HERŞEYİN İÇYÜZÜNÜ VE GİZLİ TARAFLARINI BİLEN: EL-HABÎR

Somuncu Baba

El-Habîr¸ ilim ve haberle ilişkili…

Arapçada el-Habîr¸ mübalağa kalıplarından “faîl” vezninde binâ edilmiş olup¸ “her şeyi en iyi bilen” mânâsınadır. Bu bağlamda el-Habîr¸ Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden sadece birisidir.

El-Habîr¸ hiçbir şey gizli kalmayacak şekilde bilen…

El-Habîr¸ gerek cismanî ve gerekse ruhanî âlemde meydana gelen her bir olaydan¸ hareket eden her bir zerreden¸ alınan ve verilen her bir nefesten haberdar olan…

El-Habîr¸ ilim ve haberle ilişkili…


Arapçada el-Habîr¸ mübalağa kalıplarından "faîl" vezninde binâ edilmiş olup¸ "her şeyi en iyi bilen" mânâsınadır. Bu bağlamda el-Habîr¸ Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden sadece birisidir.


El-Habîr¸ hiçbir şey gizli kalmayacak şekilde bilen…


El-Habîr¸ gerek cismanî ve gerekse ruhanî âlemde meydana gelen her bir olaydan¸ hareket eden her bir zerreden¸ alınan ve verilen her bir nefesten haberdar olan…


El-Habîr¸ derinlemesine bilen.


İlim batinî ve gizli şeylere izafe edildiği zaman "hıbre" diye isimlendirilir. Bu haberi alana da "Habîr denilir.[1] Gerçek anlamda el-Habîr olan Yüce Allah'tır. Mülkünde her şeyin özüne ve içeriğine varıncaya kadar bilen¸ yegâne varlık O'dur. Kur'an'da şöyle buyrulur: "O¸ en gizli şeyleri bilendir (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır."[2]


El-Habîr ve el-Alîm¸ bilmede kemal üzerine binâ edilmiştir: "Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir¸ (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır.[3]


El-Alîm¸ işlerin zâhirini bilen.


El-Habîr¸ işlerin gizliliklerini bilen… Allah hakkında ikisini birlikte düşündüğümüz zaman¸ bilmede nihayetsizlik ortaya çıkar. O zaman mânâsı¸ mülkünde olup biten işlerin hem zâhirini ve hem bâtınını bilen demektir. Her iki ismin birlikte kullanılmış olması¸ birbirini destekleyerek Yüce Allah'ın bilme gücünün ve kuvvetinin nihayetsizliğine ulaştırır¸ insanı. Bu noktada O¸ hiçbir varlıkla mukâyese edilemez.


İdrak Etmekten Aciz Olduğu Bütün Şeyleri Bilir


Yüce Allah'ın Habîr isminin Latîf ismiyle birlikte bulunması da çok anlamlıdır.  Çünkü Latîf¸ işlerin ince ve gizli yönlerini bilen demektir. Kesâfet ve katılığın zıddı¸ yani. Bu isim de el-Habîr ismine katma değer katarcasına¸ Allah'ın her şeyden haberdar olduğunun inceliklerini verir. O¸ akılların ve zihinlerin idrak etmekten aciz olduğu bütün şeyleri bilir ve ona nüfuz eder. Nitekim Yüce Allah kendisini bize şöyle tanıtır: "Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir¸ (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır."[4] Bu sebeple her mü'min "ân"ı yaşamalı ve Allah'ı aslâ devreden çıkarmamalıdır. O'nu unutmamak¸ salt zihinde tutmak değil¸ gündelik hayatın her alanında O'nunla birlikte olmak ve O'nun tekliflerine uygun bir yaşama modeli seçmektir.


Her mü'min¸ Yüce Allah'ın¸ "Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür."[5] âyeti karşısında müteyakkız olmalıdır.


 "Yaratan bilmez mi?"[6]


 Gündelik hayatta teknolojik bir ürünü üreten kimseler nasıl onun hakkında geniş mâlûmâta sahipseler¸ Allah da¸ yarattığı bütün varlıkların başlangıç öncesi ve sonrası hakkındaki bilgilere sahiptir. Hem de en ince ve detay bilgisine varıncaya kadar.. Bu sebeple bir mü'min¸ Yüce Allah'ın el-Habîr ismi üzerinde ciddi anlamda durmalı ve ilâhî ahlakın kendisi hakkındaki semerelerini düşünmelidir.


Yüce Allah'ın el-Habîr oluş bilgisi¸ mü'minde ahlaki değişime katkıda bulunmak yönüyle iki açıdan tesir eder:


 Bunlardan birisi¸ mü'min yalnız olmadığını bilir¸ her an Allah'ın kendisini gördüğüne¸ hem kendisinin yaptıklarını ve hem de kendisine yapılanlardan haberdar olduğuna inanır. Bu iman¸ güçlü bir motivasyon işlevi görür. Kişiye¸ özgüven duygusu aşılar. Buna sekine de denebilir.


Diğeri ise¸ olumlu yönde dinî hayata disiplin kazandırır. Çünkü değil açıktan¸ yapılanları¸ Allah¸ kalplerden geçeni de bilir. Alıp verdiğimiz nefesleri bile bilen Allah'a karşı nasıl erdemsizlikler yapabiliriz? Acılara¸ itilmişliklere¸ hakaret ve zulümlere Allah'ın muttalî olduğunu bilip dayanma gücü kazandığımız gibi¸ dinî hayatımıza da çeki düzen verip iyi Müslüman olmamızda da O'nun el-Habîr ismi yardımcı olacaktır.


