KÜTAHYA VELİLERİ

Somuncu Baba

Yerleşim tarihi itibariyle 7 bin yıllık bir geçmişe sahip olan Kütahya¸ topraklarında barındırdığı uygarlıklara ait çok zengin bir kültürel mirasın sahibidir.

Gerek milattan önce ve gerekse milattan sonra hüküm sürmüş uygarlıklar ile edibi¸ şairi ve mutasavvıfı bol Selçuklu¸ Germiyanlı ve Osmanlıların birikimini yansıtan Kütahya¸ tarihinin her devresinde önemli bir ilim ve kültür merkezi olagelmiştir.

Ünlü gezgin ve edebiyatçı Evliya Çelebi'nin de memleketi olan Kütahya¸ her alanda yetiştirdiği insanlarla Anadolu kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur.

 


Yerleşim tarihi itibariyle 7 bin yıllık bir geçmişe sahip olan Kütahya¸ topraklarında barındırdığı uygarlıklara ait çok zengin bir kültürel mirasın sahibidir.


Gerek milattan önce ve gerekse milattan sonra hüküm sürmüş uygarlıklar ile edibi¸ şairi ve mutasavvıfı bol Selçuklu¸ Germiyanlı ve Osmanlıların birikimini yansıtan Kütahya¸ tarihinin her devresinde önemli bir ilim ve kültür merkezi olagelmiştir.


Ünlü gezgin ve edebiyatçı Evliya Çelebi'nin de memleketi olan Kütahya¸ her alanda yetiştirdiği insanlarla Anadolu kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur. Kütahyalı¸ tarih boyunca iyinin¸ güzelin¸ doğrunun yanında olmuş¸ insanî değerlerin korunmasında her zaman öncü kişiliğini korumuştur.


Şeyhî


Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin yetiştirmiş olduğu büyük velilerden olan Şeyhî'nin asıl adı Yusuf Sinan'dır. Asıl mesleğinin tabiplik olması sebebiyle Hekim Sinan adıyla ünlenen bu büyük veli ilk tahsiline devrinin kültür merkezlerinden biri olan Kütahya'da başladı. Devrinin tanınmış âlimi ve mutasavvıfı Ahmedî'den ve diğer âlimlerden ilim öğrendi.


İlme olan merakı nedeniyle İran'a gitti. Burada başta tıp ve tasavvuf olmak üzere fıkıh¸ kelâm¸ tefsir ve edebiyat derslerinde yoğun bir eğitim gördü. Bilhassa tasavvuf büyükleriyle temasını sağlayan bu tahsilinden sonra¸ tasavvuf ve edebiyatta derin bilgiler kazanmış âlim ve değerli bir tabip hüviyetiyle Anadolu'ya döndü. Dönüşte Ankara'da Hacı Bayram-ı Velî ile görüşüp¸ ona bağlandı. Ve Şeyhî nispetini aldı.


Kütahya'ya geldikten sonra¸ bir attar dükkânı açtı ve tıp üzerine çalışmaya başladı. O zaman Germiyan Beyi olan İkinci Yakub'un hususi doktoru oldu.


Karaman seferi sırasında Ankara'da hastalanan Çelebi Sultan Mehmed'in tedavisinde gösterdiği başarı üzerine Osmanlı Devletinin ilk Reîsü'letibbâsı (Tabiblerin Reisi ) olarak Sultan'ın hususi tabipliğine getirildi.


Büyük bir şair de olan Şeyhî¸ Şeyhî mahlası ile yazdığı şiirlerinde çağının dinî ve ictimâî yaşayışını¸ peygamberlerin hayatlarını ve bilhassa tasavvuf kültür ve inanışlarını işlemiş¸ divan şiiri sanatlarını¸ mecaz ve mazmunlarını incelik ve ustalıkla kullanmıştır.


