ŞUARÂ MECLİSİ

Somuncu Baba

Şuar⸠şair sözcüğünün çokluk şekli olup "geleneği" işaret eder. Çünkü yalın olarak kullanıldığında bile zihnimizin bir köşesinden onu tamamlayan şu sözcük harekete geçer: tezkire.

Tezkire: “anma¸ hatıra getirme¸ yâd etme” anlamına gelir. Menşei "tabakat" kitaplarına dayanır. Bugünkü edebiyat tarihlerinin ve şiir antolojilerin yerini tutabilecek bir türdür. Türk Edebiyatında şuarâ tezkireciliği geleneği Çağatay sahasında başlayıp¸ Osmanlı sahasında gelişmiştir. İlk Türk tezkiresi: Ali Şir Nevâî'nin "Mecâlisü'n-Nefâis"idir. İlk O

 Yazımızın başlığını oluşturan Şuarâ Meclisi¸ Alim Yıldız'ın Kitabevi yayınlarından çıkan son kitaplarından biri.


Şuar⸠şair sözcüğünün çokluk şekli olup  "geleneği" işaret eder. Çünkü yalın olarak kullanıldığında bile zihnimizin bir köşesinden onu tamamlayan şu sözcük harekete geçer: tezkire.


Tezkire: “anma¸ hatıra getirme¸ yâd etme” anlamına gelir. Menşei "tabakat" kitaplarına dayanır. Bugünkü edebiyat tarihlerinin ve şiir antolojilerin yerini tutabilecek bir türdür. Türk Edebiyatında şuarâ tezkireciliği geleneği Çağatay sahasında başlayıp¸ Osmanlı sahasında gelişmiştir. İlk Türk tezkiresi: Ali Şir Nevâî'nin "Mecâlisü'n-Nefâis"idir. İlk Osmanlı şuarâ tezkiresi: Sehî Bey'in "Heşt Behişt"idir. 


Bu bağlamda düşünürsek esere ad olan "şuarâ" sözcüğü bilinçli bir tercih. Biçim ve içerik yönünden gelenekten yararlanıldığını; lakin farklı bir yaklaşım ve bakış sergilendiğini söyleyebiliriz. "Tezkire" yerini "meclis" almış.


Meclis: Bir amaç için toplanmak anlamına gelir. Yine meclis kişilerin makam¸ bilgi¸ görgü ve kültür seviyelerine göre yerlerini aldığı¸ mevsimine göre bir mangal etrafında¸ ilim irfan¸ edep erkân öğrendiği aşk ve meşk mahfilidir. Bu yönüyle bakarsak yazar eserine hatırı sayılır pek çok edibi davet etmiş ve eser şu bölümlerden oluşmuş:


