KUR'ÂN'IN CEZÂLANDIRDIĞI DAVRANIŞLAR

Somuncu Baba

"Kur'ân'ın hedefi¸ insanlara cezâ vermek değildir.
Onun ilk âyeti insanların yaratıcısının Rahman
ve Rahim olduğunu hatırlatarak başlar. Böyle bir
kitabın hedefi azap ve cezâ olamaz."

Kur'ân bir hidâyet kitabıdır. Yolun en doğrusu olan sırât-ı müstakîmi göstermek üzere Yüce Allah tarafından insanlığa gönderilmiştir. Kur'ân nûrdur; insanların kalbini¸ zihnini¸ fikrini açar ve nûruyla doldurur. Kur'ân kandildir; insanların yolunu aydınlatır. Kur'ân zikirdir; insanlara Allah'ı ve sorumluluklarını hatırlatır. Kur'ân şifâdır; insanların maddî ve mânevî hastalıklarını tedavi eder. İlahî irade tarafından insana uzanan bir rahmet eli ve sağlam kulp (urvetü'l-vüskâ) olan Kur'ân'da her şey dengeli olarak yer almış ve hiçbir şey eksik bırakılmamıştır.[1]


Kur'ân¸ getirdiği hükümlerle esasen insana ait beş temel esası korumak istemiştir. Bunlar can¸ mal¸ akıl¸ nesil ve dindir. Bu esasları koruyan hükümler helâl kılınmış¸ emir veya tavsiye edilmiş ve mükâfatlandırılmıştır. Bu beş esasın korunmasına aykırı düşen ve onları zedeleyenler ise haram kılınmış ve cezâlandırılmıştır.


Kur'ân'ın hedefi¸ insanlara cezâ vermek değildir. Onun ilk âyeti insanların yaratıcısının Rahman ve Rahim olduğunu hatırlatarak başlar. Böyle bir kitabın hedefi azap ve cezâ olamaz. Kur'ân ilâhî bir rehber ve irşad kitabı olduğu için onun esas hedefi insanları eğitmektir. O zaman Kur'ân'da yer alan azap ve cezâ da ancak bir eğitim aracıdır. İnsanları esas hedefe ulaştırma yolunda birer terbiye yöntemidir. Eğer böyle olmasaydı Kur'ân'ın birçok âyeti Allah'ın affedici olduğundan ve tevbeleri kabul ediciliğinden bahseder miydi? Rahmetin kaynağı olan Yüce Allah¸ kullarına cezâ vermekten ve azap etmekten hoşnut olmaz. Aksine O'nun rahmetine uygun düşen affetmek¸ kötülük yapanlara tevbe etmeleri için imkân ve fırsat tanımaktır. Nitekim bu dünya hayatı da bizlere verilmiş böyle bir fırsat değil midir?


Kur'ân¸ insanları eğitirken şöyle bir metod izler: Bazı âyetleriyle Allah rızâsına uygun¸ iyiyi¸ doğruyu ve yararlıyı gösterir. Bu davranışlar genel olarak emirler ve "helâl" adını alır. Bunların yapılmasını bazen emreder bazen tavsiye eder. Emir ve tavsiye o davranışın insana sağlayacağı maddî ve mânevî faydaya göre değişiklik arzeder. İyi ve doğru davranışların yapılmasını temin etmek için¸ yapanlara dünya ve âhirette nâil olacakları birtakım mükâfatlar vaat eder. Bu mükâfatların dünyaya ait olanı¸ her adımı Allah'ın rızâsını kazandıran huzur ve mutluluk dolu bir hayattır. Âhirete ait olanı ise yine Allah'ın hoşnutluğu¸ cemâlullah ve ebedî cennet hayatıdır.


Eğitim metodunun bir parçası olarak Kur'ân aynı zamanda¸ Allah'ın hoşnut olmayacağı¸ kötü¸ çirkin ve zararlı davranışları da gösterir ve bunları yasaklar. Bu davranışlar da genel olarak "haram" adını alır. Haram olan davranışları yapmayı yine davranışın taşıdığı zarara göre değişik üsluplarla yasaklar. Bunları yapanlara verilecek cezâları beyan eder. Haram ve yasak olan davranışlar bazen "zenb"¸ bazen "ism" bazen de "cünâh" kelimesiyle ifade edilir. Bunların ortak anlamı günah demektir. Günah ise¸ insanı sevaptan mahrum bırakan¸ sevaba ulaşmasını yavaşlatan¸ âkibeti insanı üzen ve haktan saptıran her şeydir.


