KUL HAKKI

Somuncu Baba

Hak kavramının İslâm dininde çok özel bir yeri vardır. İslâm yazılı kaynaklarında çeşitli anlamlarda kullanılan hak kelimesi sözlükte¸ "gerçek¸ sâbit ve doğru olmak; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttalî olmak" gibi anlamlara gelmektedir.[1] Terim olarak "gerçeğe mutabık olan hüküm" olarak tarif edilmiştir.[2] Bâtıl kelimesinin zıddı olarak kullanılan hak kelimesinin çoğulu ise "hukûk"tur.[3]

Her hak¸ bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her insanın üzerinde birçok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerinde

Hak kavramının İslâm dininde çok özel bir yeri vardır. İslâm yazılı kaynaklarında çeşitli anlamlarda kullanılan hak kelimesi sözlükte¸ "gerçek¸ sâbit ve doğru olmak; bir şeyi gerçekleştirmek; bir şeye yakînen muttalî olmak" gibi anlamlara gelmektedir.[1] Terim olarak "gerçeğe mutabık olan hüküm" olarak tarif edilmiştir.[2] Bâtıl kelimesinin zıddı olarak kullanılan hak kelimesinin çoğulu ise "hukûk"tur.[3]


Her hak¸ bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her insanın üzerinde birçok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar¸ "Allah'ın hakları" ve "yaratılmışların hakları" diye iki kısımda özetlenebilir.


Allah'ın üzerimizdeki hakları¸ O'nun varlığına ve birliğine inanmak¸ hiçbir şeyi ortak koşmadan O'na ibadet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır.


Kul hakkı¸ hayatta daha çok insanların canları¸ bedenleri¸ ırz ve namusları¸ mânevî şahsiyetleri¸ makam ve mevkileri¸ dinî inanç ve yaşayışları gibi konulardaki kişilik haklarıyla¸ mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır. Bunlara yönelik olarak yapılan kötülükler¸ verilen zararlar kul hakkına tecâvüz sayılmakta ve bu tecâvüz de "mazlime" ve bunun çoğulu olan "mezâlim" kelimeleriyle ifade edilmektedir.[4]


Kur'an'da "hukûkullah" tabiri geçmemekle birlikte birçok âyette hak¸ adalet¸ kıst ve zulüm gibi kavramlar kul haklarıyla ilgili olarak kullanılmıştır. Ayrıca birçok âyette insanların haklarına saygı gösterilmesi istenmiş ve kul hakkına saldırı mâhiyetindeki tutum ve davranışlar yasaklanmıştır.


Kul Hakkı İhlallerini Önlemek


Kul haklarını iki kısımda değerlendirmek mümkündür. Birincisi¸ insanların sahip olduğu maddî ve mânevî haklara tecâvüz etmek¸ zarar vermektir. İkincisi ise; dinî¸ ahlâkî ve hukûkî hükümlerin onlara verilmesini gerekli kıldığı şeyleri vermemektir.[5]


Hırsızlık¸ ölçü ve tartıda hile yapmak¸ emanete hıyânet¸ kumar¸ tefecilik v.b. gayr-i meşrû yollarla insanların birbirlerinin mallarını yemeleri¸ birbirinin canlarına kıymaları gibi günahlar maddî mânâdaki kul haklarına örnektir.


Bu tür kul hakkı ihlallerini önlemek için Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin."[6]¸ "Ey iman edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticaret olması hali müstesn⸠mallarınızı¸ bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah¸ sizi esirgeyecektir."[7]


İftir⸠alay¸ arkadan çekiştirme¸ kötü lakap takma¸ sû-i zan¸ kusur arama¸ gıybet gibi günahlar da insanların mânevî şahsiyetlerine zarar veren kul hakkıyla ilgili günahlara örnektir.


