ŞEHİR ENDÜSTRİSİ

Somuncu Baba

Şehirler toplu yaşama alanlarına dönüşürken buradaki insanların ihtiyaçlarının karşılanması için de her asrın kendine göre bir geçim ve üretim endüstrisi vardı. İlk şehirler tarıma imkân veren alanlara inşa edilmişlerdi. Dikkat edilirse¸ bütün Türkiye'de¸ Batı'da ve dünyanın hemen hemen her yerinde genellikle şehirler ırmak kenarında ya da bol kaynak sularının bulunduğu yerlerde ve tarıma elverişli düz yerleşim alanlarında kurulmuşlardır. Bunun temel sebebi¸ şehirler inşa edilirken bütün toplumlar tarıma bağlıydı.

Şehirler toplu yaşama alanlarına dönüşürken buradaki insanların ihtiyaçlarının karşılanması için de her asrın kendine göre bir geçim ve üretim endüstrisi vardı. İlk şehirler tarıma imkân veren alanlara inşa edilmişlerdi. Dikkat edilirse¸ bütün Türkiye'de¸ Batı'da ve dünyanın hemen hemen her yerinde genellikle şehirler ırmak kenarında ya da bol kaynak sularının bulunduğu yerlerde ve tarıma elverişli düz yerleşim alanlarında kurulmuşlardır. Bunun temel sebebi¸ şehirler inşa edilirken bütün toplumlar tarıma bağlıydı. Bunun için de beslenme ihtiyacını ilk elden ve doğrudan¸ daha kolay yollarla karşılayabilmek gerekiyordu. Eski çağlarda¸ gelişmiş bir ulaşım ağı olmadığı¸ olmaya başladığı dönemde de yol güvenliği bulunmadığı için tüketim maddelerinin tarladan eve doğrudan intikali gerekiyordu. Böyle bir stratejik zorunluluk yüzünden ilk şehirler tarımla iç içeydi¸ hatta bir anlamda tarım şehirleriydi. Mesela çok değil¸ daha 2000'lerin başına kadar¸ Kayseri'deki Cumhuriyet Meydanı'nın doğusunda ve meydana 500 metre mesafedeki tarlada her yıl sebze ekilir ve satılırdı. Maydanoz¸ tere¸ dereotu¸ soğan¸ sarımsak¸ biber¸ domates¸ salatalık apartmanların kuşattığı büyükçe bir bahçede yetiştirilir ve doğrudan tüketiciye verilirdi. Pervane yazısı yakın zamana kadar şehrin sebze ihtiyacını karşıladığı bir alandı. Yaşlılar hatırlarlar; gardan Hava İkmale giden demiryolunun doğu kesiminde¸ bugün lüks binaların bulunduğu alanın tamamı¸ sebze tarlalarıydı. Bu uygulama¸ hemen bütün şehirlerin çevresinde vardı. Şimdi¸ binalar arsaları yutmaya başlayınca tarım şehirleri özelliklerini kaybettiler ve yerini sanayi şehirlerine bıraktılar.


Günümüzde¸ sanayileşmenin getirdiği farklı talepler yüzünden şehirler bu defa endüstri kuruluşlarıyla kuşatılmaya başlanmıştır. Üstelik verimli tarım alanları da bu işler için hoyratça feda edilmek suretiyle. Adana'da¸ Mersin'de¸ Antalya'da¸ Bursa'da¸ İzmit'te¸ hatta İstanbul'un geniş mücavir alanlarında kullanılan alanlar ekime elverişli tarlalardı. Sanayinde biraz mesafe almış bir şehir gösteremezsiniz ki¸ doğusundan batısından güneyinden ya da kuzeyinden karnımızı doyuracak verimli alanları gasp ederek sanayi kuruluşlarıyla  çevrilmiş olmasın.


Şehirleri insan kalabalıklarıyla işgale götüren de bu kuruluşlardır. Kolay iş bulma umuduyla yorganını sırtına atan koşup geliyor şehre. Bu defa¸ kalkınmanın itici gücü olarak görülen sanayi bir güzelliğin ve verimin simgesi iken¸ emeğini kullandığı insanının sefaletiyle de yeni bir yıkım anlayışının simgesine dönüşüyor… Sanayi kuruluşları refahı değil fakirliği arttıran ikinci bir üretim alanı haline geliyor.


Çalıştırdığı adama standart bir geçim seviyesi sağlayamayan¸ hatta gelecek güvencesi dahi veremeyen sanayici¸ ülke ekonomisine nasıl katkı sağlayacaktır¸ anlamak zordur? Tabii bu durum¸ bize has bir hastalık değildir: Batı sanayi devrimiyle gelişmeye başladı ve kalkındı. Ancak¸ bu sanayi aynı zamanda Batı'yı da katletti: 1. ve 2. Dünya Savaşlarında kullanılan silahlar bu sanayinin ürünüydü. Milyonlarca insanın hayatına mal oldu. Bir anlamda¸ Batılı¸ kendi evladının kanından silah üretti. Refahını sağlayacak verimliliğin suyu olarak kendi insanının kanını kullandı… İşi kendi topraklarıyla da sınırlı tutmadı¸ bu defa bu sanayi dalını dünyayı sömürme aracı olarak kullanmaya başladı. 


Bu konunun ayırt edici özelliği¸ şehirlerin sanayin imkânlarını kullanmasına rağmen¸ sanayinin çekiciliğine kapılanlar yüzünden de yıkıma uğramaktadır. Bu bakımdan¸ endüstriler şehirlere mutlaka olumlu katkı sağlıyor ama bunun çok ağır bir bedelini de yozlaşma¸ ahlakî değerleri kaybetme¸ suçluları barındırma gibi faturalarla ödemektedir.


Unutmayalım¸ atom bombaları şehir endüstrisinin ürünüdür. Bu bombalarla Japonya'nın iki şehri Hiroşima ve Nagazaki haritadan silinmiş ve yüz binlerce insanın hayatına mal olmuştur. Bugün geliştirilen biyolojik ve kimyasal silahlar da aynı şekilde hedef olarak şehirleri seçmek zorundadır. Çünkü şehirleri fethedenler ülkeyi fethetmiş olmaktadırlar. Endüstri böyle bir canavar durumuna gelirse kendi yavrusunu yemekten de çekinmeyecek ve şehirler ruh mezbahalarına dönüşecektir. Bıçağı ise en kıymetli arazilerinde geliştirdiği endüstrisidir!..

Sayfayı Paylaş