Sofî mizaçlı¸ zarif ve nüktedan olan Şeyhî'nin kendisine yöneltilen bazı haksızlıkları hassasiyet ve tevekkülle karşıladığı eserlerinden anlaşılmaktadır. Bazı eserlerinde devrinden ve muhitinden şikâyet ederken hiçbir zaman hırçınlık ve asabiyet göstermemiş bilhassa o bunları sükûnet¸ tevekkül¸ teslimiyetle karşılamıştır. Onun bu hâli ancak¸ tasavvuf ilminde yüksek derecelere ulaşması ve Hacı ve Bayram gibi bir büyük zata bağlanmasıyla izah edilebilir.


Şeyhî'nin¸ Dîvân¸ Harnâme ve Hüsrev ü Şîrîn adlı mevcut üç eserinin yanında Ney-nâme adlı ufak bir mesnevîsiyle tıbba dâir manzum bir eseri ve Hâb-nâme adını taşıyan Farsçadan çevrilmiş bir mesnevîsinin de bulunduğu bilinmektedir.


Ahmed Dede (Kalburcu Şeyhi)


Kalburcu Şeyhi Ahmed Dede Kanuni Sultan Süleyman devri âlim ve velilerindendir. Halk arasında Kalburcu Şeyhi adıyla meşhur olmakla birlikte Mihmandâr ve Çavdarlı adıyla da bilinir.


Ahmed Dede küçük yaşlardan itibaren Kütahya ulemasından ilim tahsil etti. Din ve fen ilimlerinde zamanın önde gelen âlimlerinden oldu. İlk tasavvufî eğitimini ise büyük veli Şeyh Sinan Karamanî Hazretlerinden aldı. Onun sohbetlerinden çok istifade etti. Ayrıca Şeyh Abdüllatif Efendinin de sohbetlerine katılarak manevî hâl ve makamlara kavuştu.


Ahmed Dede arkadaşıyla bir gün şeyhi Abdüllatif Efendinin yanına gelerek kendisinden¸ içlerinden geçen arzu ve isteklerin gerçekleşmesi için dua etmesini istediler. Böyle bir istek karşısında Abdüllatif Efendi bir müddet murakabeye daldı. Daha sonra Ahmed Dede'ye dönerek; "Sen içinizdeki arzuya uygun olarak ilim ve marifete kavuşup¸ bitmez tükenmez bir nimete ve hayırlı uzun bir ömre sahip olacaksın." dedi. Sonra da arkadaşına hitaben; “Sen de içinizdeki isteğe uygun olarak Osmanlı ordusunda bir kumandan olacaksın." dedi.


Ahmed Dede bu olaydan bir müddet sonra İstanbul'a gitti. Burada bulunan büyük âlimlerin ders ve sohbetlerine katılarak icazet aldı. Hocalarının tavsiyesi ile geldiği Kastamonu'da irşat ve talebe yetiştirmekle meşgul oldu.


Ahmed Dede daha sonra köyüne dönerek orada bir zaviye inşa etti. Burada da aynı şekilde irşat ve talebe yetiştirmekle meşgul oldu.


Hiç kimseden hediye ve sadaka kabul etmeyen Ahmed Dede helal rızık kazanmak için ziraatla meşgul olurdu. Buğday ve çavdar ekimi yapar¸ Cenab-ı Hakk'ın bereketiyle kat kat verim alırdı. Hububatı doldurduğu ambarların ağzı daima açık durur¸ gelen giden ve ihtiyacı olan herkes oradan serbestçe alırdı. Buna rağmen ambardaki hububat hiç bitmezdi. Misafiri çok severdi¸ gelip gidenleri doyurup onlara ikramlarda bulunurdu.


İkinci Selim şehzadeliği döneminde kendisini ziyaret ederek duasını istedi. Ahmed Dede ona¸ padişah olacağını müjdeledikten sonra pek çok hayır dua etti. Şehzade Selim de Ahmed Dede'nin zaviyesi yanına güzel bir cami inşa ettirdi.


