SİİRT EVLİYALARI

Somuncu Baba

Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının kesiştikleri bir alanda kurulan Siirt¸ tarih yönünden çok eski bir geçmişe sahip olup¸ tarihe derin izler kazımış medeniyetlere beşiklik etmiş bir ilimizdir.

Dört mevsimin hakkını vererek yaşayan iklimi¸ her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bereketli toprakları¸ türbeleri¸ turistik ve tarihi eserlerinin yanında daha birçok değerleri ile Siirt¸ Türkiye'nin görülmesi gereken en güzel Güneydoğu Anadolu Bölgesi şehirlerinden biridir.

Siirt¸ inanç tarihi açısından bölgede merkez konumunda olan kenttir. Hem H

Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının kesiştikleri bir alanda kurulan Siirt¸ tarih yönünden çok eski bir geçmişe sahip olup¸ tarihe derin izler kazımış medeniyetlere beşiklik etmiş bir ilimizdir.


Dört mevsimin hakkını vererek yaşayan iklimi¸ her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bereketli toprakları¸ türbeleri¸ turistik ve tarihi eserlerinin yanında daha birçok değerleri ile Siirt¸ Türkiye'nin görülmesi gereken en güzel Güneydoğu Anadolu Bölgesi şehirlerinden biridir.


Siirt¸ inanç tarihi açısından bölgede merkez konumunda olan kenttir. Hem Hıristiyanlık hem de İslâm dönemlerinde¸ kültürel bir merkez olması eğitime¸ bilime ve ilime yatkın ve önem veren insanların burada yoğunlaşmasına neden olmuştur.


Siirt doğal güzelliğinin üzerine koyduğu değerle bir gönül bahçesi olmuş¸ özellikle Tillo asırlarca bu beldede Hz. Ömer (r.a)'in ve Hz. Abbas (r.a)'ın soyundan gelenlerin ilimde birbirleri ile yarıştığı bir medrese şehridir.


Siirt ve yöresinde adları sayılamayacak kadar âlim ve Allah Dostu insan vardır. Sadece Tillo mezarlığında 40 bin Allah Dostunun bulunduğu belirtilir ki¸ bu durum¸ Siirt ilindeki manevî havayı anlatmak açısından yeterlidir.


Veysel Karanî


Asr-ı Saadet döneminde yaşamasına rağmen Peygamberimizi göremeyen¸ fakat Peygamberimizin vefatından sonra hırkasının kendisine verilmesini vasiyet ettiği meşhur tabiin Veysel Karanî Hazretlerinin vefatı kadar kabrinin bulunduğu yer konusu da ihtilâflıdır. 


Yüz yıl kadar yaşadığı rivayet edilen Veysel Karanî'nin bazı kaynaklara göre¸ Hz. Ömer (r.a)'in hilafeti zamanında Azerbaycan savaşlarına katılmış ve bu savaşlar sırasında hastalanarak vefat etmiştir. Bazı kaynaklara göre ise Hz. Ali (r.a) ile Hz. Muaviye (r.a) arasındaki savaşta¸ Hz. Ali (r.a) taraftarları arasında yer aldığı ve savaşı durdurmak için arabulucu olmak istediği sırada vefat etmiştir.


Halk tarafından sevilen ve sayılan zatlara birçok kabirler/makamlar maledildiği gibi Veysel Karanî için de dünyanın ve ülkemizin çeşitli yerlerinde kabirler/makamlar maledilmiştir. Her ne kadar keşif ve keramet ehli zatlar¸ Veysel Karanî'nin gerçek kabrinin¸ Siirt'in Baykan ilçesinin Ziyaret Beldesinde bulunduğunu işaret etmişlerse de Şam¸ Yemen¸ Beyrut¸ Mardin¸ hatta Bursa'nın Gemlik yolu üzerinde türbe/makamlarının bulunduğu ve bu makamların da ziyaretçilerle dolup taştığı bilinmektedir.


İsmail Fakirullah 


İsmail Fakirullah Hazretleri m. 1655'de Recep ayının ilk Cuma gecesi¸ yani Regaip gecesi dünyaya gelmiştir. Soyu Peygamberimiz (s.a.v)'in amcası Hz. Abbas (r.a) dayanır.


Çocuk yaşlarda ilim tahsiline başlayan İsmail Fakirullah 24 yaşına kadar aralıksız devam etmiş¸ babası Hoca Kasım Efendinin vefatından sonra da yerine geçerek müderrislik yapmağa¸ camide imamlık yapmaya başladı.


İsmail Fakirullah Hazretleri haramlardan çok sakınır¸ hatta şüpheli korkusuyla mubahların dahi birçoğundan kaçınırdı. Tarlasını eker biçer¸ hasadını kaldırır¸ öşrünü verdikten sonra bizzat kendisi el değirmeninde çalışarak buğdayları un hâline getirirdi. O undan yoğurduğu hamurla ekmek yapardı. Üzüm bağının işlerini de kendisi görür¸ olgunlaşan üzümleri dil­siz ve ma­sum hay­van­la­ra ezi­yet ol­ma­sın di­ye kendi sırtında taşırdı. Fakirullah¸ böylece çocuklarına helal rızık temin etmenin verdiği huzuru yaşardı. Bütün bu işleri yaparken abdestli olmaya özen gösterirdi. Yiyecek olarak taze veya kuru üzüm ile yetinmeye çalışırdı.


Bir tarafta "Uveysiyye" tarikatının esasları doğrultusunda her kesimden insanları irşat ederken¸ diğer taraftan ders halkasına katılanlardan meşhur ilim adamları yetiştirmiştir. Hayatını hak yolda insanları irşad etmekle geçiren bu büyük veli m. 1734 senesinde ruhunu Mevlâ'sına teslim etmiştir. Kabri Tillo Kabristanlığı'nda kendi ismiyle anılan türbededir.


