SILA-İ RAHİM

Somuncu Baba

"Dinimizde akrabâlık ilişkilerinin sürdürülmesine ve akrabâlık bağlarının yaşatılmasına
sıla-i rahim denilmektedir. Buna göre aynı kan bağını taşıyanlar ve rahimleri geriye
doğru gidildikçe tek rahimde birleşenler ilişkilerini aslâ kesmemelidirler."

İnsan medenî bir varlıktır. Bu onun kendi başına değil¸ ancak başkalarıyla birlikte yaşayabileceğini göstermektedir. Bu sebeple insanlar tarih boyu cemiyet halinde yaşaya gelmişlerdir. Birlikte yaşamak insanın sıkıntılarının azalmasına ve dertlerini paylaşmasına yardım eder. Toplumla barışık olarak yaşayan insanlar¸ kendini soyutlayarak yalnız yaşamayı tercih edenlere göre daha sağlıklı ve daha mutludurlar. Dinimiz de yalnız yaşamayı değil¸ toplum içine karışmayı ve birlikte yaşamayı teşvik etmiştir. Namazın cemaatle kılınmasına öngörülen yirmi yedi derece sevabın bir anlamı da budur. Başka insanlarla karşılıklı haklara riâyet ederek yaşama teşvik edilirken akrabâlarla ilişkilerin geliştirilmesine ve koparılmadan sürdürülmesine ayrı bir önem verilmiştir. Zira insan hayatının her safhasında akrabâsına ihtiyaç ve özlem duyar. Başına bir felaket geldiğinde yanında öncelikle yakınlarını görmek ister. Sevincini de yine yakınlarıyla paylaşmaktan hoşlanır. Bu Allah'ın insan fıtratına yerleştirdiği bir duygudur. 


Akrabâlık Bağlarının Yaşatılması


Dinimizde akrabâlık ilişkilerinin sürdürülmesine ve akrabâlık bağlarının yaşatılmasına sıla-i rahim denilmektedir. Buna göre aynı kan bağını taşıyanlar ve rahimleri geriye doğru gidildikçe tek rahimde birleşenler ilişkilerini aslâ kesmemelidirler. Çünkü bu¸ rahmin parçalanması anlamına gelir ki¸ merhamet sembolü olan rahim sahipleri bundan ıstırap duyarlar.


Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerim akrabâlara iyilikte bulunmaya¸ onlarla ilgilenmeye ve onlara yardım etmeye çok önem vermiştir. Konuyla ilgili âyetlerden birinde akrabâlık ilişkisini kesmek Allah'la yapılan ahdi bozmakla aynı seviyede görülmüş ve böylelerinin ziyân edenlerden olduğu şu şekilde ifade edilmiştir: "Onlar öyle (günahkâr) kimselerdir ki¸ ("iman ettim¸ Müslüman oldum" dedikleri halde) Allah'a vermiş oldukları teslîmiyet ve itâat sözünü bozarlar¸ hem de Allah'ın kesilmemesini emrettiği akrabâlık ilişkilerini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte (dünya ve âhirette) ziyâna uğrayanlar onlardır"[1].


Akrabâya yardımın ilahî dinlerin temel ve ortak noktalarından biri olduğunu görmekteyiz. Nitekim bir âyette şöyle buyrulmuştur: "Biz İsrailoğullarından şöyle söz almıştık: "Allah'tan başkasına kulluk yapmayacaksınız¸ anaya¸ babaya¸ akrabâlara¸ yetimlere ve yoksullara yardım edeceksiniz…"[2]. Bu konuda dikkat çeken hususlardan biri de şudur: Kur'an'da yardımlaşmayı emreden hemen her âyette mutlaka akrabâlara da yer verilmiştir[3]. İlgili âyetlerden birinde şöyle buyrulmuştur: "Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik¸ Allah'a¸ âhiret gününe¸ meleklere¸ Kitaba ve Peygamberlere inanan; sevdiği malını yakınlarına¸ yetimlere¸ yoksullara… veren kimsenin iyiliğidir…"[4] Çünkü Müslümanlar ve komşular arasında söz konusu olan iyilik¸ ikram¸ yardımlaşma¸ dayanışma¸ ziyaretleşme¸ hoşgörülü davranma¸ acıyı ve tatlıyı paylaşma¸ davete katılma¸ bayramlaşma¸ tebrikleşme¸ hasta ziyareti ve taziye gibi sosyal ve ahlakî görevler akrabâlar arasında daha fazla geçerli ve gereklidir. Bu konularda meydana gelecek ihmal ve aksaklık yakın akrabâları daha fazla rencide eder ve üzer. Mesela¸ bir bayramda arkadaşını aramamak hoş bir davranış olmamakla beraber bazı sebeplerden dolayı hoş görülebilir. Fakat ana¸ baba¸ amca¸ dayı¸ hala¸ teyze¸ kayınbaba¸ kaynana gibi yakınların aranmaması kolay kolay hoş görülmeyeceği gibi¸ ciddi kırgınlıklara da yol açar. Müslümanlar arasında oluşmuş bulunan sahih ve makul örf de bunu gerektirir.


Bağların Güçlendirilmesi


Sıla-i rahmin dinî¸ sosyal¸ psikolojik yönlerinden dolayı Sevgili Peygamberimiz de aile bağlarının güçlendirilmesi üzerinde çokça durmuştur. Bir hadislerinde akrabâlık ilişkilerini sürdürmeyi ve ilişkiyi kesenle irtibatı yeniden kurmayı fazîletlerin en üstünü sayarak şöyle buyurmuşlardır: "Bütün faziletlerin en üstünü¸ senden ziyareti kesen akrabânı ziyaret ederek ilişkiyi yaşatmandır"[5]. Hadisin devamında vermeyene vermek¸ zulmedeni affetmek ve kötülük edene iyilik etmek de en faziletli davranışlar arasında sayılmıştır. Yine Rasûl-i Ekrem Efendimiz¸ ziyaretleşmenin rızkı bollaştıracağını ve ömrü artıracağını[6]¸ akrabâya mâlî yardımda bulunmanın başkalarına yapılan yardımdan iki kat daha fazla sevap kazandıracağını bildirmiştir[7].