Öte yandan¸ ilâhî ahlakın en önemli umdesi olan el-Habîr¸ acaba kişisel gelişimimize nasıl katkı sağlayabilir?


Bu soruya cevap vermek çok kolaydır.  Evvel⸠kişi¸ işe¸ kendi küçük dünyasında olup bitenlerden haberdar olmakla başlamalıdır. İnsanın hem derûnî ve hem de dış dünyası vardır. Hem içe ve hem de dışa bakış birlikte bulunmalıdır. Bunun yolu¸ iç ve dış bilgisinden haberdar olmaktır.


Bâtınî Hastalıkları Bilir


İnsanın iç dünyası¸ kalbidir. Kalb¸ bir ülkenin başkenti gibidir. Başkent iyi çalışır ve güzel işler yaparsa¸ onun organları olan taşradaki uzantıları da iyi çalışır ve hayırlı işler yapar. Hani bir Allah dostu öyle demişti: "Kalbimin kapısında kırk sene nöbet tuttum. Oraya Allah'tan başka kimse girmedi." Eğer bir kalbe Allah egemen olursa¸ insanın bütün azalarına da O egemen olur. Öncelikle insan¸ gönül dünyasında olup bitenlerden haberdar olmalıdır. İnsanın Allah'la arasının açılmasına vesile olan bir takım bâtınî hastalıklar vardır. Sûfîler buna: "Emrâz-ı bâtıniyye" derler. Bu hastalıklar tedâvî edilmeden¸ insanın Allah'a karşı kulluk görevini hakkıyla yerine getirmek mümkün değildir. Önce kalb tedâvî edilmelidir. Bunun yolu Gazâlî'nin projesinde geçtiği gibi¸ kalbimizi keşfe çıkarak tanımak ve orada olup bitenlerden haberdar olmaktır. Eğer bir insanın kalbinde; kin¸ kıskançlık¸ buğz¸ düşmanlık¸ dünyaperestlik¸ kötülüğü gizlemek¸ hayrı açığa vurmak¸ gösteriş varsa¸ böyle bir kimsenin kalbi iflas etmiş demektir. Bu hastalıkları ancak "keşfu'l-kulûb" çabası içerisine girenler bilebilir ve haberdâr olabilirler. Kalplerini istiğfâr ve kelime-i tevhîdle cilalayanlar¸ orada ilâhî ışığın parlamasına zemin hazırlarlar. İşte kalbinde ne olup bittiğinden haberdar olanlar¸ ne yapılması gerektiğini o zaman bilirler. Onun için İmam Gazâlî¸ "Allah'ın¸ kalbine attığı ışıkla" aydınlık yolu bulduğunu söyler. Onun el-Munkızu mine'd-dalâl adlı otobiyografisi bu entelektüel krizi anlatır.


Bir diğer önemli husus da bedenimizden haberdar olmaktır. Biz¸ bedenimiz üzerinde tasarruf yapma hakkına sahip değiliz. Çünkü mülk¸ Allah'ındır. Ancak O tasarruf yapabilir. Burada bilinmesi gerekenler¸ bedenimiz ve bedenimizi teşkil eden organların hangi amaçla yaratıldığı bilgisinden haberdar olmaktır. Her bir organı O'nun yolunda ve O'na hizmette kullanabilme erdemini göstermek¸ kâmil insanların ahlakıdır.


 Her bir organ¸ bizde Allah'ın bir emânetidir. Onun için bu emânet üzerinde tirtir titremeli¸ hiçbir organımızı günaha alet ederek zulme kurban etmemeliyiz. Ellerimiz hayra dokunmalı¸ gözlerimiz helale bakmalı¸ ayaklarımız harama gitmemeli¸ kulaklarımız Allah'ın sevmediği şeyleri duymamalı¸ ağzımızdan haram lokma geçmemeli¸ dillerimiz hakkı söylemelidir. Yarın her birisi kıyamet gününde dile gelecek ya lehimizde ya da aleyhimizde şahitlikte bulunacaktır.


Netice-i kelâm¸ Allah kullarının gizli ve açıktan yaptığı her şeyden haberdârdır. Bu inanç¸ Müslüman'a özgüven duygusu kazandırmalı¸ helal ve haramlar konusundaki hassâsiyeti güçlendirmelidir. Bu iki temel kazanca bağlı olarak¸ her mü'min gönül âlemini iyice gözden geçirmeli¸ Allah'la arasının açılmasına sebep olacak her türlü kötülüklerden haberdâr olup uzak durmalıdır. Ancak Allah'ın bakışına mahal olan gönlünü arındıranlar kurtuluşa ereceklerdir. Ayrıca maddî bedenimizi¸ O'nun bir emâneti olarak bilmeli ve O'nun yolunda¸ hizmetinde kullanmalıyız. İşte el-Habîr olmak duyarlılığı bizde farkındalık şuurunu geliştirecektir. Farkındalık şuuru da bilgisiz olmaz. Buna basîret ve haberdâr oluş ikilisi de denebilir.


Ne mutlu Yüce Allah'ın el-Habîr ism-i şerîfinden hisselenenlere!..


 






[1] Geniş bilgi için bakınız. Gazalî¸ el-Maksadü'l-Esn⸠s. 73.



[2] 6/En'âm¸ 103.



[3] Bkz. 31/Lokman¸ 34; 49/Hucurât¸ 3.



[4] 31/Lokmân¸ 16.



[5] 35/Fâtır¸ 31.



[6] 67/Mülk¸ 14.

Sayfayı Paylaş