aşkın kalesinden¸ ırmağına; minarelerinden¸ balıklı havuzuna değin ayrı bir güzellik kattığı kadim Osmanlı şehrine…


Zengibar Kalesinin bu ilahî düşüncenin ilk şulelerini yüksekçe bir yerden Zaviye isimli bir mahalleye doğrultması çok uzaklardan yankılanan "Ben bir kuş olsam varsam yârın kûyuna / Kanatlarım üzülse düşüp o ilde kalsam" sözlerini hançerimizin¸ kalbimizin hasret köşesine getirip saplamaz da ne yapar. Çünkü Zengibar Kalesinin ayakta kalabilen restore gören son kısmı adeta Hasan Gazi Hazretlerinin başucuna anlı şanlı bir cengâver tarafından konulmuş kabir taşıdır. Bir taşın da ötesinde Darende'nin bir maneviyat kapısı olduğunu simgeleyen bâb-ı aşk'tır. İlahî esintilerin yükseldiği oradan okyanusa ulaştığı ve tüm dünyada dolanmak üzere hareketine başladığı noktadır. Bana göre muhtıralı hayat takviminin sıfır noktasıdır. Kimler Greenwich gözlem evini sayıklıyorsa sayıklasın¸ dünyanın maneviyat atlasına baktığımızda biz altın harflerle o ırmağın doksan derece bir açıyla üzerinden geçtiği¸ bir tepenin adeta gizemine gizem kattığı¸ son noktayı sırlı bir balıklı havuzun koyduğu başlangıç noktasında Zaviye kelimesinin yazdığını görürüz. O sırlı nokta kalbimizin ipeklerle¸ nice ince zarlarla tutulduğu noktadır ki ismine Somuncu Baba Camii denir.


Sarının ve kahverenginin her türlü tonuyla gizlenmiş olan Darende sonsuzluk fikrinin yansımalarını insanın duyu organlarına bir bir nakşeder. Bu nakşoluş müthiş rayihaların insanın başını döndürdüğü bir hâl alır. Sadeliğin¸ geleneğin ve ferahlığın maneviyata aç ruhlara oynadığı bir oyunun ötesinde engin denizlerin ortasında bir sal ile yol almaya çalışan insanın dünyadaki her şeyden vazgeçme isteğinin zuhurudur. Denizde bir katre olmak isteği yankılanır her yerde. Şu köşeden biri çıkacak ve kendisine "deniz ol!" diyecektir sanki. Bir mürşid-i kâmilin eteğin tutup yok olmanın tarifsiz hazzını yaşayacaktır adeta. "Nerede¸ nerede?" diye çırpınır insan. Kimi kalp atışlarını cennetten bir köşede¸ Hasbahçe'nin sonsuzluğa ayarlı saatlerinin altında bir evliyanın ağzından çıkan inci gibi sözlerin kılavuzluğunda aşk'a eşitler. Kimi ise göğün kim bilir kaçıncı katında kılınan bir namazın sarhoşluğuyla nasıl olduğunu anlamadan bir evliyanın ellerini öpme şerefine nail olur. Bazısı soran gözlerle adım attığı yerden "Gamlı gelen neş'elenip şâd gider/Zevk ü sürûr kaynağıdır Zâviyem" mısralarının sırrınca denizin kokusunu almaya başlar. Çünkü burada uzaklıklar gönül ile ölçülür. Ve O'nun baktığı açıdan nereye baksanız yâri görürsünüz.


Biz küçükken bir yanlışlık yapmıştı büyüklerimiz. Bozkır demişlerdi. Kırılan kalbimizin özetiydi bu sözcük. Tamiri ise ancak büyüklerle mümkündü. Gülümseme iklimiydi bu topraklarda hüküm süren. Her nesnenin içinden ehl-i aşk çıkartırmış bunu meğer. Kalbimizin üzerinde gerili olan zarın her milimetre karesine milyon defa o büyükler yazarmış aşkın en nadide örneklerini. O örneklerin sırları müridanın nefeslerinden havaya karışırmış ılık bir rüzgâr olup muhabbetin olduğu yerleri işaret edermiş meğer. Gözlerden süzülen yaşlar gönle değin akar¸ bir "âh" demeyle buharlaşır¸ muhabbetin nişanelerini sunarmış gören gözlere. Bunların hepsine ol mürşid-i kâmilin nazarı kadirmiş. Her şey ondan dağılırmış dünyaya. Meğer buradan gelirmiş Darende'nin havasındaki bu farklılık. İşte¸ bir kez kulak versek anlayacağız O Güzeller Şahına.


Dağların yanmışlığı Hicazın kokusudur burada. Sarı¸ hasret ise; Tohma¸ vuslattır burada. Biz gönlün doruk noktası diyelim¸ siz başlangıç… Öyle ki Anadolu'nun özetidir burası. Güneyi Mescid-i Nebevî'dir¸ kuzeyi Sivas Ulu Camii. Bu mesafeler arasında biz ne söylersek söyleyelim sözün başındayızdır hep.

Sayfayı Paylaş