KONYA VELİLERİ

Somuncu Baba

"Vazifem sırasında Ravza-i Mutahhara'daki Cibril kapısı gecenin seher vaktine yakın bir zamanda aralanırdı. Gireni anlamak ve tecessüs etmek isterdim¸ fakat¸ vücuduma ariz olan rehavet ve durgunluk neticesi¸ içeri giren zatın kim olduğuna muttali olamıyordum. Bir gece¸ yine Cibril kapısı açıldı¸ hemen kapıya koştum. İçeri bir zat girdi. Giren zata kim ve nereli olduğunu sordum. Konya mülhakatından olup Hadimî Muhammed Efendi olduğunu söyledi. Sebeb-i ziyaretini sual ettim¸ ‘İmam-ı Birgivî'nin Tarikat-ı Muhammediyyesi'ni şerh ediyorum. Şüphe

Muhammed Hadimî Hazretleri


On sekizinci asırda yetişmiş büyük veli¸ fıkıh ve tasavvuf âlimi… İsmi¸ Muhammed¸ künyesi Mevlâna Ebû Saîd'dir. 1701 yılında Konya'nın Hadim ilçesinde doğdu¸ orada 63 yaşında vefat edip yine oraya defnedilmiştir.


Dedeleri aslen Buharalıdır. Dedelerinden Hüsameddin Efendi¸ Buhara'nın tanınmış ailelerinden olup¸ âlim ve veli bir zattı. Anadolu'ya gelerek¸ Hadim kasabasında yerleşti. Muhammed Hadimî'nin babası Fahr-er-Rum (Rum diyarının seçilmişi¸ herkesin onunla övündüğü) namıyla meşhur Kara Hacı Mustafa Efendidir.


İlk tahsilini babasından gören Hadimî Hazretleri on yaşında Kur'an-ı Kerimi ezberledi. Babasının yüksek tahsil için gönderdiği Karatay Medresesinde beş yıl kadar ilim tahsil ettikten sonra hocası İbrahim Efendinin tavsiyesi ile İstanbul'a gitti. İstanbul'da meşhur âlimlerinden Kazâbâdî Ahmed Efendiden ilim öğrenerek icazet alan Muhammed Hadimî memleketi Hadim'e dönerek babasından sonra boş kalan Hadim Medresesine müderris oldu.


Babasının açtığı çığırda yürüyüp¸ etrafındaki öğrencilere ders vermeye başladı. Bu günlerde gördüğü bir vakıayı kendisi şöyle anlatır: "Pederimin kabr-i şerifinde murakabeye varmıştım; karşımda temessül eyledi. Nasihat istediğim de¸ ‘İşte beni görüyorsun ya¸ dünyanın sebep ve alâkalarından uzağım. Bu âlemde onlardan hiç biri fayda vermiyor. Maişet hususunda hırs ve kötü tamahtan sakınarak¸ Cenab-ı Hakk'a mütevekkil ve onun ihsanına kâfi ol. Dünyada sebepleri Yaratan'ı unutup¸ ihtiyacını zahirde sebep olan kula bildirirsen¸ Cenab-ı Hak seni¸ en adi kimseye muhtaç eder. Eğer ihtiyacını herkesten gizleyerek ancak Hazret-i Zülcelâl'e arzedersen¸ dünya bile sana muhtaç olur.' buyurdular."


Babasının bu tür irşatlarıyla yaşayışına yön vererek¸ etrafında toplanan talebelerine gerek öğretim ve gerekse eğitim konularında ders veren Hadimî Hazretleri¸ örnek hayatıyla da onların derin sevgi ve saygılarını kazandı.


Hadimî Hazretlerinin ünü kısa zamanda Konya dışına çıkarak İstanbul'da padişaha kadar ulaşır. Onun ilm ü irfanı¸ keşf ü kerametini duyan¸ zamanında Medine-i Münevvere'nin Harem Ağalığı vazifesinde de bulunmuş olan Darus-Saade Ağası Hacı Beşir Ağa'dan da¸ Hadimî'ye dair çok enteresan hatıralar dinleyen Padişah I. Mahmud kendisini İstanbul'a davet eder.


Beşir Ağa'nın Padişaha anlattığı enteresan hatıralardan biri şöyledir: "Vazifem sırasında Ravza-i Mutahhara'daki Cibril kapısı gecenin seher vaktine yakın bir zamanda aralanırdı. Gireni anlamak ve tecessüs etmek isterdim¸ fakat¸ vücuduma ariz olan rehavet ve durgunluk neticesi¸ içeri giren zatın kim olduğuna muttali olamıyordum. Bir gece¸ yine Cibril kapısı açıldı¸ hemen kapıya koştum. İçeri bir zat girdi. Giren zata kim ve nereli olduğunu sordum. Konya mülhakatından olup Hadimî Muhammed Efendi olduğunu söyledi. Sebeb-i ziyaretini sual ettim¸ ‘İmam-ı Birgivî'nin Tarikat-ı Muhammediyyesi'ni şerh ediyorum. Şüphe ettiğim bazı hadis-i şerifin Fem-i Saadet-i Nebevi'den sudur buyrulup¸ buyrulmadığını Ruh-u Peygamberîden isticvab ve istima için geldim.' deyince¸ onu odama götürdüm. Bir müddet kaldıktan sonra müsaade istedi. Mescid-i Nebevî'de sabah namazını kıldıktan sonra gitmesini söylemiş isem de: ‘Memleketimde imamet vazifem var müsaade buyur.' dedi ve ayrıldı gitti. Bu ilk görüşmeden sonra arada gelir¸ görüşürdük."


