SÖZ HARMANI

Somuncu Baba

Güneş bütün yaz kavurduğu köylünün halinden pişman geri çekilir ve güz eşikten içeri adımını atar.Hafif hafif esintilerle gelen olgun meyve kokuları hasat vaktine işaret ederek köylünün yüreğini serinletir. Güz köylüler için tatlı yorgunluğun adıdır. Nişanlı kızlar ve delikanlılar yerine artık yapraklar solup sararmaya başlar. Tohum toprağa bu mevsimde kavuşur. Nişanlılar vuslata. Davulların zurnaların sesinin göğü tuttuğu demdir. Yılın bereketini eline geçiren köylünün yepyeni hayallere gark olduğu mevsimdir. Hayallerin sınırını kaybettiği anlardır. Kimi oğul nişanlama telaşındadır¸


Güneş bütün yaz kavurduğu köylünün halinden pişman geri çekilir ve güz eşikten içeri adımını atar.Hafif hafif esintilerle gelen olgun meyve kokuları hasat vaktine işaret ederek köylünün yüreğini serinletir. Güz köylüler için tatlı yorgunluğun adıdır. Nişanlı kızlar ve delikanlılar yerine artık yapraklar solup sararmaya başlar. Tohum toprağa bu mevsimde kavuşur. Nişanlılar vuslata. Davulların zurnaların sesinin göğü tuttuğu demdir. Yılın bereketini eline geçiren köylünün yepyeni hayallere gark olduğu mevsimdir. Hayallerin sınırını kaybettiği anlardır. Kimi oğul nişanlama telaşındadır¸ kimi kız gelin etme telaşında. Köylünün güzün yaşadıkları bütün sene yaşadıklarından daha renklidir. Köylü bütün bir kış konuşulacak malzemeyi¸ göçmen kuşlarıyla birlikte güzün çıkın eder. Uzun kış gecelerinde güzden biriktirdiği konuları çıkından çıkarır bahara kadar onlarla oyalanır. Kışın dondurucu ayazından güz anılarıyla korunmaya çalışır. Onlarla yüreğini de üşümekten korur.

Memleketin bütün köyüne bin dokuz yüz seksen kışı aynı geldi. Talaşı her köylü bir kenara koydu. Dikkatli ve çekingen kıpırtılarla yetinmeye başladı. Tedirginliğini kıyıda köşede saklamaya çalıştı lakin pek beceremedi. Sonbaharın sisleri çökmüştü bütün memleketin üstüne. Hiç alışık olmadık biçimde ihtilalle birlikte köylere askerî devriyeler konulmuş¸ iş devriye anlayışını da dışına çıkarak ikişer üçer askerler köy odalarında zorunlu misafirliğe alıştırılmıştı. Köylü sıra ile odalara yemek getirir¸ köye gelen ihtilalin davetsiz misafirlerini kıt kanaat geçindikleri sofralarından artanları onlara ikram eder olmuşlardır. Köylü farklıdır. Kendine hakkıyla muamele edenleri¸ onu aşağılamayıp insan gibi erdemli davrananları bilir baş tacı eder. Kendi yemez yedirir¸ kendi giymez giydirir. Dünyanın en eski topraklarına dikilen taşlardan önce de sonra da bu hep böyle olmuştur. Türkü'n adım attığı her yerde bu böyledir. Lakin kendine iğreti davranana da o daha iğreti davranır. Uzaklaştıkça uzaklaşır. O kaçtıkça köylü daha çok kaçar.

O yıl İhtilalin ardından ilk Cuma namazında ilçede olağanüstü bir durum yaşanmıştır. Kazânın büyük camiini Cuma namazında askerlerle basan karakol komutanı camide takke ile namaz kılanları dipçikle döver ve karakola götürerek onlara akıl almadık muameleler yapar. Cuma günü aynı zamanda ilçenin pazarı kurulduğu için çevre köylerden gelen bütün köylülerde bu olaydan nasibini alırlar. İlçede yaşananlar bütün çevreye duyulur. O vakte kadar Peygamber ocağının alnı ak evlatlarına kusur etmeyen köylüler o olaydan sonra nasıl davranacaklarını bilemezler. Aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyıktır. Yutkunur dururlar.


Köy odaları okul gibidir. Orada her davranışın her sözün bir anlamı bir ölçüsü vardır. Olmadır. Köy odalarında söz söyleyenin kılıç kuşananındır. Sözü yersiz ve anlamsız kılıç gibi kuşanmak ayıptır. Hal hareket ve davranışları da öyledir. Edeple oturup edeple kalkmayanlar çevreden saygı göremezler. Öyle odalarda cemaat toplayamazlar. Köy odalarında her söz ikram gibidir¸ dinleyene¸ anlayana¸ nasibi olana.


Babam bana olayı çok sonraları anlattı. Edep¸ erkân¸ usul derslerinden birinde olsa gerek. Yakın köyden bir komşu¸ oğlunu nişanlar davet için bizim köye gelir. İhtilalin anlı şanlı karakolun anlı şanlı askerleri de odadadırlar. İki askerden biri köylüye karşı hem sözlerinde hem de davranışlarında hiç kusur etmez. Olgun meyve gibi salınır durur. Davranışlarında kır çiçeklerinin latif kokusu vardır. Edepli erkânlı bir biçimde odada görevini ifaya çalışır. Diğeri ise dedesi yaşındaki köy halkının yanında adaba aykırı biçimde konuşur¸ uzanır¸ babamın deyimi ile odamızı arkaca çevirmeye yeltenir. Bu durum oda sakinlerinin sabrını zorlarsa da söz söylemeyi gereksiz bulurlar. Odayı arkaca çevirmeye yeltenen asker köylünün sabrını zorlasa da söz söylemek için daha erkendir. Babam birkaç kez o askeri ikaz ederse de bir süre sonra aynı davranışları tekrar yaşarlar. Komşu köyden gelen zat oğlunu nişanladığını¸ nişana bütün köy halkını beklediğini söyler. Köylü tabii ki gelin kızı merak ederler. Kız tarafını sorarlar. Kız tarafı da oğlan tarafı tadar asil bir ailedir. Bütün köylü takdirlerini sunar. Yakışan bir nişandır derler. Misafiri kutlarlar. İki taraf da varlıklıdır. Edep ve erkânda kusursuzdurlar.  Merakla bu nişanın kendi keselerine nasıl tesir edeceğini kestirmek için düğün için anlaşma şartlarını sorarlar. Misafir kendi üzerine düşün sorumluluğu söyler. İki nöbetçi askerden sivri sözlü¸ sivri davranışlı¸ sivri yüzlü olanı başlık parasını çok bulur.


Sivri asker : 'Amca bizim orda o paraya oğluna o tane kız alırsın.' der.


Misafir bu yakışıksız söze ne diyeceğini bilemez.  Bu söz sabır taşını artık eritmiştir. Öyle sözler vardır ki; geçmişin geleceğin ve şimdinin harmanlandığı anlardır. Dil sözle bu harmanlamayı yaptığı oranda belleklerde yer eder. Babam askerlere döner ikisini birden süzer. Peygamber ocağının suyunu içmiş askeri arı su içer gibi ak alnından öper.


Hani Dedem Korkut demiştir ya ‘ozan dili çevik olur'. Babamın sözleri de öyledir. Diğer askere döner: ‘Senin gibi oğlan doğurmasın da aha şu asker gibi vatana evlat versin diye vermiş o parayı.' der.


Babam bu olayı anlatınca anladım ki söz hem geçmişi¸ hem geleceği hem de şimdiyi harmanlamalıydı. Hayat gibi…

Sayfayı Paylaş