FİİLEN VAR OLAN, VARLIĞI KENDİNDEN OLAN, KENDİSİNİ VARLIKTA APAÇIK DELİLLERİYLE GÖSTEREN: EL-HAK

Somuncu Baba

"Hak söz¸ hak din¸ hak mezhep ifadeleri buna örnektir.
Hakkın karşıtı¸ batıldır. Sıdk (doğruluk) tabiri¸ özellikle
hak sözleri ifade etmekte kullanılır."

Hakk¸ "mutâbakat ve muvâfakat" anlamına gelir.[1] "Hak"¸ vâkıaya (realite) uygun olan hükümdür. Hak ihtiva etmesi itibariyle sözlere¸ inançlara¸ dinlere¸ mezheplere de "hak" adı verilir. "Hak söz"¸ "hak din"¸ "hak mezhep" ifadeleri buna örnektir. Hakkın karşıtı¸ bâtıldır. Sıdk (doğruluk) tabiri¸ özellikle hak sözleri ifade etmekte kullanılır. Mesel⸠doğru söz¸ doğru akîde vb. gibi. Sıdkın karşıtı ise¸ kizb (yalan)'dır. Bazen¸ hak ile sıdk arasında fark görülür. Hakta vâkıa yönünden¸ sıdkta ise¸ hüküm cihetinden mutâbakat aranır. Yani hüküm vâkıaya uygun ise¸ sıdk; vâkıa hükme uygun ise¸ hak adını alır. Buradan yola çıkarak söylemek gerekirse¸ hak ve sıdk birbirinin eşanlamlısıdır: "Allah gerçek bir vaadde bulunmuştur"[2] âyetinde geçen hak kavramı¸ sıdk anlamınadır. Yani Allah¸ doğru bir vaadde bulunmuştur. Her ne kadar hak ve sıdk kelimeleri arasında lafız bakımından farklılık varsa da çoğu zaman mânâ bakımından uyumluluk söz konusudur.[3] Ayrıca hak¸ dış dünyada mevcut olan anlamına geldiği gibi; içte¸ gerçeğe uygun bilgi¸ hüküm ve söz anlamlarına da gelir.


 


Hepimiz Hakka Muhtacız


Aklın¸ inkâr edemeyeceği derecede sâbitliği ve mutlak varlığı kesin olan sadece Yüce Allah'tır: "Allah¸ haktır."[4]  "Vâcibu'l-vücûd" olan Cenâb-ı Hak¸ varlığı kendisinden olup¸ hiçbir yönden başkasına muhtaç olmayan ve hiçbir noksanı kabul etmeyen¸ ezelî ve ebedî bütün kemâl sıfatlarını kendinde toplayandır. Kur'an-ı Kerim'de¸ " Ey insanlar! Siz hepiniz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise (her şeyden) müstağnî ( onlara muhtaç değil)dir¸ övülmeye layık olandır."[5] buyrulur. Bu bağlamda el-Hak ismi¸ O'nun güzel isimlerindendir. Çünkü varlığı ve ulûhiyyeti kendisindendir.  Hak ile hakîkatin bütün mertebeleri O'nundur.  Her hakîkatin kendisinden alındığı¸ zâtıyla var olan hakîki mevcûd Yüce Allah'tır. Bundan dolayı Hz. Peygamber (s.a.v)¸ "Allah'ım! Sensin Hak. Senin va'din de hak¸ sözün de hak. Sana kavuşmak da haktır."[6] buyurmuşlardır.


Kesinlikle Yüce Allah¸ el-Hak'tır.


Zâtının kemâlinde¸ isim¸ sıfat ve fiillerinde haktır.


Ulûhiyyet ve ilâhlığında haktır. Ondan başka tapılan her şey bâtıldır.


O¸ rubûbiyyetinde haktır. Yaratma ve yönetme O'na aittir.[7] Âlemlerin rabbi olandır. Varlıkta ondan başka gerçek anlamda rab yoktur.


Kur'an-ı Kerim¸ kelâmullahtır. İşte Allah¸ bu sözleriyle hakkı meydana çıkarandır. Nitekim O bu konuda şöyle buyurur: "Oysa Allah¸ sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu."[8] Yani O¸ kâfirlere karşı cezâsını uyguluyor¸ doğruluğu sözlerinde¸ vadinde ve haberinde açığa çıkarıyordu.


