GÖNÜL GÖZÜ

Somuncu Baba

"Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özelliği görmeyi
gönül gözüyle yapmasıdır. Çiçeğe bakan bir insanla bir hayvanın
farkı ancak eylemleriyle algılanabilir."

Bir gün Yunus Emre medresede eğitim görürken hocası ve arkadaşlarıyla birlikte kırlara çıkarlar. Yemek ve sohbetin ardından Yunus Emre'nin Hocası öğrencilere:


 "Bugün kırlara dağılınız ve sizlerden hediye olarak da akşama birer çiçek demeti istiyorum." der.


Akşama kadar kırlarda vakit geçiren öğrenciler¸ hepsi ellerinde birer çiçek demeti ile medreseye dönerler ve hocalarına tek tek sunarlar. En sona kalan Yunus Emre ise elinde sadece kurumuş bir çiçek demetini sunar hocasına:


Gönül gözü açık olan hocası Yunus Emre'ye:


"Evladım¸ herkes en güzel çiçek demetlerini getirdikleri halde sen neden kurumuş çiçek demeti getirdin" diye sorar?


Başını öne eğen Yunus Emre masun bir şekilde:


"Efendim! Sizden özür dilerim. Fakat ne zaman koparmak için bir çiçeğe elimi uzattımsa onu Allah'ı zikreder buldum. Gönlüm onları Allah'ın zikirlerinden alıkoymaya razı gelmedi. Onun için size de bu kurumuş çiçek demetini getirdim." der.


"Göz nedir?" sorusuna biyoloji kitaplarına baktığımız zaman; gözü kafatasının alın çıkıntısı altındaki çukurlarda yer alan¸ sinirler yoluyla beynin görme merkezine bağlı¸ değişik frekanslarda ışığı algılayıp uyarılar halinde beyne yollayan organ olarak tanımlamaktadır.


Görmenin tanımı ise ortamdaki ışık ve cisimlerin duygusal retinadaki fotoreseptör hücreleri tarafından algılanmasıdır.


 Görmek¸ duymak¸ koklamak gibi eylemlerinin yanında kendini diğer varlıklardan ayırabilen¸ hisseden¸ farkına varan¸ anlayan¸ bilinçli eylemde bulunmadır.


Dinî boyuttan baktığımız zaman insanın; Allah tarafından en güzel şekilde yaratılan¸ bu mükemmeliyetlik içinde en güzel şekilde de donatılan bir varlıktır.  Bu mükemmeliyet donatılar içinde de insanın dış dünyaya açılan penceresi olarak da göz verilmiştir.


İnsanın dış dünyaya açılan ve dış dünyayı algılama organı olan göz; insan için Cenab-ı Hak tarafından ruhtan sonra verilmiş ikinci derece önemi olan bir nimettir. Ki bu nimet insanın anlamalığının yanında farkındalığınında önemini arz etmektedir.


Göz insanın dış dünyada gördüklerini anlamlandırmasının ötesinde farkındalığını da artırmaktadır. İnsanın hissetmekle anlama arasındaki farkla; bakmakla görme arasındaki farkı değerlendirebilmesini sağlamaktadır. Bakmakla görme arasındaki farkın anlamlandırılmasında tek başına göz bir şey ifade etmemektedir.


İnsan¸ görmeden öte yaptıklarına ve yapacaklarına dair fikri olan¸ akıl yürütme özelliği olan bir varlıktır.  Heidegger'in dediği gibi; "İnsan yalnızca var olan değildir. Aynı zamanda kendini var olan olarak algılayabilendir de." Onu diğer canlılardan ayıran da bu algılama ve bilinçli olma durumudur. Görüp işittiklerini¸ duygu ve düşüncelerini dile getirmektir insanı insan yapan. Hayata kattığı yorumdur.


"İnsan gözdür¸ öte yanı deriden¸ etten başka bir şey değil. Gözü neyi görürse¸ değeri o kadardır insanın." (Mevlâna)


 "İnsan gözdür" derken Mevlâna Hazretleri insanın görmesini bize algılama olarak tarif etmektedir. Görme olayını tasavvufî boyutla ele alan Mevlâna bunu da Vahdet-i Vücut inanışına göre değerlendirmektedir.


Vahdet- Vücut inanışına göre Allah tektir¸ mutlak güzelliktir ve bu evrende kendini tecelli etmiş¸ yani yansıtmıştır. Bu evren bir yansımalar âlemidir; gerçeklik âlemi değildir. İnsan bu dünyada maddî zevkler¸ hırs¸ tutku¸ nefret gibi duygular içerisindedir ve "görmek" eylemini mistik anlamında gerçekleştiremeyecek durumdadır. Gözünün önünde vahdet perdesi vardır; bu perde kalkmadığı sürece göremeyecektir. Mevlâna'nın ve tasavvuf felsefesinin bu durumda sözünü ettiği görmek¸ kafatası çukurlarımızdaki organlarla değil¸ gönül gözü ile yapılan görmektir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)'de bu hakikati bir beyitlerinde şöyle beyan eder:


 


Bu göz ile görülmez rü'yet-i dil-dâre ey gönlüm


Edegör bir bakışda dostu görmeğe basar peydâ


 


Bu anlamda bakıldığı zamanda insanın diğer varlıklardan farkı ortaya çıkmaktadır. Çünkü insanı diğer varlıklardan ayıran en büyük özelliği görmeyi gönül gözüyle yapmasıdır. Çiçeğe bakan bir insanla bir hayvanın farkı ancak eylemleriyle algılanabilir.  Bazı hayvanlar için yenecek bir ot iken bazı hayvanlar için de bal yapılacak bir vasıta olarak görülür. İnsanlarda da bu böyledir. Kimisi çiçeği sevgilisine götüren bir araç olarak görürken kimisi de Allah'ın yaratıcı gücünü görür.


Mevlâna: "Akıl insanı insan yapandır. Akıl insandır gözdür. Ona çevreyi öğreten¸ bilgilerini geliştiren ve insanı insan yapandır" der. Yoksa görme eylemi akılla değerlendirme yapılmasaydı insanın hayvandan farkı olur muydu?


Sonuç olarak insanı bir bütün içinde ele almak¸ görmeyi sadece bakma olarak değerlendirmemek gerekir. İnsandaki görmenin anlamlanabilmesi içinde eğitilmesi gerekir. Nasıl ki davranışları eğitilen insan daha sağlıklı davranışlar sergilerse görmenin de eğitilmesi gerekir. Görmenin eğitilmesinde de esas amaç Yaratan olmalıdır. Yani yaratılandan öte Yaratanı görüp sevebilmektir.

Sayfayı Paylaş