KAPANMAYAN AMEL DEFTERİ

Somuncu Baba

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)¸ Müslim'in Ebû Hureyre (r.a)'den rivâyet ettiği bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye¸ istifade edilen ilim¸ kendisine dua eden hayırlı evlat.”

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)¸ Müslim'in Ebû Hureyre (r.a)'den rivâyet ettiği bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:


"İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnâdır: Sadaka-i câriye¸ istifade edilen ilim¸ kendisine dua eden hayırlı evlat."[1]


Ölüm dünya hayatının sonu¸ ebedî olan âhiret hayatının da başlangıcıdır. Ölüm¸ kişinin dünyadaki amellerini ve bunların karşılığı olan günah veya sevâbı da sona erdirir. Yani insan öldüğünde sevaplarının yazıldığı amel defteri de kapanır. Ancak bazı ameller var ki¸ bu amelleri yapan kişiler ölmesine rağmen¸ amel defterleri kapanmaz¸ sevaplar hâlâ yazılmaya devam eder. İşte Sevgili Peygamberimiz¸ metnini verdiğimiz hadîs-i şeriflerinde kişinin amel defterinin kapanmamasına vesile olan üç salih ameli açıklamaktadır. Bunlar; sadaka-i câriye¸ faydalanılan ilim ve anne babasına dua eden Müslüman sâlih evlattır. Bunları burada kısaca açıklamak istiyorum:


Sadaka-i Câriye


 İnsan¸ yeryüzünde Allah'ın değer verdiği ve bütün canlılardan üstün kıldığı yüce bir varlıktır.[2] Allah¸ bu değerli varlığı yeryüzünde halife olarak tayin etmiş[3] ve ona sayısız nimetler bahşetmiştir.[4] Zira bir âyet-i kerîmede¸ "O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın size verdiği nimetleri saymaya çalışsanız sayıp bitiremezsiniz…"[5] buyurulmaktadır. Kendisine bu derece önem verilen insan¸ başıboş da bırakılmamış[6]¸ Allah'a kullukla görevlendirilmiştir. Aynı zamanda kendisine verilen sonsuz nimetlerin değerini bilip¸ şükretmesi ve niçin yaratıldığının şuurunda bir hayat sürmesi kendisinden istenmiştir.[7] Bu şuur içinde insanın¸ Allah'ın vermiş olduğu nimetleri yine Allah'ın rızâsı dâhilinde sarf etmesi gerekir. Zira insana verilen nimetler birer emanettir. Bu nimetlerin asıl sahibi Allah olduğuna göre¸ insanın kendisine verilmiş olan nimetleri harcarken başkalarına zarar vermeden ve aşırılığa kaçmadan sarf etmesi gerekir. Bütün insanların faydalanması için kişinin bu dünyada Allah rızâsı için yaptırdığı çeşme¸ cami¸ okul ve yurt v.b. gibi her türlü hayır müesseseleri sadaka-i câriye olarak nitelendirilmektedir. Eğer Allah'ın bize vermiş olduğu bu dünyadaki fânî nimetleri bâkîye çevirmek istiyorsak bunun yolu bize yukarıdaki hadîs-i şerifte açıklanmıştır. Sahip olduğumuz servetle Allah rızâsı için bütün insanların faydalanacağı hayır müesseseleri kurmalıyız ki¸ amel defterimiz biz öldükten sonra da kapanmasın. Zira hayatımız boyunca yaptırdığımız her tür hayır müessesesi dünya üzerinde kaldığı ve insanlar bunlardan istifade ettiği sürece sevabımız amel defterimize yazılmaya devam edecektir. 


Faydalanılan İlim


İnsanın ömür sermayesi bitip de ölmesine rağmen amel defterinin kapanmayıp sevaplarının yazılmasına vesile olan diğer bir sâlih amel de faydalanılan ilimdir. Kendisinden sürekli olarak faydalanılan ilim¸ kişinin sağlığında öğ­renip¸ neşretmiş olduğu ilimdir. Öğrenilen ilmin neşredilmesi¸ kitap yazıp yayımlama şeklinde olabi­leceği gibi¸ öğrenilen bilgileri başkalarına öğretme yoluyla da olabilir. Yani kişinin yetiştirdiği öğrenci de bu bağlamda düşünülebilir. Zira sevgili peygamberimiz¸ "Sizin en hayırlınız öğrenen ve öğreteninizdir."[8] buyurmaktadır.