Kur'an-ı Kerim'de hak kavramı¸ 300'e yakın âyette yer alır. Bu âyetlerden birisinde "melik" kavramı "hak" kavramıyla birlikte gelmiştir: "Gerçek hükümdar olan Allah yücedir."[9] Mülkünde O¸ gerçek meliktir. Onun melikliği karşısında tüm hükümdarlıklar izâfîdir. Hakîkatte mülk O'nundur. "De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin¸ dilediğini zelil edersin. Hayır¸ senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”[10]


 Hakk'ın Karşıtı Bâtıldır


El-Hak vasfına sahip olan Yüce Allah'ın fiillerinde hikmet vardır. Âlemde hiçbir şey hikmetsiz ve amaçsız değildir. Gerek O'nun yarattığı varlıklarda hikmetli yaratılış ve gerekse yaratılanları koruma ve rızk verme eylemi¸ doğrudan O'nun kemâl sıfatlarıyla ilişkili olan Hak isminin varlıktaki tecellîsinin sonucudur. Zulüm¸ cevr ve abeslik gibi tüm olumsuz sıfatlar Allah'tan nefyedilmiştir. Her şey O'nun hâkimiyetinde tecellî etmektedir. Bütün bu nitelikler O'nun "hak" vasfına sahip olduğunu gösterir.


Yüce Allah'tan sudur eden her şey haktır. O'nun isimleri¸ sıfatları¸ sözleri¸ va'di ve vaîdi¸  O'na kavuşma¸ ibadet¸ diriliş¸ peygamberler¸ ilâhî kitaplar¸ cennet-cehennem haktır: "İşte O¸ sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Hak'tan sonra sadece sapıklık vardır. O halde¸ nasıl oluyor da (Hak'tan) döndürülüyorsunuz?"[11] Dolayısıyla¸ Allah'ın hak olduğunu kabul etmek¸ aynı zamanda O'nu takdir etmektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v)¸ "Şâirin dediği en doğru söz¸ Lebid'in sözüdür: "Dikkat ediniz! Allah'tan başka her şey bâtıldır!"[12] buyurmuşlardır. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (s.a.v)¸ bu sözü¸ en doğru hak söz olarak kabul etmiştir. Bu şiir¸ adeta şu âyetin yorumu gibidir: "Bu böyle. Çünkü Allah¸ hakkın tâ kendisidir. O'nu bırakıp da taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir¸ büyüktür."[13] Açıkça bu âyette¸ Allah'tan başka kendisine tapılan¸ perestiş edilen tüm sahte putların bâtıl olduğuna vurgu yapılıyor. Şahsiyetli kimse¸ ne Allah'tan başka fânî varlıklara ilâhî nitelikler atfeder ve ne de onlara tapar. 


Ünlü dilbilimci Râgıb el-İsfehânî¸ Arapçada Yüce Allah'ın bir vasfı olan el-Hakk isminin şu anlamlara geldiğini ifade etmiştir:


"Şanı Yüce olan Allah (c.c)¸ hikmetinin gereğine göre eşyayı yaratmıştır. Allah hakkında¸ "O'dur hak" denildiği gibi… "İşte bu durumda velâyet¸ hak olan Allah'a mahsustur."[14] Çünkü Allah¸ varlıkta her şeyi hak ve adalet dengeleri üzerine inşâ etmiştir. Bütün bir varlık alanında da mutlak tasarruf¸ çekip çevirme ve yönetme yetkisi O'na aittir. Yaratan¸ yönetmeye de güç yetirir.


Eşya¸ hikmetinin gereğine göre var edilmiştir. Bundan dolayı Allah'ın fiillerinin tümü "hak"tır: "O¸ güneşi bir ışık (kaynağı)¸ ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan¸ yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O¸ âyetlerini¸ bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır."[15]


Yeniden Diriliş Haktır


Yeniden diriliş ve Allah'ın huzuruna çıkış haktır. Nitekim âhiretin hak olduğu konusunda Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "O (azap) gerçek midir?' diye senden haber soruyorlar. De ki: ‘Evet¸ Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah'ı) âciz kılacak değilsiniz.[16] Bu dünyada ve öte âlemde yaratılan her şey¸ Allah'ın hikmetinin bir gereğidir. Bize eşyanın hakîkatini bilmek için bunlar anlatılmaktadır.


