ÇANAKKALE SAVAŞINDAN İLGİNÇ BİR MENKIBE

Somuncu Baba

"Çanakkale Savaşı'ndan 50 yıl sonra
olayın görgü tanığı otuz üç Yeni
Zelandalı asker¸ hareket eden ve
askerleri alıp götüren dev boyutlu¸
parlak¸ beyaz buluttan söz ettiler."

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?


En kesif orduların yükleniyor dördü beşi…


Asım'ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:


İşte çiğnetmedi nâmusunu¸ çiğnetmiyecek.


Bir Tarihçeden Not


Mevsimsiz ortaya çıkan bir sis tarafından bu askerlerin tümü yutuldu. Bu sis güneş ışınlarını çok güçlü bir şekilde yansıtıyordu. Topçulara hedef gösteren askerlerin gözleri kamaştı. Hedef bilgisi gelmediği için¸ top ateşi bir süre kesildi. Sisin yuttuğu askerleri daha sonra ne gören oldu ne duyan.


Çanakkale Savaşında Kaybolan İngiliz Kraliyet Norfolk Alayı…


10 Ağustos 1915 Çanakkale Boğazı sanki bir cehennemdi. Parçalanmış cesetler¸ kan kokusu ve yanan vücutlar¸ sanki cehennemdi ve her yer yanıyordu İman dolu ecdat ise canı kanı pahasına mücadele ediyor¸ düşmanı perişan ediyordu. İngiliz askeri¸ tarihin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor. İngilizlerin komutanı Sir İan Hamilton korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını anlamış ve savaşı kazanmanın tek şansını taze güçlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştür. Sir Hamilton¸ Tekketepe ve Kavaktepe'ye gece karanlığında ani bir saldırı yapmayı planlamıştı. Bu saldırı için 12 Ağustos gecesi 54. Tümen ilerlemeye başladı. Bu tümenin içinde Norfolklular'ın alayı da bulunuyordu. Tepelerin yamacına kadar ilerleyecek ve gün ışığı ile birlikte saldırıya geçeceklerdi. Fakat gece yürüyüşü başarısızlıkla sonuçlandı. Norfolk Kraliyet Alayı'nın olaya müdahale etmemesi durumunda İngilizler¸ kaçacak vakit dahi bulamayabilirdi. Bu sebeple tam teçhizatlı ve üstün donanımlı silahlara sahip Norfolk Alayına taarruz emri verildi. Norfolk Alayı 2760 tam teçhizatlı askerden¸ ağır makineli tüfeklerden ve 20 adet tanktan oluşuyordu. Bu birliğin hastalık ve susuzlukla boğuşan Türk birliklerinin üzerine gitmesi durumunda¸ Türk birliklerinin savaşı kaybetmesine ve önemli bir cephede yenilmelerine kesin gözü ile bakılıyordu. Norfolk Alayı sabahın ilk ışıklarında taarruza başladı. Taarruza tam olarak geçebilmeleri için ileride gözüken büyük tepeyi aşmaları gerekiyordu. Bunun için yürüyüşe geçtiler. Sıcak bir yaz günü olduğundan gökyüzü tamamen bulutsuz ve hava güneşliydi. Tepeye doğru yürüyen Norfolk Alayı sabaha kaşı 04.00'te başlayan yürüyüşü ancak sabah 09.00'da tamamlayabilmişti. Tepeye vardıklarında onların üzerine doğru çok parlak¸ ışığı yansıtan dev bir sis bulutu geldi. Geride duran Yeni Zelandalı askerler ve tepenin karşı yönünde kalan Türk mevzileri bu olayı şaşkınlıkla izliyorlardı. Onlar bu bulutu bir yağmur ya da hortum bulutu sanıyorlardı. Ancak güneşli ve açık bir havada alçaktan uçan bu parlak bulutu epey garipsemişlerdi.