Türbenin en önemli özelliği duvarındaki 40×50 cm. boyutundaki alın penceresidir. Her yıl gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü yeni doğan güneşin ilk ışınları¸ kasabanın dışındaki bir kuleden yansıyarak İsmail Fakirullah'a ait sandukanın baş tarafını aydınlatır. Bu ışık düzeni¸ türbenin 1964 yılındaki restorasyonu sırasında bozulmuş ve bir daha düzeltilememiştir.


Sultan Memduh Hz. 


Sultan Memduh Hazretleri M. 1761 senesinde¸ Tillo'da doğdu. Asıl adı Mahmut olup kendisine Memduh lakabını Hocası İbrahim Hakkı Hazretleri verdi.  Önceleri anne ve babasının terbiyesi altında büyüdü. İbrahim Hakkı Hazretlerinden sarf¸ nahiv¸ tefsir¸ hadis ve fıkıh gibi dinî ilimleri tahsil etti.


Tasavvufî alanda ise büyük dedesi İsmail Fakirullah Hazretlerinin tarikatına bağlı kalıp¸ oraya hizmetle meşgul oldu. Kısa süre içinde¸ hocaları İbrahim Hakkı ve aynı zamanda amcası ol an Şeyh Mustafa Hazretlerinin manevi terbiyeleriyle olgunluğa erişti.


Sultan Memduh'un zevcesi kendisi gibi velayet makamına yükselmiş olan Zemzem'il-Hassa'dır.


Sünnete uygun bir hayat süren Sultan Memduh'un 47.000 beyitten oluşan bir divanı vardır. Eser tasavvufi olup¸ Arapça¸ Farsça ve Türkçe'dir.


Hicri 1263¸ Miladi 1847 senesinde Dar-ı Bekâya irtihal eden Sultan Memduh kabri kendi ismiyle anılan türbesindedir.


Şeyh Muhammed El-Hazîn


Şeyh Muhammed el-Hazîn Hazretleri Osmanlı Devleti'nin son döneminde Anadolu'da yetişen büyük evliyadan biridir. Nesep bakımından Şerif yani Hz. Hasan (r.a)'ın soyundan gelmektedir.


Ataları Bağdat'ın Moğollar tarafından istila edilmesi üzerine Siirt'in Fersaf Köyüne gelip yerleşmişlerdir. Burası Siirt'in bugünkü Tillo (Aydınlar) ilçesinin bir mahallesi gibidir. İsmail Fakirullah Hazretleri de bu ailenin son büyüklerindendir.


Fersaf Köyünde m. 1816 yılında dünyaya geldi. Asıl adı Şeyh Muhammed El-Fersafî olup¸ "Hazîn" lâkabıdır. Bu lâkabın kendisine bizatihi Peygamberimiz (s.a.v) tarafından verildiği söylenir.


İlk tahsilini babası Şeyh Musa Efendinin talebe yetiştirdiği aile medresesinde yaptı. Daha sekiz yaşındayken Kur'ân-ı Kerim'i hıfzetti.


Yüksek tahsilini Siirt'te¸ devrin en büyük ilim merkezlerinden olan Hamid Ağa Medresesinde¸ Medresenin baş müderrisi Molla Halil Efendi Hazretlerinden aldı. Bu zat Hz. Ömer (r.a)'in otuzuncu göbek torunlarındandır.


Muhammed El-Fersafî on dört yıl boyunca bu üstadın rahle-i tedrisinde ilim tahsil hocasının derin sevgi ve iltifatını kazandı ve hususi sohbetlerinde bulundu.


Bu medreseden büyük bir muvaffakiyetle mezun olduktan sonra Mardin'e giderek burada Kasım Padişah Medresesinde iki yıl daha ilim tahsil etti ve yüksek icazetle mezun olarak zahir ilimlerde üstün dereceler elde etti.


"Amcamız¸ büyük üstadımız" dediği Seyyid Tâhâ Hazretlerinin kendisine¸ "Sevgili yeğenim senin kalbinin anahtarı Halepçe'de Şeyh Osman Efendinin elindedir." buyurması üzerine Muhammed El-Fersafî Halepçe'ye giderek Şeyh Osman Tavilî Hazretlerinin manevi terbiyesine girdi. Şeyh Osman Hazretleri Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretlerinin halifelerindendir. Muhammed el-Fersafi burada bir müddet seyrü sülûk ile olgunlaştıktan sonra tasavvuf icazetnamesini de aldı ve üstadı tarafından irşat vazifesiyle görevlendirildi.


Irak'tan dönerek doğduğu Fersaf Köyüne gelip yerleşen Muhammed El-Fersafî burada irşat ve tedris hayatına başladı. Kurduğu medresede yüzlerce talebe yetiştirdi. İnsanlara daima zühd ve takva yolunu gösterdi.


Doğduğu Fersaf Köyünde m. 1892 yılında vefat eden Şeyh Muhammed el-Hazîn köyün yukarısında henüz hayattayken gösterdiği ve "Beni buraya defin ediniz. Çünkü Halid bin Velîd Hazretleri Siirt'i fethettiği sırada çadırını buraya kurmuştur" dediği yere defnedilmiştir. Nitekim vefatından bir yıl sonra üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehid ile ona ait yay ve oklar bulunmuştur.


İlâhi aşka dair kaleme aldığı kasidelerinden başka onun¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'e hediye ettiği "Gayâtü'l-Hayrât" adı altında manzum olarak yazdığı on üç kıta Salâvat-ı Şerifeleri vardır.

Sayfayı Paylaş