URFA VELİLERİ

Somuncu Baba

13.500 yıl öncesine dayanan tarihî geçmişiyle Urfa¸ tarihte dünya kültür ve medeniyetinin merkezi kabul edilen ve arkeoloji literatüründe “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan bölge üzerinde yer alması sebebiyle yeryüzünün ilk medeniyet ve kültürlerinin yaşandığı şehirlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dünya Uygarlık Tarihi'nin kutsal kentleri arasında ilk sıralarda yer alan Urfa¸ "Peygamberler Şehri" unvanını sahip bir ilimizdir. Urfa'nın tarihine bir göz atıldığında kente bu unvanın verilmesinin çok yerinde olduğunu anlayabiliriz.

13.500 yıl öncesine dayanan tarihî geçmişiyle Urfa¸ tarihte dünya kültür ve medeniyetinin merkezi kabul edilen ve arkeoloji literatüründe “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan bölge üzerinde yer alması sebebiyle yeryüzünün ilk medeniyet ve kültürlerinin yaşandığı şehirlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.


Dünya Uygarlık Tarihi'nin kutsal kentleri arasında ilk sıralarda yer alan Urfa¸ "Peygamberler Şehri" unvanını sahip bir ilimizdir. Urfa'nın tarihine bir göz atıldığında kente bu unvanın verilmesinin çok yerinde olduğunu anlayabiliriz. Şöyle ki;


Hz. Nuh (a.s) Kur'an'daki geçen ifadeye göre tufan sonrası Hz. Nuh'un gemisinin Cudi Dağına oturmuştur. Gerek Kutsal kitaplara ve gerekse tarihî kaynaklara dayanmasa da geminin oturduğu Cudi Dağının Urfa ilinin sınırları içinde olduğuna inanılır.


Hz. İbrahim (a.s) Urfa'da doğmuş¸ burada yaşamış ve en önemli mesajını burada vermiştir. Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. 


Hz. Lût (a.s)¸ Hz. İbrahim (a.s)'ın kardeşi Harran'ın oğludur. Urfa' da doğmuş ve ilk çocukluğu Hz. İbrahim ile beraber geçmiştir. Onunla beraber Harran'da da yaşamıştır. Amcası Hz. İbrahim'in ateşe atılmasını gören Hz. Lut (a.s) daha sonra Urfa'dan Sodom ve Gomore şehirlerine doğru yola çıkmış orada kendisine peygamberlik verilerek insanları Allah'ın dinine davet etmiştir.


Hz. Yakub (a.s) İbrahim (a.s)'in torunu ve İsrailoğulları'nın atası olup Harran'da evlenmiş sonra Ken'an İline hicret etmiştir. 


Hz. Eyyûb (a.s)'ın hastalık çektiği mağara ve yıkanarak şifa bulduğu kuyu bugün Urfa'nın Eyyûb Peygamber semtindedir.  Karşılaştığı sıkıntılara karşı tam bir tevekkülle sabreden Eyyûb (a.s) Urfa'da vefat etmiş olup kabri Eyyûb Nebi köyündedir.


Hz. Elyasa' (a.s) Hz. Eyyûb'u ziyaret etmek amacıyla yola çıkmış; yıllarca dolaştıktan sonra Eyüp Nebi Köyü'ne yaklaştığında karşısına şeytan çıkmış. Hz. Eyyûb'un yaşadığı köye epey yaklaşmasına rağmen şeytan ona¸ daha yolun yarısında olduğunu söylemiş. Bunun üzerine yaşı epey ilerlemiş olan Hz. Elyesa¸ Hz. Eyyûb'a ulaşamayacağını düşünerek Allah'tan canını almasını dilemiş ve oracıkta vefat etmiş.


Hz. Şuayb (a.s)¸ Harran'a çok yakın mesafedeki Şuayb Şehri'nde ya­şamış¸ Musa (a.s)¸ Şuayb Şehri yakınındaki Soğmatar'da Şuayb (a.s) ile buluştuğu anlatılmaktadır. Fakat bu bilgilerin tarihi kaynaklarda dayanağı yoktur. 


Hz. Musa (a.s)'ın Şuayb Peygamber'in yanına giderek uzun süre onun hizmetinde bulunduğu ve kızıyla evlendiği bilinmektedir. Şuayb Şehrine yakın Soğmatar'da Hz. Musa (a.s)'nın kuyusu ve asasının izi olarak bilinen iki yer halen ziyaret edilmektedir.


Hz. İsa (a.s)'ın Urfa'yı kutsadığına dair bir mektup ile zamanın Urfa Kralı Abgar Ukkama'nın yakalandığı bir hastalıktan kurtulması amacıyla yüzünü sildiği mendili krala gönderdiği hatta o mendile Hz. İsa (a.s)'ın yüzünün portresinin çıktığı rivayet edilmektedir. Yine rivayetlere göre Hıristiyanlık devlet dini olarak dünyada ilk defa bu kral döneminde Urfa'da kabul gördüğü bilinmektedir.


Saymaya çalıştığımız bu nedenlerden dolayı Urfa bir diğer adı olan "Peygamberler Şehri" unvanını hak ettiğine inanıyoruz.


Ayrıca¸ eski bir yerleşim yeri olması sebebiyle burada çok farklı inanç grupları yaşamıştır. Üç büyük semavî din mensuplarının ve değişik inanç gruplarının burada yaşamış olması¸ Şanlıurfa'nın dinî hayatına önemli etki etmiştir. Bu açıdan bakıldığında Urfa'nın dinler tarihi ve inanç turizmi yönünden Mekke ve Kudüs'ten sonra dünyanın önemli inanç merkezlerinden biri olduğunu da kolaylıkla söyleyebiliriz.