Bu tür kul hakkı ihlallerini önlemek için ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusûrunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin (aleyhinde konuşmasın). Biriniz¸ ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah¸ tevbeyi çok kabul edendir¸ çok esirgeyendir."[8]


Yukarıda zikretmiş olduğumuz âyetlerde açıkça görüldüğü üzere¸ Yüce Allah¸ her türlü insan haklarına son derece önem vermiş ve bu hakların gözetilmesini emretmiştir. Kul hakkı¸ insanın işlediği günahlar arasında en büyüklerinden biri kabul edilmektedir.


Her ne suretle olursa olsun insanların haklarına tecâvüz edip onlara haksızlık yapanlar¸ zâlimler grubuna girmektedir ki Cenab-ı Allah Kur'ân-ı Kerim'in birçok âyetinde onları şiddetle yermiş ve onlar için büyük azaplar hazırlandığını bildirmiştir: "Sorumluluk¸ ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere aittir. İşte böylelerine acı bir azap vardır."[9]; "Zâlimlerin varacağı yer ne kötüdür!"[10]; "Zâlimler için yardımcılar yoktur."[11]; "Biliniz ki Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerinedir."[12]


Kur'ân-ı Kerim'de¸ kul hakkı ile ilgili ve kullar arasındaki adalet esaslarını tespit eden birçok âyetten sonra¸ "İşte bu Allah'ın hudûdudur¸ onu tecâvüz etmeyin."[13] meâlinde ilâhî ikazlar gelmektedir. Demek ki¸ kul hakkını çiğnemek¸ Allah'ın hudûduna tecâvüz olarak kabul edilmektedir. Artık böyle bir cinâyeti işleyen insan kime ilticâ edecek¸ kimden yardım dileyecektir? İnsan¸ Allah'ın kulu olduğundan onun hukûkuna riâyetsizlik ilâhî azabı gerektirmekte ve bu noktada hukûklar birleşmektedir.


Hz. Peygamber (s.a.v) kul haklarının ihlali niteliğindeki tutum ve davranışların yanlışlığını¸ kötülüğünü¸ dünya ve âhirette doğuracağı zararları birçok hadiste anlatmış ve insanları bu türlü kul hakkı ihlallerinden sakındırmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) insanların birbirlerine şefkat ve merhametle davranmaları gerektiğini şöyle ifade etmektedir: "İnsanlara merhamet etmeyene Allah'ta merhamet etmez."[14]


Hz. Peygamber (s.a.v) de¸ olgun mü'mini şöyle tarif etmektedir: "Hiç kimse kendisi için beğenip istediğini din kardeşi¸ komşusu için de istemedikçe¸ komşusu onun kötülüğünden emin olmadıkça olgun mü'min olamaz."[15]¸ "Müslüman¸ elinden ve dilinden başka Müslümanların zarar görmediği kimsedir."[16]¸ "Müslüman Müslümanın kardeşidir; ona yalan söylemez¸ ihânet etmez¸ kötülük yapmaz¸ onu aşağılamaz¸ kötülük edebilecek birinin eline bırakmaz."[17]¸ "Müslümanların kanları¸ malları¸ namusları ve şerefleri kendi aralarında kutsal Mekke kadar¸ hac ayları ve günleri kadar saygındır¸ dokunulmazdır."[18]


Gerçek Müflis


Kul haklarını ihlal eden kişiyi müflis (iflas etmiş) olarak niteleyen Hz.Peygamber (s.a.v)¸ Ebû Hureyre (r.a)'ın rivâyet ettiği bir hadiste bunu şöyle açıklamıştır:


Rasûlullah (s.a.v) ashabına: "Müflis kimdir bilir misiniz?" diye sordu.


Ashab: "Bizim aramızda müflis¸ hiç bir dirhemi ve eşyası olmayan kimsedir." dediler.


Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki kıyâmet gününde namaz¸ oruç ve zekât gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah'ın huzuruna gelir. Ancak bu ibadetlerin yanında öyle günahlar da işlemiştir ki¸ kimilerine sövüp saymış¸ kiminin kanını akıtmış¸ kiminin malını yemiş¸ kimine zinâ iftirasında bulunmuştur.


