ÇANAKKALE VELİLERİ

Somuncu Baba

Çanakkale¸ Türkiye'nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yakasında kurulmuştur.

Konumu ve tarihî önemi itibariyle¸ Ege Denizi kapısı olarak¸ geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta olduğu stratejik önem ve değer açısından her zaman dikkati çeken Çanakkale¸ binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış¸ gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır.

Çanakkale¸ Türkiye'nin kuzeybatısında Avrupa ve Asya kıtalarını birbirinden ayıran ve kendi adını taşıyan Boğaz'ın iki yakasında kurulmuştur.


Konumu ve tarihî önemi itibariyle¸ Ege Denizi kapısı olarak¸ geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta olduğu stratejik önem ve değer açısından her zaman dikkati çeken Çanakkale¸ binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış¸ gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır.


Çanakkale deyince aklımıza ilk önce hiç şüphesiz¸  şehrin doğal ve kültürel değerlerinin yanında dünya savaş tarihi açısından büyük önem taşıyan ve Türk ordusunun dünyayı şaşırtan cesaret ve kahramanlıklarının sergilendiği Çanakkale Savaşları gelir.


Bu savaş kuşkusuz sıradan bir askeri harekât ya da muharebe olayı değildir. Çanakkale Savaşları¸ Birinci Dünya Savaşı içinde¸ tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşıdır. Türk'ün sayısız zafer¸ şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiş çocukları¸ sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş hakkı tanımayıp denize gömdüğü yerdir.


“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın.” (3/Âl-i İmrân¸ 169) ayetinin sahabe şehitlerinden sonra ikinci derecede baktığı şehitleriyle Çanakkale¸ bir yandan birkaç asırlık ihmallerin bedelinin en yoğun olarak ödenmesi¸ bir diğer yanıyla¸ İslâm'ın Asr-ı Saadet'in gölgesi olarak ikinci topyekûn diriliş ve yükselişinin zemininin hazırlanması vakasıdır.


Çanakkale¸ bağrında barındırdığı binlerce şühedanın yanında¸ tarihî süreç içerisinde birçok kültürle tanışması ilmî hayatın çok zengin olmasına dolayısıyla gerek ilmî gerekse tasavvufî yönden birçok insanın yetişmesine neden olmuştur.


Yazıcıoğlu Mehmed Efendi


Yazıcıoğlu Mehmet¸ 15. yüzyılın ilk yarısında Sultan II. Murat ve Fatih devirlerinde yaşamış bir gönül eridir. Babası Salih Efendi¸ ilim ve irfanı ile ve yazdığı değerli eserlerle tanınmış âlim bir zattır. "Kâtib" (yazıcı) ve İlm-i nücûm (astroloji) alanında ihtisas sahibi oluşundan “Yazıcı” lâkabı ile anılır olmuş¸ Mehmed Efendi'nin ismi¸ babasının lâkabı ile pederinin adı da oğlunun ilim ve tasavvuf sahasındaki kemalatı ile bütün cihanda tanınır olmuştur.


Yazıcıoğlu¸ babasının ilminden faydalanarak tahsil hayatına adım atmış¸ ilmi arttıkça daha büyük bilgilerin talibi olmuş ve ihtisasını geliştirmek için İran ve Maveraünnehir'e giderek Haydar Hafî ve Zeyne'l-Arab gibi ilim kutublarından büyük çapta istifade etmiştir.


Tasavvuf sahasındaki nasibini de Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinden alan Yazıcıoğlu Mehmet Efendi onun işaretleri ile seyri sülûkini tamamlayıp hem zâhir hem de bâtın ilimlerinde zirve olmuştur.


Yazıcıoğlu Mehmed¸ yaşadığı kasaba dışında denize bakan bir yerde¸ kayaları oyduğu bir kovukta riyazetle meşgul olmuş ve 9119 beyitten oluşan meşhur eseri Muhammediye'yi burada yazmıştır. Rüyasında gördüğü Peygamberimizin telkin¸ işaret ve irşad sonucu yazmaya başladığı eserinde tevhid ve nât manzumelerinden sonra¸ aklın yaratılışı¸ Âdem (a.s) ile diğer peygamberlerin hayatı dile getirilmektedir. Ondan sonra¸ Rasûlullah (s.a.v.)'in dünyaya gelişi¸ evsaf ve kemâlâtı¸ miracı ve Medine'ye hicreti¸ kıblenin tahvili¸ Peygamberimizin çeşitli mucizeleri ve ashabından bahseden parçalar yer almaktadır.


Üstün bir maharetle yazdığı bu eserde özellikle Hz. Peygamber (s.a.v.) ile alâkalı kasideler¸ aşk şelâlesinin çağlayışını andırmakta¸ Arap¸ Fars ve Türk dillerinden örülmüş beyitlerde¸ onun aşkının galeyâne geldiği müşahade olunmaktadır.  Yazıcıoğlu'nun ruhunu tutuşturan bu Peygamber sevgisi¸ okuyanları ve dinleyenleri de ulvî bir tesir altına almaktadır.


Peygamberimiz (s.a.v.)'i övmek için yazdığı bir kasidenin şu beyitleri¸ ne kadar güzel¸ akıcı ve duyguludur:


Eğer Rûmun revanında görürsem ben dilârâyı/Revanına revan ide Semerkand'i Buhârâ'yı.


Dilârâdır tutan hurrem¸ gözüm gönlüm cihanını/Ve illâ nite bulaydı dilârâyı dilârâyı.