Yüce Dinimiz İslâm¸ ilmi teşvik etmiş ve dâimâ bilgili olmayı¸ bilgiyi artırmak için çalışmayı öğütlemiştir. İlim ve öğrenmeyi dâimâ teşvik eden Yüce Allah¸ "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?"[9] diyerek ilim ve bilginin değerini ve bilgi sahibi olmanın önemini vurgulamaktadır. Ayrıca İslâm Peygamberi Hz. Muhammed¸ (s.a.v); "Âlimler¸ peygamberlerin varisleridir."[10] demek suretiyle ilim sahibi olmanın büyük bir şeref olduğunu belirtmiştir. Nitekim sevgili peygamberimizin ilim sahiplerin üstünlüğünü ortaya koyan sözlerinden bazıları da şöyledir: "Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi¸ şehitlerin kanı ile tartılır."[11]¸ "Ümmetimden iki sınıf düzelirse¸ bütün insanlar düzelmiş olur. Onlar bozuldukları zaman bütün insanlar da bozulur. Bunlarda âmirler ve âlimlerdir."¸ "Âlimin ibadet edenden üstünlüğü¸ on dördüncü gecedeki ayın¸ diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir."[12]


İslâm dininde ilmin gizlenmeyip yaygınlaştırılmasına büyük değer atfedilmiştir.[13] Bu bağlamda dördüncü halife Hz. Ali'nin şu sözü de gâyet mânîdârdır: "İlim maldan hayırlıdır¸ çünkü malı sen koruyacaksın¸ fakat ilim seni korur. İlim hâkim¸ mal mahkûmdur. Mal sarf etmekle azalır; ilim sarf etmekle çoğalır."[14]


Âlimler¸ eserleri sayesinde insanların zihinlerinde sürekli yaşamaktadırlar. O hâlde¸ eser bırakan âlimler¸ ölmüş olsalar bile dâimâ hâtıralarda yaşamaktadırlar.


 Anne-Babasına Dua Eden Sâlih Evlat


 İslâm dini gençliğe ve gençlerin yetişmesine çok büyük önem vermiştir. Çünkü gençler¸ bir milletin geleceğinin teminatıdır. Bugünün gençleri yarının büyükleri demektir. Gençlerini iyi yetiştiren milletlerin geleceği dâimâ aydınlık olmuştur.


Nitekim Bizans'ı yıkan¸ çağ açıp çağ kapayan Fatih Sultan Mehmet¸ İstanbul'u fethettiğinde 23 yaşında bir genç değil miydi? Bu örnek¸ gençlerini iyi yetiştiren bir milletin geleceğinin dâimâ aydınlık olacağını bize göstermektedir.


Gençlerin imanlı yetiştirilmesi İslâm'ın geleceği açısından da çok önemlidir. Günümüz gençliği büyük bir inanç boşluğu içindedir. Bilindiği gibi insan beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Nasıl bedenin hayâtiyetini devam ettirebilmesi için yemeye¸ içmeye ve dinlenmeye ihtiyacı varsa¸ insan ruhunun da bir gıdaya ihtiyacı vardır. İşte o gıda da dindir. İman ve ibadetle insan ruhu tatmin edilmezse¸ o zaman bir boşluk oluşur ve insan o boşluğu daha farklı yönlerden doldurmaya çalışır. Nitekim sağlıklı bir din eğitimi verilmeyen günümüz gençleri mânevî bir boşluk içine düşmekte ve ruhlarındaki o boşluğu satanizm ve ateizm gibi sapık akımlarla gidermeye çalışmaktadırlar.


Sağlıklı bir din eğitimi almış; yaratanını¸ kitabını ve peygamberini tanıyan¸ iman ve ibadet neşvesiyle büyüyen gençler ise¸ kesinlikle sapık akımlara kapılmazlar. Sigara¸ içki¸ kumar ve uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklardan uzak dururlar. Allah'ın kesinlikle yasakladığı¸ zina¸ hırsızlık¸ yalan¸ hile¸ aldatma ve iftira gibi dinin haram kıldığı bütün kötü davranışları terk ederler.


Gençlik dönemi¸ insanın kanının kaynadığı hareketli bir dönemdir. Bu dönemde kişiye¸ hisleri/duyguları hâkim olduğu için pek iyi düşünmeden çabucak karar verir. Bu nedenle gençlerin kolaylıkla yanlış yapma ve hataya düşme ihtimali vardır. Gençler¸ yaş çubuk gibidirler¸ telkinlere açıktırlar. Bu dönemde onlara istenilen şekil verilebilir. Gençlerin ihmal edilmesi¸ telafisi zor yaralar açar. O halde gençlerimizi iman ve ibadet neşvesiyle yetiştirmeliyiz. Çünkü iman ve ibadet neşvesiyle yetişen gençler¸ gençlik dönemlerini sıkıntısız ve problemsiz geçirirler. Peygamber Efendimiz kıyamet gününde Allah'ın arşının gölgesinde gölgelenebilecek olan yedi sınıf insanı sayarken âdil yöneticilerden sonra ikinci sırada Allah'a ibadetle yetişen gençleri zikretmiştir.[15]