Kur'ân'da haram olan ve suç sayılan her davranışa dünyada maddî bir cezâ verilmemiştir. Bazı çirkin ve haram sayılan davranışların cezâsı dünyada verilirken¸ bazılarının esas cezâsı âhirete bırakılmıştır. Dünyada cezâ verilen davranışlar âhirette cezâlandırılacak olanlara göre daha sınırlıdır. Dünyada maddî müeyyide ile cezâlandırılan davranışlar hukuken suç sayılan¸ insan hakları ve kamu düzeni bakımından ağır ihlaller taşıyanlardır. Cezâsı âhirete havâle edilenler ise daha çok kul ile Allah arasında kalan ve ferdi yönü kamuyla ilgili tarafına ağır basan suçlardır. Ancak cezâsı âhirete havâle edilen suçların da dünyada bir takım mânevî yaptırımlarla cezâlandırıldıklarını unutmamak gerekir. En büyük mânevî cez⸠Allah'ın rızâsına aykırı davranmak ve gadabını celbetmektir. Âhirette verilecek cezâ ise cennetten¸ cemâlullahtan mahrûmiyet ve cehennem azabıdır.


Şunu hiç akıldan çıkarmamak gerekir ki¸ Kur'ân'ın helâl kıldığı her şey insan ve toplum yararınadır. Emirlerde ve helâllerde rahmet ve maslahat yönü her zaman ağır basar. Bu yararların mutlaka dünyada görülmesi de şart değildir. Bazılarının esas faydası âhirete havâle edilmiş olabilir. Kur'ân'ın yasaklayıp cezâlandırdığı bütün davranışlar ise insan ve toplum zararınadır. Bunlarda bir yönden fayda varmış gibi gözükse de zarar ve mefsedet yönü dâimâ galiptir.


Kur'ân'ın suç sayıp cezâlandırdığı belli başlı davranışları iki kısımda toplayabiliriz:


A.  Suç Sayılan ve Dünyada Maddî Cezâ Verilen Davranışlar


1. Adam öldürmek.[2]


2. Hırsızlık.[3]


3. Yol kesme ve terör.[4]


4. Zinâ yapma.[5]


5. Namusa iftirâ veya zinâ isnâdında bulunmak.[6]


Kur'ân bu davranışları hem dinen hem de hukûken suç saymıştır. Fert ve toplum hayatında meydana getirdikleri zarar¸ ziyan¸ huzursuzluk¸ çirkinlik¸ rahatsızlık ve mefsedete göre de bunları madden ve mânen cezâlandırmıştır. Dikkat edilirse bu suçlar dinin hedef ve maksatlarına taban tabana zıttır. Dinin insanlık adına korumak ve yaşatmak istediği iyilik¸ güzellik¸ huzur¸ barış¸ mutluluk ve maslahata aykırıdırlar. Bu davranışlardan her biri en az bir temel maslahatın ya ortadan kalkmasına¸ ya hedefine ulaşmamasına veya en azından zarar görmesine sebep olmaktadır. Bunlar içerisinde en ağır cezâ yol kesme ve terör suçuna verilmiştir. Çünkü dinin korumak istediği maslahatların en çok zarar gördüğü suç budur. Cana¸ mala¸ namusa¸ şerefe¸ nesle ve insan haklarına zarar veren bu suçun böyle bir cezâyı hak ettiğini tam anlamıyla ancak böyle bir durumla baş başa kalanlar anlar. Haksız yere adam öldürenler bunu¸ ya kıydıkları cana karşı kendi canlarını vererek veya ebedî olarak cehenneme girmekle öderler[7] Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de Kur'ân'ın topluma karşı işlenmiş olan suçları doğrudan Allah'a ve Resulüne karşı işlenmiş saymasıdır.


B. Suç Sayılan ve Mânevî Cezâ Verilen ve Esas Cezâsı Âhirete Bırakılan Davranışlar


1. Yalan söylemek.[8]


2. Gıybet etmek.[9]


3. Kavuculuk.(Söz taşıma)[10]


4. Lakap takma.[11]


5. Alay etme.[12]


6. Namaz kılmama.[13]


7. Zekât vermeme.[14]


8. Yetim malı yeme.[15]


9. Fakire ve yoksula yardımcı olmama.[16]


10.  Rızık endişesiyle çocuğu öldürme.[17]


11.  Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.[18]