Bir sohbetinde buyurdu ki:  "Dünyada eğer¸ dert ve musibetler olmasaydı¸ dünyanın hiç kıymeti olmazdı. Dünyanın zulmetini¸ sıkıntısını¸ hâdiseler¸ acı olaylar gidermektedir. Dünya dertleri¸ ruha elem verir. Bu elemi¸ inkisarı¸ ibadet olur¸ derecesi yükselir. Dertlerin¸ elemlerin acılıkları¸ bir hastalığı iyi edecek¸ faydalı ilâcın acılığı gibidir…"


Sakıb Dede


Kaynaklar Sakıb Dede'nin Endülüs'ten İzmir'e göç eden bir aileye mensup olduğunda ve asıl adının da Mustafa olduğunda birleşmişlerdir. Çok küçük yaşlarda ilim tahsiline başladı. Daha sonra tahsiline devam etmek için İstanbul'a gitti. Fatih Camii Medreselerinde meşhur âlimlerden ders aldı. Sonra Köprülüzâde Mustafa Efendinin derslerine devam etti.


Tasavvufta ilk olarak Elmalılı Halil Efendi'ye intisap etti ve ondan icazet aldı. Daha sonra Edirne'ye giderek Mevlevî Dergâhı Şeyhi Siyasi Dede'ye intisap etti. Tekrar İstanbul'a dönerek Seyyid Muhammed Dede'nin yanında çile çıkarak Dede vasfını aldıktan sonra da Galata Mevlevîhanesi'nde Gavsi Dede'nin hizmetine girdi.


Sakıb Dede bir ara İstanbul'dan ayrılarak Serez¸ Selanik ve Bosna'ya gitmiş¸ nerdeyse bütün Rumeli'yi dolaşmış¸ hatta Limni adasına giderek meşhur mutasavvıf Niyazi Mısrî ile görüşmüştür. Sakıb Dede Mısır seyahati sırasında uğradığı Konya'da II. Bostan Çelebi tarafından Kütahya Mevlevîhanesi şeyhliğine tayin edildi. Sakıp Dede burada¸ vefatına kadar 46¸ bazı kaynaklara göre de 48 yıl şeyhlik yaptı.


Sakıp Dede'nin Kütahya Mevlevîhanesi'nde göreve başlaması buranın önemini birden bire artırmış¸ burada çeşitli ilimler okutulmaya başlanmış ve yüksek seviyeli Farsça eğitimiyle edebi hayat çok canlanmış¸ dolayısıyla burası en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Bütün bu faaliyetler Sakıp Dede'yi Mevlevî camiasında çok önemli bir isim haline getirmiş ve etrafında pek çok insan toplanmıştır.


Pek çok Mevlevî büyüğü gibi Sakıp Dede de şairdir ve 5689 beyitlik bir divan sahibidir. Mevlâna soyundan gelmiş Çelebilerin¸ Mevlevî şeyhlerinin ve bu tarikatta isim yapmış kişilerin biyografileri yer aldığı ‘Sefine-i Nefise-i Mevleviyyân' isimli eseri de çok meşhurdur. Üç cilt halinde tertip edilen bu eser Mevlevîlik ve kültür tarihimiz açısından hâlâ önemini koruyan bir çalışmadır.


Sakıp Dede¸ kişiliği ile de ilgi çekici bir şahsiyet olarak bilinmektedir. Son derece hoşgörülü¸ merhamet duygusu çok gelişmiş¸ dervişlere yumuşak davranan¸ latife ve güzel sözden çok hoşlanan birisi olarak tanınmıştır. Cömertliği¸ halk arasındaki medeni ve hoş davranışlarıyla çok sevilmiştir.


Sakıb Dede¸ 1735 yılında Kütahya'da vefat etmiş ve Kütahya Mevlevîhanesi'nin bahçesine defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş