KULLARINA YETEN, KÂFÎ GELEN, ONLARI HESÂBA ÇEKEN: EL-HASÎB

Somuncu Baba

"Bu dünya hayatı geçici¸ sınırlı bir zaman diliminden ibarettir.
Mükellefler¸ âhirette¸ dünyadaki inanç ve davranışlarından hesaba
çekileceklerdir. Hesap günü çok yakınımızdadır."

El-Hasîb¸ "saymak¸ hesap etmek" mânâsındaki "husbân" (hisâb) masdarından sıfat olup¸ "her şeyi bilen; hesâba çeken¸ herkesin cezâ ve mükâfatını veren" demektir. "Hasîb"¸ ayrıca¸ "asaletli ve şerefli olmak" anlamındaki "haseb" masdarıyla bağlantılı olarak "yüce ve şerefli" mânâsına da gelir.  İf'âl bâbındaki kullanılışından hareketle de "yeten¸ kâfî gelen" anlamı taşır; Cenab-ı Hakk'ın "el-Kâfî" ismine[1] yakın bir muhtevâ kazanır. "Hasîb"¸ esmâ-i hüsnâdan biri olarak "kullarına yeten¸ onları hesâba çeken" mânâlarına gelir.[2]


Husbân kavramı ise¸  otuz yedi âyette¸ Allah'a izafe edilmiştir. Bunlardan yirmi yedisi fiil veya isim kalıbında¸ yedisi zamire muzâf olmuş hasb ismi¸ üçü de hasîb şeklindedir. Bunlardan başka "hesap görenlerin en çabuk olanı" mânâsındaki "esrau'l-hâsibîn" ve "serîu'l-hisâb" terkipleri de O'na izafe edilmiştir. Allah'ın hesap görmekte hızlı olması¸ birinin hesabıyla olan meşguliyetin diğerlerini hesaba çekmeye mânî teşkil etmemesi demektir.[3] Yüce Allah'ın el-Hasîb ismi¸ Tirmizî tarafından doksan dokuz isim arasında zikredilmiştir.[4]


Hesap Günü¸ Çok Yakınımızdadır.


Bu dünya hayatı geçici¸ sınırlı bir zaman diliminden ibarettir. Mükellefler¸ âhirette¸ dünyadaki inanç ve davranışlarından hesaba çekileceklerdir. Hesap günü çok yakınımızdadır. Bundan dolayı bir rivâyette:  "Akıllı¸ nefsini hesaba çekip davranışlarını ölümden sonraki hayata göre düzenleyen kimsedir." buyrulmuştur.[5] Bu sebeple¸ kıyâmet gününde hesap verme inancı¸ her samimi mü'minin duygu¸ düşünce ve davranışlarına yön vermelidir. Gerçekten Yüce Allah el-Hasîb'dir. O¸ kullarını adaletle hesaba çeker ve yapıp ettiklerini birbir sayar ve amellerinin dökümünü önlerine koyar. O'na hiçbir şey gizli değildir. Hardal tanesi kadar olsa bile¸ hiçbir şey O'nun ilminden vâreste değildir; bilgisi dışında değildir. Her şey kayıt altına alınmıştır. Nitekim şu âyette bu hususa işaret edilmektedir: "Kıyâmet günü doğru terâziler kurarız. Hiçbir kimse¸ hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz."[6]  


İnsanların¸ ancak hesap yaparak bildikleri cüz'leri ve miktarları¸ hesaplamaksızın idrak eden sadece ve sadece Allahu Teâlâ'dır.  Hesap-kitap yapan bir insan¸ en küçük parçaları yavaş yavaş idrak eder¸ toplamını da hesâbını bitirdiği zaman bilebilir. Allah'ın herhangi bir şey hakkındaki bilgisi ise¸ sonradan olacak olan bir şeye dayanmaz.[7] Çünkü Allah'ın ilmiyle kuşattığı her şey¸ hesap günü aynı olacaktır. Hiçbir kimseye haksızlık yapılmayacaktır. Adalet ve ilâhî lütuf terâzisiyle her şey tartılacaktır. Allah¸ hesap görenlerin en seri¸ en hızlı olanıdır. "Haberiniz olsun hüküm O'nundur. O¸ hesap görenlerin en sür'atlisidir."[8] Allah yarattığı bütün mahlûkatı¸ en kısa zamanda muhâsebe eder¸  hesabını kitabını görür. Demek ki herhangi bir hesap diğerinden¸ bir iş ise¸ başka bir işten onu alıkoymaz. Tek bir anda herkesin muhâsebesi¸ yapılır¸ hesâbı görülür¸ defteri dürülür. Bu noktada bize düşen¸ "bu nasıl olur"dan ziyade¸ mâhiyetini bilmekten âciz olduğumuz bilinci içinde olacağına inanmamızdır. Hz. Peygamber (s.a.v) bir duâsında: "Ey Hesap görenlerin en seri olanı! Bu birleşmiş düşmanları bozguna uğrat!"[9] diye duâ ederken¸ düşmanlarının kısa zamanda yenilgiye uğratılmasını istemiştir. El-Hasîb isminde¸ işi çabuk bitirmek anlamı da vardır. Şu âyetlerde Yüce Allah'ın hesâbının serî oluşu açıkça anlatılır:


