CEVİZ AĞACININ TEPESİNDE

Somuncu Baba

"O sırada muhtar¸ oğulları ve damadıyla kapıya çıkmıştı. Komutanın gözü
gayr-ı ihtiyari Haje'yi aradı. Muhtar başıyla biraz ilerideki ceviz ağacını işaret
etti ve "Komutan kusura kalmasın. Bu gün çok karışık düşler gördüm."

Zehra kardeşi Emine'ye sarılırken¸


– Subay karısı mı olacan kız?


– Bu gidişle nasıl olacaksam…  Baksana akşam istemeye gelecekler ortada anam yok.


– Dur hemen yüreğini daraltma. Anam yine cevize mi çıktı?


– Yataktan kalkar kalkmaz dürbününü taktı boynuna sincap gibi "Hoop!" ağacın tepesine.


– Töbe estağfurullah. Anama "Sincap" mı diyon kız?


Bir taraftan bulaşıkları yıkayan Emine omuz silkerek:


– Babam dedi ilk. Sonra bizim dilimize de dolandı.


– Sahi onlar nerde?


– Döğlüsü gün gaymakam gelecek ya köye¸ onun için hazırlık yapacaklarmış. Oğlanları da yanında götürdü.


– Ne hazırlığı kız bu iki gün önceden?


– Babamı bilmen mi? Şimdi köylüye¸ bütün sokakları temizletiyordur. İkizlere "Hoş geldin Kaymakam!" diye pankart bile hazırlattı.


– Sanki gaymakam ilk geliyo köye.


– Aslında vilayetten komutan da gelecekmiş. Babam asıl ona telaş yaptı. "Çok iyi ağırlayak ki¸ gomutan da gaymakam da bizim hangi tarafta olduğumuza bir iyi inansın." dedi.


– Eeee ailede Selman gibi biri olunca…


– Anam hâlâ umutlu geri döneceğinden. Ceviz ağacının tepesinde tünemesi de hep bu sebepten.


Akşam


Bu muhtarın evi de köyün ne kadar dışında.


– Evet komutanım.  Yüzyıl önce ilk muhtarın dedeleri gelip yerleşmiş buraya. Çok kalabalık ve saygın bir aşiretmiş.


– Buralar köyden farklı. Hem çok yeşil hem de suyu bol.


– Aşiret buraya gelince¸ ekip dikecek tarla¸ hayvanları otlatacak mera yokmuş. Aşiret başı Selman Ağanın amcazadesi¸ bir Osmanlı Paşasıymış. Selman Ağa yanına birkaç adam alıp yola düşmüş. At sırtında kırk gün yol gidip payitahtta varmışlar. Paşayı bulup yardım istemiş. Paşa:"Vatanın her karışı bizim için azizdir." diyerek kendi varlığından üç kese altın vermiş. Paşa bunlara hem maddi hem manevi destek olunca¸ önceleri çorak olan bu araziyi çalışıp didinip bu hale getirmişler. İstiklal Savaşında da¸ çok şehit vermişler.


– Etrafa bakınca çalışkan oldukları anlaşılıyor zaten.  Kerem¸ senin ailen biliyor mu ailesinin Kürt olduğunu?


– Biliyor komutanım merak etmeyin.


– Muhtarla Haje Ana da sizin gibi.


– Evet komutanım. Muhtar Antalya'da askerlik yaparken tanımış Haje Anayı. Aslında adı Pınar'mış ama köylü tanıdıkça ona Haje demeye başlamış. Sonra da gerçek adı unutulup "Haje Ana" olmuş.


– Tam da adı gibi dikkatli bir kadın ve her şeyden haberi var. "Haje Ana" diyor herkes ama ancak kırkında var yok. Bu kadın¸ bir kaç ay önce babasından kalan portakal bahçelerini satmış parayı getirdi benim masaya koydu ve "Komutan bununla köyün dağa bakan tarafını¸ ışıklandırmanızı istiyorum." dedi. Oğlunun da o günlerde dağa çıktığı haberini almıştık. Ana yüreği işte. Bir çatışma ihtimali olduğunda oğlunun eyleme karışmadan yakalanması umuduyla da cevizin üstünde sabahtan akşama dürbünle dağları gözetliyor.


– Geldik komutanım.


Komutan arabadan inmeden karakolu aradı ve "Evet Duran. Burada işimiz uzun sürmeyecek. Siz hazır bekleyin."