Bir şey hakkında aslına uygun bir inanç taşımak hakla ilişkilidir. Bizim¸ "Falan kimsenin dirilişe¸ cennet ve cehenneme olan inancı haktır." sözümüzde olduğu gibi. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah iman edenleri¸ kendi izniyle¸ onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti."[17]


Hak¸ gereğine göre gerektiği kadarıyla ve ihtiyaç duyulduğu zamanda vâki olan söz ve iş demektir. Bizim¸ "Senin sözün haktır"Senin işin haktır" dememiz gibi. Şu âyetlerde bu hususa değinilir: "Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki¸ ‘Onlar artık imana gelmezler' sözü¸ işte böylece gerçekleşmiştir."[18] "Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi."[19] Bu âyetlerde el-Hak'tan maksat¸ hem Yüce Allah'ın kendisi ve hem de hikmetinin gereğine göre olan hükümleridir. [20]


"Hak" tabiri Kur'an-ı Kerim'de yukarıdaki mânâlardan ayrı olarak; borç[21]¸ kıyâmet[22] ve Allah'ın vasfı[23] şeklinde kullanılmıştır. Özellikle Yüce Allah'ın en güzel vasıfları arasında yer alan "el-Hak" îtikâdî anlamda O'nun varlığının apaçık eşyada zuhûru anlamına gelir. O'nun zuhûru¸ bizzat hak-hakîkat oluşu bakımından¸ nûr saçan ilâhî zâtı yönündendir. Varlığa bakmasını bilenler ve eşyanın arka planını iyi okuyanlar için Allah'ın varlığı apaçık bir gerçekliktir. Eşyanın hakîkatini bilmek¸ doğrudan Allah'ın hak oluşunu bilmekle paralellik arzeder. 


Yüce Allah'ın el-Hak isminin başta gelen semeresi¸ O'nun varlığına birliğine inanç konusunda ‘hak' olduğunu bilmektir. Her insan¸ ilâhî yazılım olan fıtratın bir gereği olarak¸ hakkı ve hakîkati idrak edebilecek düzeyde yaratılmıştır. Bu bağlamda Yüce Allah kullarına yol göstermiştir: "Varlığımızın delillerini (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki¸ o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"[24] Gerçekten de başta insanın kendisi olmak üzere onu çevreleyen bütün bir varlığın DNA'sı biriciktir.  "Önyargı" bağlarından kurtulmak¸ hakla yüzleşmenin ilk basamağıdır. Bu işi âhirete bırakmamak gerekir: "O gün Allah¸ onlara kesinleşmiş cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah'ın apaçık bir gerçek olduğunu bileceklerdir."[25] O halde el-Hak Olan'a güvenip dayanmaktan başka çıkar yol yoktur.


 


 


 






[1] El-İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 179.



[2] 4/Nis⸠122.



[3] Taftazânî¸ Saadeddin¸ Şerhu'l-Akâid¸ Beyrut¸ 2007¸ s. 24.



[4] 22/Hac¸ 6.



[5] 35/ Fâtır¸ 15.



[6] Buhârî¸ "Daavât" 9; Müslim " Musâfirîn" 199).



[7] Bkz. 7/A'râf¸ 54.



[8] 8/Enfâl¸ 7.



[9] 23/Mü'minûn¸ 116.



[10] 3/Âl-i İmrân¸ 26.



[11] 10/Yûnus¸ 32.



[12] Bkz. Buhârî¸ Menâkıbu'l-Ensâr 4/236; Müslim¸ Kitâbu'ş-Ş'ir 2/768.



[13] 22/Hacc¸ 62.



[14] 18/Kehf¸ 44.



[15] 10/Yûnus¸ 5.



[16] 10/Yûnus¸ 53.



[17] 2/Bakara¸ 213.



[18] 10/Yûnus¸ 33.



[19] 23/Mü'minûn¸ 71.



[20] El-İsfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 179-180. Ayrıca bkz. Yıldırım¸ Suat¸ Kur'an'da Ulûhiyet¸ İstanbul¸ 1987¸ s. 217.



[21] 2/Bakara¸ 282.



[22] 69/Hâkka 1¸ 2¸ 3.



[23] 20/Tâh⸠114.



[24] 41/Fussilet¸ 53.



[25] 24/Nûr¸ 25.

Sayfayı Paylaş