Yüce dinimiz İslâm'da hükümler konulurken belli¸ makul¸ anlaşılabilir¸ insan ve toplum yapısına uygun bir sıra takip edilmiştir. Fıkıh dilinde buna "tedricilik" (aşamalılık) denilmektedir. Buna göre hükümler bir anda konulmadığı gibi¸ hepsi de ilk etapta yerleştirilmemiştir. Aksine zamana yayılarak kolaydan zora doğru bir aşama ve sıra takip edilmiştir. Bu yönden Mekke dönemindeki hükümlerle Medine dönemi hükümleri arasında farklılık vardır. Önem sırası bakımından da hükümler arasında öncelik ve sonralık sırası gözetilmiştir. Akrabâlık bağlarını geliştirme ve akrabâlarla iyi ilişki içerisinde olma¸ İslâm dininin en önce ortaya koyduğu hükümlerdendir. Nitekim daha Mekke döneminde inen âyetlerde bu hususa işaret edilmiş¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'in ilk tebliğ ettiği hususlar arasında sıla-i rahim de yer almıştır. Amr b. Abese adlı bir sahâbînin anlattıkları bu hususa işaret etmektedir. O¸ şöyle demektedir: "Câhiliye dönemindeyken insanların tamamen dalâlete saptıklarını¸ hiçbir işe yarayacak harekette bulunmadıklarını ve putlara taptıklarını biliyordum. Günün birinde bir zatın bazı şeyler söylediğini duydum. Merak edip Mekke'deki makâmına gittim. Kendisine "Sen kimsin?" diye sordum. "Ben Peygamberim." dedi. "Peygamber ne demek?" dedim. "Yani Allah beni elçi olarak gönderdi." dedi. "Allah senin vâsıtanla neler bildirdi?" diye sordum. "Sıla-i rahmi yaşatmayı¸ yani akrabâlık ilişkilerini kesmemeyi¸ putları kırmayı ve Allah'ı bir bilip O'na ortak koşmamayı bildirmek üzere beni gönderdi." dedi. O sırada yanımda Ebu Bekir ve Bilal vardı. Ben de ona tabi oldum.


Dinî ve İnsanî Bir Görev


Bütün bunlar göstermektedir ki¸ akrabâlık ilişkilerini geliştirmek ve kesmemek sosyal ve psikolojik yönden olduğu kadar dinî yönden de son derece önemlidir. O zaman bu hususa aykırı davranmak elbette ki dinimizde hoş karşılanmayacaktır. Nitekim gerek Kur'ân-ı Kerim'de gerekse hadislerde akrabâlık bağlarını kesenler yerilmiştir. Mesela ilgili Kur'an âyetlerinden birinde şöyle buyrulmuştur: "Söz verip bağlandıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozan¸ Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (yani iman ve akrabâlık bağını) kesen ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar¸ ziyâna uğrayanlar işte onlardır."[8] Kudsî bir hadiste akrabâlık ilişkisini devam ettirene¸ Allah'ın ilgisinin süreceği¸ akrabâlarından ilişkisini kesenden ise Allah'ın ilgisini keseceği ifade edilmiştir[9]. Başka bir hadiste de akrabâlık ilişkisini kesenler cennete giremeyecekler arasında gösterilmiştir[10].


Akrabâlar arasında derece farkı bulunmaktadır. Bundan dolayı sıla-i rahmi devam ettirmenin sevabı ve kesmenin günahı da ona göre olacaktır. İslâm bilginleri genel anlamda akrabâlık ilişkilerini devam ettirmenin farz¸ kesmenin ise büyük günah olduğunu söylemişlerdir. Akrabâlık ilişkinin mutlaka devam ettirilmesi gereken akrabâlar ise¸ birbirlerine mirasçı olanlar ve nikâhı düşmeyenlerdir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki¸ akrabâlık ilişkilerini devam ettirmek dinî ve insanî bir görevdir. Bayramlar¸ özel günler¸ statü ve iş değişiklikleri bu iş için önemli fırsatlardır. Bu ilişkiyi devam ettirmenin asgari sınırı¸ selamı ve konuşmayı kesmemektir.


Hem yakın akrabâları ile hem de diğer toplum kesimleriyle iyi ilişkiler kurabilen ve toplumsal barışa katkı sağlayan fertler öldükten sonra da her zaman hayırla yâd edilirler. İlişkiyi kesenler dünyada tesellî yollarından birini yok etmiş¸ öldükten sonra da dua alacakları kaynaklarından birini kurutmuş olurlar.


 


 






[1] 2/Bakara¸ 27.



[2] 2/Bakara¸ 83.



[3] 2/Bakara¸ 177¸ 180¸ 215¸ 4/Nis⸠8¸ 36¸ 135.



[4] 2/Bakara¸ 177.



[5] Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ III¸ 438.



[6] Buhari¸ Edeb¸ 12; Müslim¸ Birr¸ 20¸ 21.



[7] Tirmizi¸ Zekât¸ 26.



[8] 2/Bakara¸ 2.



[9] Buhari¸ Edeb¸ 13.



[10] Buhari¸ Edeb¸ 11; Müslim¸ Birr¸ 18¸ 19.

Sayfayı Paylaş