"Bugün herkese¸ kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Doğrusu Allah¸ hesâbı çabuk görendir."[10]


"O gün suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün. Gömlekleri katrandan olacak¸ yüzlerini ateş bürüyecektir. Bu¸ Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Doğrusu Allah hesâbı çabuk görür."[11]


Yüce Allah'ın hesâbının sür'atli olması sadece cezâ için değil¸ iyi kullarına ödül için de geçerlidir. O'nun sâlih kullarına olan mükâfatı da hızlı olacaktır: "Rabbimiz bize dünyada iyiyi¸ âhirette de iyiyi ver¸ bizi ateşin azâbından koru¸ diyenler vardır. İşte onlara¸ kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesâbı çabuk görür."[12] Yerine göre "serîu'l-hisâb" ibaresi tehdit muhtevâsında bulunur.  Allah'ın bu vasfının hem bu dünyada ve hem de âhirette tecelli edeceği tehdit makamında bildirilmiştir.[13]


 


YÜCE ALLAH KULUNA YETMEZ Mİ?


 


İmam Gazâlî¸ Yüce Allah'ın el-Hasîb ismini el-Kâfî mânâsına yorumlamıştır.[14] Gerçekten de O'ndan başka hiçbir varlık¸ tam ve gerçek mânâda hasîb olamaz. Şüphesiz şanı Yüce olan Allah¸ tek başına her şeye kâfî ve her şeye hasîbtir. İnsan ise¸ her şeye yeterli bir varlık değildir. Çünkü insan hâdis¸ sonradan olan bir varlıktır. Her şeyiyle o¸ O'na muhtaçtır. Onun için her şeyde mü'min Allah'a güvenmelidir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v)'in şahsınde bizlere şöyle inanmamız ve dememiz tavsiye edilmiştir: "Ey Peygamber! Allah'ın yardımı sana ve sana uyan mü'minlere yeter!."[15] Yine bir başka âyette de elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra Allah'a dayanıp güvenenlere O'nun yeteceğinden bahsedilir: "… Allah¸ kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar¸ ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter."[16]


Görüldüğü gibi bu âyetlerde mü'minlerin akîdesinin nasıl olması gerektiğinin yolu çiziliyor. Muttakî olan¸ helâl ve haram duyarlılığına hassasiyet gösteren¸ Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getiren bir Müslüman'ı her zaman Yüce Allah sıkıntıların içinden çıkmada kolay bir yol ve çare kılacak ve onu ummadığı yerlerden helâl rızıkla rızıklandıracaktır. Yeter ki biz¸ er-Rezzâk olan Allah'ı tanıyalım ve bilelim. Kim böyle bir inanca sahip olur ve mütevekkil bir edâ ile hareket ederse¸ Allah o kimseye yeter.


Maalesef günümüzde bizleri İslâm'a davet yolundan alıkoyan iki engel vardır. Bunlardan birisi¸ başkaları ne der anlayışı¸ diğeri de¸ rızık endişesidir. Hâlbuki her iki endişe de yersizdir¸ köksüzdür. Bunlar şeytanın hîlesidir¸ desîsesidir¸ aldatmasıdır. Bir Müslüman¸ İslâm'ı yaşama noktasında¸ "falan ne der¸ filan ne der" diye değil¸ bu konuda "Allah ne der" sorusunun muhâtabı olmalıdır. Bu soruya göre cevap aramalıdır. Madem ki er-Rezzâk olan¸ kullarına bol bol rızık veren Allah ise¸ o takdirde endişe niye¸ ümitsizlik niye!.. Allah kendi yolunda yürüyen kullarını hiçbir zaman aç-susuz bırakmaz. Her türlü rızkı onların önlerine serer. Bu konuda da Allah kulunun hem dünyevî ve hem de uhrevî işlerine kâfîdir. Çünkü Allah'ın kullarına inâyeti¸  yardımı¸ hidâyeti ve koruması¸  Kendisine ve Rasûlü'ne itâati nisbetindedir. (Tabii bunları söylerken rızkı elde etmek için kulun kendisinin de gayret içinde olması¸ sebeplere yapışması gerektiğini de unutmamalıyız.)