Bu durum karşısında onun ibadetlerden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine dağıtılır. Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yetmezse hak sahiplerinin günahlarından alınıp hak yiyenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları elinden gitmiş¸ günahları ise daha da artmıştır. İşte böylece müflis durumuna düşmüş olan bu kişi cehenneme atılır."[19]


İslâm âlimleri çeşitli âyet ve hadislere dayanarak günahları "büyük günahlar" ve "küçük günahlar" şeklinde iki kısma ayırmışlardır. Büyük günahların çoğu ise¸ kul haklarıyla ilgilidir. İşlenen günahlardan kurtulmak için tevbe etmek gereklidir. İslâm âlimleri¸ yapılan tevbenin kabul olunması hususunda şöyle demişlerdir: Şâyet işlenen günah yalnız Allah'a karşı olup kul hakkına taallûk etmiyorsa bu gibi günahtan tevbe etmenin üç şartı vardır:


1) O günahı işlediği için pişman olmak


2) O günahı terk etmek


3) O günahı bir daha işlememeğe azmetmek.


Bu üç şarttan biri eksik olursa tevbe geçerli değildir.


Eğer işlenen günah kul hakkı ile ilgili ise bu türlü günahtan tevbenin dört şartı vardır. Bunların üçü yukarıda zikredilen üç şarttır. Dördüncüsü de hak sahibine hakkını ödeyerek arınmaktır. Şâyet bu hak¸ mal ve benzeri ise tevbe eden kimse onu sahibine iade ederek helallık alır. Eğer bu hak¸ zina iftirası atmak sebebiyle lazım gelen hadd cezası ise¸ hak sahibinin o haddi icra etmesine imkân verir yahut affını diler; eğer o hak gıybet ise kişi¸ gıybet ettiği kimseden helâllik almadıkça bu günahın cezasından kendini kurtaramaz.


Kul Hakkı Hariç


İslâm dini kul hakkına çok önem vermiştir. Allahu Teâlâ tevbe ettikleri takdirde insanların yaptıkları çeşitli günahları¸ affettiği halde kul hakkını¸ hak sahibi affetmedikçe affetmemektedir.


Şehitlerin bütün günahları affolunduğu halde¸ kul hakkı ile ilgili günahları affedilmemektedir. O bakımdan Müslümanlar çok dikkatli olmalı¸ üzerlerine kul hakkı geçirmemelidirler. Aralarında sık sık helalleşmeyi âdet edinmeli¸ geçmişte bir kulun hakkını yemiş ise onu hemen iâde etmeli ve helalleşmelidir.


İnsan hakları kavramı¸ günümüzde çokça sözü edilen kavramlardandır. Ama bu sözler nedense uygulamaya bir türlü konulamamaktadır. Sadece beyannamelerde¸ bildirilerde¸ makalelerde mahpus kalmaktadır. Ama "kul hakkı" ifadesi böyle değildir. Bu ifadeyle insanın başıboş bir varlık olmadığı¸ Allah'ın kulu¸ O'nun mülkü¸ O'nun mahlûku olduğu zihinlere iyice yerleştirilmekte ve nefisler¸ ‘kul hakkına tecâvüzün kesinlikle cezasız kalmayacağı' tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır.


Fakat günümüzde bazı insanlar¸ madde¸ menfaat ve gaflet karışımı bir ortamda yaşayarak¸ kul olduklarını unutmuşlar ve kul hakkını da hatırlamaz olmuşlardır. Kul hakkının bu ilk basamağında tökezleyenler¸ insaf¸ merhamet¸ adalet duygularını da kaybetmektedirler. "Ben kulum" diyen insan¸ bu kulluğun gereğini yerine getirmelidir. Çünkü âlemlerin Rabbine inanan ve O'nun kulu olduğunu idrak eden bir insan¸ kul olarak yaşamaya mecburdur.