12.  Bilmediği bir şeyin peşine düşme (bilmediği bir konuda konuşma).[19]


13.  Savurganlık ve israf.[20]


Zikredilen bu ve benzeri davranışlar¸ suç sayılmış ve mânevî müeyyideler ile cezâlandırılmıştır. Bunların gıybet¸ lakap takma¸ alay etme gibi olanları insan şahsiyet ve onurunu zedelediği için büyük ve ağır suç olduklarında şüphe yoktur. İmam Nevevî'nin de dediği gibi¸ Allah'a karşı işlenen suçların tevbesi¸ bir daha yapmamaya kesin olarak karar vermekle olur. Ancak insan ve şahsiyet haklarıyla ilgili tevbenin kabul olması için ayrıca hak sahibinden helâllik dilenmesi gerekir. Yüce Allah şahsiyet haklarını ihlal eden suçları hukukî ve maddî cezâlar yerine daha çok mânevî yönden cezâlandırmıştır. Çünkü mânevî cezânın etkisi daha uzun süreli ve daha kalıcıdır. Mesel⸠"Bir insanın yüz sopa yemesi mi daha ağırdır¸ yoksa şâhitliğinin kabul edilmemesi mi?" diye bir soru sorulsa şâhitliğin kabul edilmemesinin daha ağır bir şey olduğu tereddüt etmeden söylenebilir. Zira mânevî ızdırap ve vicdan azabı her zaman maddî sızılardan daha ağır gelir. Nitekim söz ile incitme el ile vurmaktan daha çok acı verir. Hikmet ve ilim şehrinin kapısı Hz. Ali Efendimiz bu hususu bir şiirinde şöyle ifade etmiştir:


Kılıç yaraları iyi olur¸ çok sürmez


Dil yaraları sinede durur¸ tez geçmez.


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde¸ "Karşılığında maddî cezâ verilen suçların cezâsı bu dünyada çekilirse bu günaha o cezâ kefâret olur." buyurmuştur. Şâyet cezâ bu dünyada çekilmezse o da âhirete kalır.


O zaman Müslümanlar olarak sorumluluk bilinci olan takvâyı hedef haline getirerek Kur'ân'ın suç saydığı davranışları yapmaktan uzak durmalıyız. Bu konuda her an Allah'tan yardım dilemeliyiz. Her zaman bu davranışlara sevketmek için fırsat bekleyen insan ve cin şeytanlarının şerrinden Allah'a sığınmalıyız. İşlediğimiz suçlar Allah hakkıyla ilgiliyse tez elden "nasuh bir tevbe" edip bir daha onlara dönmemeliyiz. Şâyet bir kul hakkını ihlal etmiş isek¸ hemen sahibini bulup helâlleşmeliyiz.


 






[1] 6/En'âm¸ 38.



[2] 4/Nis⸠29-30¸ 92-93; 5/Mâide¸ 32; 6/En'âm¸ 151; 17/İsr⸠33; 25/Furkân¸ 68-69.



[3] 5/Mâide¸ 38; 12/Yûsuf¸ 70¸ 73¸ 77¸ 81.



[4] 5/Mâide¸ 33-34.



[5] 4/Nis⸠16-19¸ 25-26; 17/İsr⸠32; 23/Mü'minûn¸ 4-7; 24/Nûr¸ 2-3; 25/Furkân¸ 68-69; 60/Mümtehine¸ 12; 70/Meâric¸ 29-31.



[6] 24/Nûr¸ 4-10¸ 23-25.



[7] 2/Bakara¸ 178-179; 4/Nis⸠94; 17/İsr⸠33; 25/Furkân¸ 68-69. 



[8] 6/En'âm¸ 21¸ 93; 10/Yûnus¸ 68-70; 16/Nahl¸ 104-105.



[9] 49/Hucurât¸ 12; 104/Hümeze¸ 1



[10] 68/Kalem¸ 11.



[11] 49/Hucurât¸ 11.



[12] 2/Bakara¸ 212; 6/En'âm¸ 10; 9/Tevbe¸ 79; 11/Hûd¸ 38; 21/Enbiy⸠41; 49/Hucurât¸ 11.



[13] 74/Müddessir¸ 41-43.



[14] 9/Tevbe¸ 34-35.



[15] 4/Nis⸠10; 17/İsr⸠34.



[16] 107/Mâûn¸ 7; 50/Kâf¸ 25.



[17] 17/İsr⸠31.



[18] 17/İsr⸠37-38.



[19] 17/İsr⸠36.



[20] 7/A'râf¸ 31; 20/Tâh⸠81; 17/İsr⸠26-27.


 

Sayfayı Paylaş