Birkaç dakika sonra bu dev bulut¸ Norfolk Kraliyet Alayı'nı¸ içinde bulunan 2760 İngiliz askeri¸ tanklar ve ağır silahlarla beraber bir hortum gibi yukarı çekti. Türk askerleri ve Yeni Zelandalılar¸ birbirine ateş etmeyi bırakmış şaşkınlıkla bu tuhaf olayı izliyorlardı. Türk askerlerinin bir kısmı namaz kılıyor bir kısmı ise bildiği duaları okuyarak bu dev buluttan korunmaya çalışıyorlardı. İngiliz askerleri çığlık çığlığa bağırıyorlar¸ ancak kimsenin elinden herhangi bir yardım gelmiyordu.


Bu dev bulut ne var ne yoksa içine çekmiş¸ yükünü alan bir uçak gibi yavaş yavaş bölgeden uzaklaşarak¸ şaşkın bakışlar arasından gözlerden kaybolmuştu. Bu olaydan sonra Yeni Zelandalılar ve Türkler¸ komutanın karargâhına koşmuşlar ve bu tuhaf durumu anlatmışlardır. İki tarafta dev bulutun askerleri yuttuğu tepeye çıkmışlar¸ ardından o sahada tüm köyleri taramışlar ancak Norfolk Alayına ait askerlerin cesetlerini¸ tankları ve silahları bulamamışlardır.


Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;


'O benim sun'-ı bedi'im¸ onu çiğnetme' dedi


Mehmet Akif Ersoy'un beyitlerinde yaşanan menkıbe sanki hissedilmişçesine yazılmış¸ manevî âlemlerce de bu topraklara sahip çıkıldığı ifade edilmiştir. Zaten her şey zahirî hayattan ibaret olmayıp önemli olan ebedî âlem değil midir? Bunun içinde kalbi selim ile hareket edenlere manevî âlemdekiler sahip çıkar. Onların mabetlerini¸ topraklarını¸ hanelerini korurlar…


   Ey şehîd-i pâk-dil hep ins ü cin ağlar sana Ser-te-ser mâtem tutup kevn ü mekân ağlar sana


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi beyitlerinde şehide çok önem verir. Vatan savunması için mücadele eden mücahedede bulunan masuma ebedi âlemde sahip çıkılacağını bildirir. Hatta o temiz ruha tüm insanlar ve cinlerin gözyaşı döktüğünü¸ onlar için baştan sona tüm nesnelerin¸ canlı ve cansız varlıkların matem tuttuğunu¸ tüm kâinatın onlar için ağladığını söyler. Öyle ki kâinatta çok üst mertebe olan şehitlik Allah dostları nezdinde çok önemlidir. Çanakkale'de 250.000 şehit verilmiş¸ ama mabetler çiğnetilmemiştir. Bu doğrultuda da çok zor duruma düşen ecdadımıza manevi âlemden sahip çıkılmıştır. Yukarıdaki menkıbe bunun güzel bir örneğidir. Hulûsi Efendi'nin şu beyiti ise insanları düşünmeye¸ yaşanılanları anlamaya sevk eder.


Firkatinle kan döken ancak ki Hulûsî değil


  Devr edip döndükçe bu devr ü zamân ağlar sana


Bu beyitte tüm zamanların hüzünlendiği¸ ağladığı belirtilirken yalnızca hüzünlenenin Allah dostu olan Hulûsi Efendi olmadığı¸ tüm kâinatın ve manevî erenlerin hüzünlendiği belirtilmiştir.


Görgü Tanıkları Olan 33 Yeni Zelandalı


Çanakkale Savaşı'ndan 50 yıl sonra olayın görgü tanığı otuz üç Yeni Zelandalı asker¸ hareket eden ve askerleri alıp götüren dev boyutlu¸ parlak¸ beyaz buluttan söz ettiler. Yeni Zelandalı askerlere göre bu bulut bir UFO idi. Türklere göre ise bu bulut Allah (c.c.)'ın bir mucizesiydi. Çünkü Norfolk Alayı eğer o sabah ani baskını yapabilseydi¸ savaşı Müslüman Türkler kaybedeceklerdi. Otuz üç Yeni Zelandalı asker 50 yıl sonra aşağıdaki açıklamayı yaptılar.