Padişah¸ Beşir Ağa'nın bu sözünün doğruluğuna kanaat getirmek için Hadimî Hazretlerini İstanbul'a davet eder. Muhammed Hadimî İstanbul'a vardığında Padişah¸ yaş ve simaca benzeri olan bir kaç zatı bir araya koyduktan sonra Hacı Beşir Ağa'yı çağırtır ve bu zatları gösterir. Hacı Beşir Ağa'nın bu zatlar arasından doğruca Hadimî'nin yanına giderek hoş-beş yapması Padişah'ı hayrette bırakır. Padişah¸ Hacı Beşir Ağa'nın Hadimî hakkında hikâye ettiği vakıaya inanır ve mutmain olur.


Bu olay sonrası Hadimî'nin yüceliğini anlayan Padişah¸ onun İstanbul'da bulunduğu sürede¸ sohbetlerinden faydalanmak ister. Şehrin ileri gelen âlimlerini de davet ederek¸ huzurunda Hadimi Hazretlerinin ders vermesini ister.


Hadimî Hazretleri Ayasofya Camisinde de Padişahın huzurunda yine "huzur dersleri" vermiş daha sonra Hadim'e dönerek eser telifine başlamıştır.


İslâm hukuku¸ İslâm ahlakı ve sosyal konularda birçok eser kaleme alan Hadimî'nin altmış üç eseri arasında¸ Tarikat-ı Muhammediye¸ Besmele Şerhi¸ Nakşibendî Risalesi¸ Mecmüat'ür Risale en çok bilinenleridir.  Ayrıca bir divanı dolduracak kadar şiir yazmış olduğu bilinmektedir. Çok bilinen bir beyti şudur:


"Kamil odur ki koya her yerde bir eser¸  eseri olmayanın yerinde yeller eser."


Muhammed Kudsî Bozkırî


Muhammet Kudsî Bozkırî¸ 1784 yılında Bozkır'ın Aliçerçi Köyünde dünyaya gelmiştir. İlim sahibi bir aileye mensuptur. İlk tahsilini¸ akrabalarından ve Hadimî Hazretlerinin talebesi Şeyh İbrahim ile bu zatın oğlu Muhammed Efendiden almıştır. Daha sonra çeşitli yerlerde de hadis-i şerif¸ fen ve diğer ilimlerin yüksek derecesini tahsil ettikten sonra Karacahisar'a yerleşen Bozkırî Hazretleri burada kendi ders halkasını oluşturdu.


Bu esnada Mevlâna Halid-i Bağdadî'nin halifesi Ödemişli Hasan Kudsî Efendi bizzat Karacahisar'a gelerek Bozkırî Hazretlerini irşat etti ve Nakşî-Halidî tarikatı üzere icazet verdi. Sonra Bozkırî Hazretleri bizzat Şam'a giderek Mevlâna Halid-i Bağdadî'den Nakşî tarikatı icazeti alarak onun halifelerinden oldu. Bağdadî'nin tavsiyesi üzerine Kudüs'te erbain çıkaran Hazret bu sebepten "Kudsî" lakabını aldı. Mekke'ye giderek hac vazifesini ifa etti.


Muhammet Kudsî Bozkırî'nin en önemli vasıflarından biri¸ Hadimî geleneğine dayanan medreseyi esas alan bilgi ve şer'i esaslara dayanan Nakşî-Halidî bir tasavvuf anlayışına öncülük etmesidir. Hem medreseyi hem de tekkeyi birlikte yürüttü. Bu anlayışından dolayı kendisini çekemeyenlerin çoğalması ve kendine suikast düzenlenmesi nedeniyle Bozkır'ın Hocaköyü'ne yerleşti. 17 yıl burada eğitim öğretim ve irşad faaliyetlerinde bulundu. Pek çok öğrenci yetiştirdi. Burada da hasetçilerinin çoğalması üzerine önce Seydişehir'e sonrada aynı ilçenin bir köyü olan Çavuş'a yerleşti.


Kendisi ve öğrencileri vasıtasıyla Konya¸ Karaman¸ Bozkır ve Seydişehir başta olmak üzere Anadolu'nun değişik yerlerinde medreseler açarak ilim ve tasavvufun yayılmasına öncülük etti. 50'ye yakın halife yetiştirdi.


Bozkırî Hazretleri¸ herkesi dünya sevgisinden meneder¸ Allahu Teâlâ'nın sevgisini tavsiye ederdi.  "Rızık için üzülüp ıstırap çeken kimse insan defteri dışındadır." dediği aktarılmıştır.


Şeriata uymada çok titizlik gösterir¸ "Bir kişinin şeriatta ne kadar noksanı varsa bir o kadar da tarikatta noksanı olur." derdi.


Tarikatla şeriatı bir olarak bilirdi. Herhangi bir mesele hususunda¸ "Şeriatta böyle amma hakikatte ve tarikatta böyle¸ öyle değil" diyenlere çok kızar¸ "Şeytana uyarak temiz şeriatı işlemez hale getirirler ve böylece sapıklardan olurlar." buyururdu.


1852 yılında 71 yaşında iken Hakk'ın rahmetine kavuşan Bozkırî Hazretleri Çavuş Köyüne defnolunmuştur.

Sayfayı Paylaş