Dinî hayatın son derece canlı olduğu bir yerde elbette ki¸ tasavvufî hayatta o derece canlı olacaktır. Tarihsel süreçte Urfa'da tasavvuf ilminin de birçok kolu halk arsında kabul görmüş¸ bu çerçevede¸ insanlara manevî rehberlik yapan¸ onlarla manevî dünyalarını paylaşan pek çok şahsiyet yetişmiştir.  


Şeyh Hayât Bin Kays El-Ensarî El-Harrânî


Harran'da doğup yetişmiş dönemin önde gelen ariflerindendir. Doğum tarihi hakkında¸ kaynaklarda bir bilgi bulunmayan Şeyh Hayât Hazretleri zühd anlayışına yönelik bir arınma terbiyesini¸ Yaratıcı'ya vuslatta esas alan bir evliyadır.


Künyesindeki "Ensârî" nisbesi onun sahabe soyundan geldiğinin bir göstergesidir. Dindar bir aileden gelen Şeyh Hayât'ın¸ Harran'da elli yıl Hüseyin el-Bevârî'nin sohbetlerinde bulunduğu¸ namazlarını sürekli olarak cemaatle kıldığı rivayet edilir.


Harran'da adını taşıyan mescidin kıble tarafında inşa edilen zaviyesinde irşad faaliyetlerinde bulunan Harrânî Hazretleri bölgenin en çok saygı gösterilen şeyhi olup kendisi Nureddin Zengî ve Selâhaddin Eyyûbî gibi bazı sultan ve ordu komutanları tarafından ziyaret edilmiştir.


Büyük bir mutasavvıf olması¸ Allah aşkıyla gönüllere kapılar açması¸ halk arasında büyük bir teveccüh kazanmasına ve çevresine birçok mürid toplamasına sebep olmuştur.


Yumuşak huyluluğu¸ güler yüzlülüğü¸ cömert kişiliği¸ helâle ve harama dikkat etmesi ve gece ibadetlerine çok ehemmiyet vermesi ile bilinen Şeyh Hayât Hazretlerinin hayattaki en temel gayesi Allah rızasını kazanmaktır.


Keşf ve kerametleri açık Harrânî Hazretleri için vefatından sonra da tasarrufları devam eden dört evliyadan biri olduğu söylenmektedir. 1185 (H.581) yılında Harran'da vefat etmiş oraya defnedilmiştir.


Dede Osman Avni Efendi


Büyük mütefekkir¸ mutasavvıf Dede Osman Avni Efendi Urfa'da doğdu. Seyyid olup¸ bütün fertleri mutasavvıf olan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Dede Osman Avni Efendi hayatını Urfa'da Mevlid-i Halil Dergâhında¸ insanları irşad ile geçirmiştir.


Dede Osman Efendi daha önceleri Rufaî iken¸ sonraları Kadiri Şeyhi olan dedesi Eyyûb Urfavî Hazretlerine intisap etmiştir. Dedesinin vefatından sonra Abdurrahman-ı Halis Talabanî Hazretlerinin halifelerinden Şeyh Abdulkâdir Kamil Hazretlerine intisap etmiş¸ onun vefatından sonra da makam-ı irşada oturmakla müşerref olmuştur.


Dede Osman Avni Efendi ilmiyle amil¸ fazıl ve muttaki bir zat idi.


Rivayete göre Dede Osman Avni Hazretleri bu ümmetin işlemiş olduğu günahları ve dünyanın çirkefini görmeye dayanamadığından Cenab-ı Hakk'a şöyle bir duada bulunur:


– Ey merhameti bol olan Allah'ım! Sen işinin hâkimisin. Ben ümmet-i Muhammed'in günah İşlemesine¸ bu dünyanın çirkefine tahammül edemiyorum. Gözlerimin ışığını al da onları görmeyeyim.


Cenab-ı Hak¸ duasını kabul buyurur. Hazreti Şeyh bu vakitten sonra gözleri açık olmasına rağmen görme hasletini kaybetmiştir.


Urfa'da yaşayan ve yetişen sûfî meşrep zatlar içerisinde tarikat silsilesine sahip olan nadir şahsiyetlerden biri olan Dede Osman Avni Efendi 1883 yılında vefat etmiştir. Türbesi Mevlid-i Halil Camisi avlusunun güneyinde yer almaktadır.


Şeyh Mes'ud Hazretleri


Devrinin âlim ve mutasavvıflarından olan Şeyh Mes'ud aslen Batı Türkistan yakınlarındaki Nişabur'dan olup Urfa'ya sonradan geldiği bilinmektedir. Asıl adı Şeyh Mes'ud olamasına rağmen halk arasında yanlış olarak "Şıh Maksut" diye tanınmaktadır.


Türbe kitabesine¸ göre Şeyh Mes'ut'un Hoca Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya insanları tebliğ ve irşat için gönderdiği Alperenlerinden olduğu belirtilmektedir.


Zengiler'in ve Eyyubilerin Urfa'ya hâkim oldukları bir dönemde öğrencileri ile kente gelen Şeyh Mes'ud'un o dönemde özellikle Urfa'da ve çevresinde bugün türbesinin olduğu yerde kurduğu dergâhında¸ insanların İslâm'ı öğrenme noktasında büyük hizmetleri olmuştur.

Sayfayı Paylaş