Demek ki gençlik dönemini sıkıntısız ve problemsiz geçirebilmek için çocukluk döneminde gerekli dinî eğitimin verilmesi ve gençlere ibadet alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir. Bu sebeple olmalı ki Peygamber Efendimiz (s.a.v): "Çocuklarınıza¸ onlar yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmayı emredin."[16] buyurmuştur. Çocuklara yedi yaşlarında iken namazı emretmekten maksat¸ namazı ve diğer ibadetleri öğretmek ve onları gençlik dönemlerine hazırlamaktır. Çocuklarımızın genç yaşlarda satanizm ve ateizm gibi birçok sapık akıma kapılmalarını istemiyorsak onları daha genç yaşlardan itibaren dinlerini öğrenmeleri için gereken din eğitimini en güzel bir biçimde vermeliyiz. Aksi takdirde dini eğitimden yoksun olarak yetişen gençler¸ mânevî buhran içine düşmekte ve ruhlarında oluşan o boşluğu¸ günümüzde birçok gencin yaptığı gibi sapık akımlara kapılarak doldurmaya çalışmaktadırlar.


Eğer gençler¸ yeterli dinî bilgileri almamış ve dinî duyarlılık kazanmamış iseler¸ ahlâkî konularda da problemleri olur. Zina¸ fuhuş¸ hırsızlık¸ kapkaç¸ anarşi ve terör gibi toplumun düzenini alt üst eden yanlış hareketler içinde kolayca yer alabilirler. Fakat namaz kılan¸ oruç tutan ve dinî ibadetlerini özenle yerine getiren gençler; yalan¸ gıybet¸ iftira¸ hile¸ aldatma¸ içki¸ kumar¸ uyuşturucu¸ fuhuş ve hırsızlık gibi haramlardan¸ kötü söz ve benzeri davranışlardan uzak dururlar. Nitekim Yüce Allah; "Şüphesiz ki namaz¸ hayâsızlıktan ve kötülükten alı koyar. Allah'ı anmak elbette ibadetlerin en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir."[17] buyurmaktadır.


Anne ve babalar¸ çocukların iyi yetişmelerinde sorumlu olan ilk kişilerdir. Çocuklarımız bize Allah'ın bir emanetidir. O halde onların bize Allah'ın bir emaneti olduğunu bilerek Allah'ını bilen¸ peygamberini tanıyan¸ dinini öğrenip hayatında uygulayan dindar kişiler olarak yetiştirmeye çalışmalıyız. İnsan kız olsun erkek olsun kendi neslinden dünyaya gelen evladını Allah'ın râzı olacağı bir şekilde eğitip yetiştirirse ve geride kalan bu evladı¸ anne-babasının arkasından dua ederse o anne-babanın da amel defteri kapanmaz. O kişi ölüp bu dünyadan göçmesine rağmen¸ sevaplar amel defterine yazılmaya devam eder.


Amel defterimizin kapanmayıp sevapların ölümümüzden sonra da devam etmesini istiyorsak¸ başka bir ifadeyle Allah'ın bize bu dünyada bahşettiği fânî nimetleri ebedîye çevirmek istiyorsak¸ bu dünyada hiç olmazsa bu üç sâlih amelden birini yapmaya gayret etmeliyiz.


 






[1]  Müslim¸ Vasiyyet¸ 14. Ayrıca bkz.¸ Ebû Dâvûd¸ Vasây⸠14; Tirmizî¸ Ahkâm¸ 36; Nesâî¸ Vasây⸠8.



[2]   95/Tin¸ 4.



[3]   Bkz.¸ 2/Bakara¸ 30; 6/En'âm¸ 165; 10/Yûnus¸ 14.



[4]   31/Lokmân¸ 20.



[5]   14/İbrâhîm¸ 34.



[6]   23/Mü'minûn¸ 115.



[7]   51/Zâriyât¸ 56.



[8]   Darimi¸ Mukaddime¸ 25.



[9]   39/Zümer¸ 9.



[10] Tirmizi¸ Kitabü'I-İlm¸ 19; Ebû Dâvûd¸ Kitabü'I-İlm¸ 1; İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 17.



[11] Aclunî¸ Keşfü'l-Haf⸠I¸ 3281.



[12] Tirmizî¸ Kitâbü'I-İlm¸ 3; İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 17.



[13] İbn Mâce¸ Mukaddime¸ 24.



[14] İbn Kuteybe¸ Uyûnu'l-Ahbâr¸ II¸ 120.



[15] Buhârî¸ Ezân¸ 36; Hudûd¸ 19; Tirmizî¸ Zühd¸ 53; Nesâî¸ Kudât¸ 2.



[16] Ebû Dâvûd¸ Salât¸ 26; Ahmed b. Hanbel¸ II¸ 180¸ 187.



[17] 29/Ankebût¸ 45.

Sayfayı Paylaş