Gelür derler dilârâmi¸ gider derler dilârâmi/Şu dem bulur dilârâmi¸ ki ben bulam dilârâyı


Senin husnün hayâlinin çü düştü âleme aksi/Sabâ nakkâşi renk âmiz edüp yazdı hezârâyı


Çü gördü Yazıcıoğlu ki sensin âşık u mâşuk/Bi-küllî sende mahvoldu¸ kodu tedbir ile râyı.


Ayrıca Megarübu'z-zamân li-gurûbi'l-esyâ' fi'l-ayn ve'l-ıyân ile Şerh-i Fusûsu'l-hikem adlı iki Arapça eseri bir de Tefsîr-i Sûre-i Fâtiha adlı eseri vardır.


Yazdığı eserlerle gönülleri yandıran ve uyandıran Yazıcıoğlu Mehmed Efendi¸ sayılı nefeslerini İslâm dininin yücelmesi ve insanlığın irşadı için sarf edip 1451 tarihinde Gelibolu'da âlem-i cemâle göç etmiştir.


Ahmed Bîcan Efendi


Ahmed Bîcan Efendi XV. yüzyılda Gelibolu'da yaşamış önemli Türk âlim ve mutasavvıflarındandır. Mensubu olduğu Bayramiyye Tarikatının esaslarından olan aşk ve muhabbetinin¸ âşıklığının çokluğundan yiyip içmekten kesilmesi ve bedenen de zayıflamasıyla "Bîcan" (cansız) sıfatıyla meşhur olmakla beraber kendisine "Yazıcıoğlu" veya Yazıcızâde" de denilmektedir.


İlk eğitimini babasından alan Ahmed Bîcan'ın tahsiline ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmed'in de katkısı olmuştur. Ahmed Bîcan'ın kaynaklarda her ne kadar hangi hocalar ne tür bir eğitim gördüğü belirtilmemişse de¸ Arapça eserleri çevirecek seviyede bu dili bilmesi¸ kitaplarını hazırlarken yararlandığı kaynakların dilinin Arapça ve Farsça¸ konularının tefsir¸ hadis¸ kelâm¸ fıkıh vs. ilimlerle ilgili olması¸ tasavvufî konularda oldukça ayrıntılı bilgiler aktarması¸ onun çağının ilimlerine vâkıf olduğunun açık bir göstergesidir.


Ahmed Bîcan Efendi de aynı ağabeyi Mehmed Efendi gibi tasavvufî eğitimini Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinden almıştır.


Devrinin "Mana Sultanı" telakki edilen Hacı Bayram Velî'nin ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmed ile kendisini irşadı ise onun Sultan II. Murad'la görüşmek için Edirne'ye seyahati dolayısıyla vukû bulmustur. Sultan II. Murad¸ hakkındaki söylentiler üzerine Hacı Bayram Velî'yi Edirne'ye davet etmişti. Bunun üzerine Hacı Bayram Velî¸ Edirne'den gönderilen bir çavuş nezaretinde Ankara'dan yola çıkmış ve önce Gelibolu'ya uğramıştır. Burada Yazıcıoğlu kardeşlerle tanışmıştır. Ahmed Bîcan'ın ve abisi Yazıcıoğlu Mehmed'in "Bayramiyye" tarikatına intisabı işte bu buluşmada gerçekleşmiştir.


Hacı Bayram Velî¸ Edirne'den Ankara'ya dönüşlerinde de yine Gelibolu'ya uğrayarak Yazıcıoğlu kardeşlerle sohbette bulunmuşlardır.


Gerek Ahmed Bîcan Efendinin ve gerekse ağabeyi Mehmed Efendi'nin Hacı Bayram Velî Hazretlerine intisaplarından sonra kaleme aldıkları tasavvufî eserlerin¸ Bayramiyye Tarikatının yayılmasına çok büyük katkısı olmuştur.


Hacı Bayram Velî Hazretlerinin aynı zamanda halifelerinden olan ve Gelibolu'da insanların irşad edildiği bir tekkesinin bulunduğu Ahmed Bîcan Efendinin de Gelibolu'da ağabeyi Yazıcıoğlu Mehmed'in çilehanesinin üzerinde bir çilehanesinin olduğu ve ağabeyinin hücresindeki bir deliğin bu hücreyle bağlantısının olduğu bilinmektedir.


Kendi ifadesiyle; "Âdem cihanda hayır ile anıla. Zira ki¸ bir gün gele¸ benden ve senden bir nisan kalmaya¸ illâ bu sözler bâki kala" gayesiyle kaleme aldığı eserlerini Mensur ve Manzum eserler diye iki gruba ayırabiliriz.


Mensur eserleri¸ Envâru'l-Âsıkîn¸ Acâibü'l-Mahlûkat¸ Dürr-i Meknûn¸ Münteh⸠Semsiyye ve Rûhu'l-Ervâh olmak üzere altı tanedir. Manzum eseri ise bir tane olup yaklaşık kırk beyitten oluşan ve yakut¸ zümrüt¸ firuze¸ akik gibi mücevherlerin daha çok tıbbî yönden tedavi ve tesirleriyle ilgili özellikleri konu alan Cevâhirnâme adlı eseridir.


Kaynakça


http://www.zehirliok.net/node/736


Ayşe BEYAZIT¸ Ahmed Bîcan'ın "Müntehâ" İsimli Fusûs Tercümesi Işığında Tasavvuf Düşüncesi (Yüksek Lisans Tezi)

Sayfayı Paylaş