İnsanoğlu her nasılsa¸ başkalarının hakkını çiğnerken âdetâ o insanların Allah'ın kulu olduklarını unutuyor; "Ben¸ Allah'ın bir kuluna zulmedersem¸ O'nun kahrına hedef olurum." diye düşünemiyor.


Aslında bu hakikat¸ "herkes tarafından kolayca anlaşılabilmeli" diye geliyor insanın aklına. Çünkü kime sorsak kendisini de diğer insanları da Allah'ın yarattığını söyleyecektir. Ama iş münâkaşaya dönüp de nefis kalbe¸ hissiyat akla hâkim oldu mu¸ artık kulluk unutuluyor¸ adalet unutuluyor¸ âhiret unutuluyor. İşte bu unutmanın kula pahalıya mâl olmaması için ilâhî ikazlar geliyor ve ona¸ Allah'ın bir kuluna yapılacak haksızlığın âhirette dehşetli bir cezayı netice vereceği ikaz ediliyor.


Bu rahmanî ikazlara tercüman olma sadedinde Allah Rasûlü (s.a.v) de ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiş ve "Mazlûmun bedduâsından sakınınız. Çünkü onun duâsıyla Allah arasında perde yoktur."[20] buyurmuştur.


Netice olarak diyebiliriz ki¸ Allah'ın haklarına riâyet etmekle emrolunduğumuz gibi; kulların haklarına da dikkat etmek zorundayız. İnsanları huzursuz edecek fitne ve fesattan¸ kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına yapmaktan son derece sakınmalıyız. Bütün insanların malını¸ kanını¸ namus ve şerefini kendimizinki kadar kutsal saymalıyız. İnsanlara hakaret etmekten¸ maddî ve mânevî haklarını zedelemekten¸ yalan ve iftiralarla insanların şahsiyetleri ile oynamaktan her zaman uzak durmalıyız.


 


 






[1] İbn Manzur¸ Lisanu'l-Arab¸ Dâru Sadr¸ Beyrut 1990¸ X¸ 50.



[2] Taftazânî¸ Şerhu'l-Akâidi'n-Nesefiyye¸ (nşr. Ahmet Hicâzî es-Sekkâ)¸ Kâhire 1987¸ s. 12-13.



[3] İbn Manzur¸ Lisânu'l-Arab¸ X¸ 50; ez-Zebîdî¸ Muhibbüddîn Ebî Fayz Seyyid Muhammed Murtazâ el-Hüseynî el-Vâsıt Tacu'l-Arus¸ Beyrut trs.¸ "hkk" mad.



[4] Çağrıcı¸ Mustafa¸ "Kul Hakkıİslam Ansiklopedisi¸T.D.Vakfı Yay.¸ Ankara 2002¸ XXVI¸ 350.



[5] Çağrıcı¸ agm¸ XXVI¸ 351.



[6] 2/Bakara¸ 188



[7] 4/Nis⸠29



[8] 49/Hucurât¸ 12



[9] 42/Şûr⸠42



[10] 3/Âl-i İmrân¸ 151



[11] 5/Mâide¸ 72



[12] 49/Hucurât¸ 12



[13] 2/Bakara¸ 229



[14] Buhârî¸ Edeb¸ 18; Müslim¸ Fazail¸ 66.



[15] Buhârî¸ Îmân¸ 7¸ Edeb¸ 29; Müslim¸ Îmân¸ 71-73.



[16] Buhârî¸ Îmân¸ 4-5; Müslim¸ Îmân¸ 64-65.



[17] Buhârî¸ Mezâlim¸ 3; Müslim¸ Birr¸ 32¸ 58; Tirmizi¸ Birr¸ 18.



[18] Buhârî¸ Hac¸ 132; Müslim¸ Kasame¸ 29.



[19] Buhârî¸ Mezâlim¸ 10; Müslim¸ Birr¸ 59.



[20] Buhârî¸ Zekât¸ 63; Müslim¸ Îmân¸ 29.

Sayfayı Paylaş