Yüce Allah'ın el-Hasîb ism-i şerîfinden çıkaracağımız birçok ders ve ibretler vardır. Bunların başında¸ bireysel ve toplumsal bağlamda acılarla¸ felâketlerle ve her türlü dinî/dünyevî sıkıntılarla sınandığımız zamanlarda¸ sızlanmadan¸ şekvâlığı seçmeden¸  O'nun el-Hasîb ismine yönelmeliyiz. Bu ismi hiçbir zaman dilimizden ve gönlümüzden çıkarmamalıyız. Duâ ve zikir makâmında sürekli şu âyeti okumalıyız: "Hasbünâllâhü ve ni'me'l-vekîl / Allah bize yeter. O¸ ne güzel vekildir:"[17] Tevhîd mücâdelesinin önderi Hz. İbrahim (a.s.)¸ Nemrud ve avanesi tarafından ateşe atıldığı zaman "Bana Allah yeter." demiştir. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) da kendisine karşı bir ordu toplandığı haberi verildiği zaman: "Allah bize yeter¸ O¸ ne güzel vekildir." âyetini okumuştur. Yüce Allah'ın el-Hasîb ism-i şerîfine bakmasını ve görmesini bilenler dâimâ tecellî açısından bu ismin envai türlü meyvesini tatmışlardır.  Buradan hareketle¸ bize düşen görev¸ içinde bulunduğumuz hal ve durumu Yüce Allah'a açmak ve O'na sığınmaktır. Çünkü o¸ her an hâzır ve nâzırdır. Koruyandır¸ muktedirdir. Kendi yolunda olan kullarına özgüven duygusu ve ruh sükûneti verir. Yeter ki biz¸ bize düşeni yerine getirelim. Sebeplere sarılalım. Sebepleri yaratıcı konumunda görmeyelim. Sebepleri yaratan da Yüce Allah'tır. Kulları için bütün nimetler¸ O'nun fazlından¸ cömertliğinden ve engin keremindendir. Bunu böyle bilelim ve şu âyeti bir daha okuyarak¸ sözlerimize son verelim:


"Eleysallahu bikâfin abdehû?" (Allah kuluna yetmez mi?)[18]


Yeter Ya Rabbi! Yeter Ya Rabbi!..


 






[1] Bkz. 39/Zümer¸ 36.



[2] Krş. El-Isfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 168; Bekir Topaloğlu – İlyas Çelebi¸ Kelâm Terimleri Sözlüğü¸ İstanbul¸ 2010¸ s. 116.



[3] Topaloğlu-Çelebi¸ a.g.e. s. 117.



[4] Tirmizî¸ "Daavât" 82.



[5] Bkz. Tirmizî¸ "Sıfâtü'l-kıyâme"¸ 25.



[6] 21/Enbiy⸠47.



[7] Beyhakî¸ Ebu Bekr Ahmed¸ Kitâbu'l-Esmâ ve's-Sıfat¸ Beyrut¸ ts.¸ s. 47.



[8] 6/En'âm¸ 62.



[9] Bkz. Buharî "Cihad" 98; Tirmizî¸ " Cihâd" 8.



[10] 40/Mü'min¸ 17.



[11] 14/İbrâhîm¸ 49-51. Ayrıca bkz. 13/Ra'd¸  41.



[12] 2/Bakara¸ 201-202.



[13] Bkz. 13/Ra'd¸ 41.



[14] Bkz. Gazali¸ Ebû Hâmid Muhammed¸ Kitâbu'l-Esnâ fî Şerhi Esmâillahi'l-Hüsn⸠Kahire¸ ts.¸ s. 81.



[15] 8/Enfâl¸ 64.



[16] 65/Talâk¸ 2-3.



[17] 3/Âl-i İmrân¸ 173.



[18] 39/Zümer¸ 36.

Sayfayı Paylaş