Sorun Bana Kande İdim


Ney'le Kundakladılar Hazreti Mevlana'yı


Ya İçinde Ben Olsaydım


Daim Ene'l-Hak Söylerem


Döşekte Ölen Yiğit Murdar Olur


Men Âşıkem Hemişe Sözüm Âşıkânedir


Hiçe Say Sen Bu Cihanı


Sür Çıkar Ağyârı Dilden


Açıldı Goncanın Kalbi


Devrân Beni Me'vâ-yı Kadîmimden Ayırdı


Âşıkânın Rehberidir Zahidâ Âl-i Abâ


Deveni Hem Bağla Hem Tevekkül Et


Büyük Rüyalarla Geçen Bir Ömür


Var mı Bende Senin Gayrın Bir Sevda


Maksad O Yârdır Yârin Unutma


Belki Seni Bana Yazar Yaradan


Çobanın Can Pazarı


Ağırlıklı olarak "aruz" ölçüsüyle şiir yazan şairler ele alınmış gibi görünse de Akif İnan gibi çağdaş bir yazarı¸ Osman Hulûsi Efendi gibi mutasavvıf şairleri¸ geleneksel edebiyatı yeniden ve fakat öncekinden farklı bir tarzda gündeme getiren Necip Fazıl'ı¸ Sivas'ın yetiştirdiği Âşık Talibî ve Âşık Sefil Selimî'yi yan yana görmek mümkün. Mutasavvıf şairlerin seçiminde de titiz davranılmış. Celvetî Fenâyî Cennet Efendi¸ Seyyid Nesimî¸ Haşimî¸ Şemseddin Sivasî¸ Şeyh Ahmet Rindî¸ Şeyh Halit¸ gibi farklı tarikatlara mensup şairler¸ gözlerden kaçan yönleriyle ele alınmış. Eserde en farklı isim Nasrettin Hoca diyebiliriz. Çağdaşları Mevlana¸ Hacı Bektaş-ı Velî ve Yunus Emre gibi büyük şairlerle ilişkilendirilerek ve elbette nüktedanlığı ön plana çıkarılarak ele alınmış.


Elimizdeki eser¸ şairleri tanıtması yönüyle bir tezkire gibi görünse de insanı sıkan yoğun biyografik bilgiler art arda sıralanmayarak eserin okunmasını tehlikeye sokacak kuruluk bertaraf edilmeye çalışılmış. Gerçi yer yer ansiklopedik bilgilere rastlamak mümkün.


"Ön söz niyetine" yazılan başlangıç yazısında yazar¸ dikkatleri iki noktaya¸ özellikle¸ çekmek istiyor. Birincisi¸ Divan Edebiyatı ve bu edebiyatın mahiyeti; diğeri de Divan Edebiyatının anlaşılmasını neredeyse imkânsız kılan "dil" meselesi. Bu iki sorunun kesinlikle çözülmesi gerektiğini vurgulayan yazar¸ İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe'nin dilini anlayamayan yeni nesle Divan Edebiyatının sevdirilmesinin hiç de kolay olmadığını belirttikten sonra sorunun aşılması noktasında somut bir öneri getiriyor: Divan Edebiyatı nazım şekilleriyle yazılmış bazı eserler¸ az da olsa¸ şiir formuyla sadeleştirilsin.


Bunun şiir tekniğine çok da uygun olmadığının vurgulayan Alim Bey¸  bu sadeleştirme önerisinin¸ mesleğini  "çorba parası" için değil severek yapan öğretmenlerin Divan Edebiyatını sevdirme yolunda yapabilecekleri yollardan yalnızca biri olabileceğini vurguluyor. Kutadgu Bilig'in¸ Fikri Silahdaroğlu tarafından sadeleştirilerek okurlara sunulmasını da buna örnek gösteriyor.


Bu güzel çalışmasından dolayı Hocamızı kutluyor¸ bu çalışmanın seri hâline gelmesini temenni ediyoruz. Zira dili ağır kalın kitaplar yerine Hocamızın yaptığı gibi niteliği yüksek anlaşılır eserlere çok ihtiyaç var. Divan şiiri ve kadim şiirin derin kökleriyle ancak bu şekilde bir bağ kurulabilir. Yüz iki sayfalık eserde¸ şairlerin en güzel beyit ve dörtlükleri seçilerek bir gül demeti oluşturulmuş.


Şuarâ Meclisi'nin hatırı sayılır davetlilerinden birer örnek vermek mümkün olmayacağı için; yirmi bir yaşında kadı¸ otuz dört yaşında vezir¸ otuz yedi yaşında naib ve hükümdar olan¸ on yedi yıl hükümdarlık süren nihayet elli dört yıllık hayatına büyük başarılar sığdıran gerçek bir "Söz Sultanı"  Kadı Burhaneddin'in dizeleriyle sözü noktalayalım.


 


Dilberin işi itâb u nâz olur


Çeşmi câdû gamzesi gammâz olur


Ey gönül sabret tahammül kıl ona


Yâre erişmek işi az az olur


 


Özünü alçak gören serdâr olur


"Ene'l-Hak" dâvâ kılan berdâr olur


Er oldur Hak yoluna baş oynaya


Döşekte ölen yiğit murdâr olur

Sayfayı Paylaş