"Tarih 12 Ağustos 1915¸


Bu olay¸ savaşın en şiddetli ve son anlarında¸ gün ışığında¸ Anzak Suvla Koyu 60. Tepe'de gerçekleşti. Gün ağarırken gök berraktı. Görünürde 6 ya da 8 tane¸ hepsi birbirinin eşi olan¸ ekmek somunu biçimindeki bulut¸ 60. Tepe'nin üstünde yayılmış duruyordu. O sırada saat de 6 ya da 8 kilometrelik bir hızla güneyden meltem esmesine karşın¸ bu bulutların biçimleri de yerleri de değişmiyordu. Meltemin etkisiyle kayıp gitmediler. Bulunduğumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asılı duruyorlardı; yani tepenin 150 metre üstündeydiler. Bulut kümesinin tam altına gelen yerde¸ toprağın üstünde aynı boyut ve biçimde duran bir bulut daha vardı. Yaklaşık 250 metre uzunluğunda 65 metre yüksekliğinde ve 300 metre genişliğindeydi. Bu bulut oldukça yoğundu¸ yapısı katı maddeymiş gibiydi ve İngilizlerin bulunduğu savaş yerine 900-1100 metre uzaklıktaydı. Bütün bunları Yeni Zelanda Kıtası'nın 1. Sahra Birliği'ne bağlı 3. Bölük'teki 52 asker gördü. Türk birliklerinden ise 100'e yakın askerin bu olayı birebir gördüğüne şahit olduk. Yeni Zelandalıların aralarında bizde vardık. İçinde bulunduğumuz siperden güney batı doğrultusunda 1350 metre öteye yere inmiş olan bulut duruyordu. Bulunduğumuz yer 60. Tepe'ye göre 90 metre daha yukarıda olduğundan¸ üstten görebiliyorduk. Bulut daha sonra Kayacık Dere denilen kuru bir derenin yatağına doğru ilerlediğinde¸ onun daha önce durduğu zemini bütünüyle görebildik. Bu bulut da¸ öbürleri gibi açık gri renkteydi. Daha sonra Norfolk Alayı'ndan askerlerin bu kuru dere yatağından harekete geçerek 60. Tepe'ye doğru uygun adım yürüyüşe geçtiğini fark ettik. Buluta vardıklarında¸ hiç çekinmeden dost doğru içine girdiler. Ama yeniden içinden çıkıp¸ 60. Tepe'de savaşa katılan hiç kimse olmadı. Bir saat sonra¸ askerlerinin sonuncusu da görünmez olunca¸ bulut sanki yükünü almışçasına yerden yükseldi. Herhangi bir bulut gibi¸ yukarıda duran öbür bulutlara ulaşıncaya kadar yavaş yavaş havalandı.


Bulutlara yeniden baktığımızda¸ tıpkı kabuğun içindeki bezelyeler gibi görünüyorlardı. O ana kadar yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı. Yerdeki bulut yükselip aynı hizaya gelir gelmez¸ ansızın kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar. Trakya yönüne doğru gittiler. Üççeyrek saat içinde de gözden kayboldular."


Savaş sonunda bu askerler kayıp ya da yok edilmiş sayıldı. 1918 yılında Anadolu işgal edildiğinde¸ İngiltere'nin Türkiye'den ilk isteği de¸ askerlerinin geri verilmesi oldu. Türkiye'de¸ bu askerlerin ne tutsak alındığını¸ ne de bunlarla karşılaşılmış olunduğunu söyledi. Varlığını bile bilmiyorlardı…


Kaynakça


Osman Hulûsi ATE޸ Divân-ı Hulûsi-i Darendevî¸ (Yayına Hazırlayanlar; Prof. Dr. Mehmet AKKU޸ Prof. Dr. Ali YILMAZ) ¸ İstanbul¸ 2006. Mehmet Akif ERSOY¸ Safahat  "Çanakkale Şehitlerine" adlı şiiri.  


Süleyman Hayri BOLAY¸ Çanakkale Zaferindeki Manevî Gücün Rolü¸ Kasım 1994. http://www.frmtr.com/garip-olaylar/

Sayfayı Paylaş