O sırada muhtar¸ oğulları ve damadıyla kapıya çıkmıştı. Komutanın gözü gayr-ı ihtiyari Haje'yi aradı. Muhtar başıyla biraz ilerideki ceviz ağacını işaret etti ve "Komutan kusura kalmasın. Bu gün çok karışık düşler gördüm. Biraz daha burada duracam." dedi. Biz içeri geçelim¸ akşam namazının vakti daraldı ya o da iner birazdan.


…


Emine mutfakta telaştan hiçbir şey yapmadan dolanıp durdukça¸ ablası gülerek izliyordu onu.  Sofra kalkıp da sıra kahvelere gelince Emine'nin heyecanı had safhaya vardı. Kerem'e kahve tutarken kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Tam o sırada Haje Ana alı al¸ moru mor içeri daldı ve "Hoş geldin" bile etmeden:


– Komutan! Çabuk kurban olduğum. Acele edin! İleride bir hareketlenme gördüm. Komutan her an böyle bir şeyi bekliyordu zaten. Arabaya doğru giderken karakolu arayıp "Vakit geldi!" dedi. Haje Ana kimsenin bir şey demesine fırsat bırakmadan komutan ve Kerem'in ardından arabaya atladı.


Bir süre gittikten sonra¸  inip uygun bir yerde siper aldılar. O sırada Haje Ana komutanın "Yanımızdan ayrılma. Çok tehlikeli!" demesine aldırmadan ileri doğru atıldı.  Ay ışığının aydınlattığı engebeli arazide o kadar hızlı koşuyordu ki¸ kalbi yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. Arkadan da askerler gelmiş mevzilenmişlerdi.


"Oğlum! Selman!" diye seslendi. Biraz bekledi. Karşı taraftan ses çıkmayınca¸ bu defa daha yüksek sesle "Selmanım!"


Yıl gibi uzun gelen bir sessizliğin ardından Haje Ananın yüreğini ağzına getiren bir ses:


– Ana! Git buradan!


Gözlerine yaş hücum etti. Her an kara haberini beklediği oğlu¸ şimdi çok yakınındaydı.  Sesi sanki biraz boğuk gibiydi. Belki de dağlarda hasta olmuştu. Umutla karışık bir sevinçle "Ana kurban¸ seni almadan gitmicem. N'olur gel."


Oğlunun içinde bulunduğu gurubun başındaki Zirav bu durumdan hiç memnun olmadı. Sert bir dille¸


– Git ananı gönder bir an önce.


Selman Zirav'ı dağa çıktığı ilk günden beri hiç sevmemişti. Karanlık bir yüzü ve düşmanca bakan gözleri vardı. Sanki herkesle¸ her şeyle kavgalı gibiydi. Zaten onu gördüğü gün¸ dağa çıktığına bin pişman olmuştu. Aslında olayın kendilerine gerçek diye anlatılanlardan çok farklı olduğunu anlamıştı ama ne kadar istese de geri dönemiyordu.


 Haje Ana uzaktan bir gölgenin geldiğini görünce¸ dikkat kesildi. Yüzünü tam seçemese de yürüyüşünden anlamıştı. Oğluydu bu gelen. Haje Ana gözleri yaşlı burnunda Selman'ın ilk doğduğundaki bebek kokusu olduğu halde bekledi Selman da o anda örgütü¸ eylemi her şeyi unuttu¸ ayrı kaldığı ayların hasretiyle adımlarını hızlandırdı Anasına iki adım mesafedeydi. "Ana!" diyerek sarılacakken birden silah sesiyle birlikte omzunda nefesini kesen bir acı hissetti. Zirav:


– Bundan sonra Selman'dan bize hayır gelmez. Vurun arkasından¸ diye emir vermişti.


Selman acı içinde yere düşerken¸ arkadaşlarının böyle bir şey yaptığına inanamadı. Anası seğirtti ve yüreğinden kopan bir acıyla "Oğlum!" diye ileri atılarak kucakladı. O anda bir silah sesi daha duyuldu. Bu defa Haje Ana vuruldu. 


…


6 Ay Sonra


Köyde Emine ile Kerem'in düğününde ağaç dikme şenliği de yapıldı. Bütün köylü el ele verip köyün çevresini ceviz fidanlarıyla donattılar. Haje Ana ile Selman herkesten çok fidan dikti. Haje Ana kızını damadı ve ailesiyle İstanbul'a yolcu ederken¸ çeyiz bohçalarının üzerine kendi bahçelerindeki cevizden yeşerttiği bir de fidan koydu.

Sayfayı Paylaş