MABEDSİZ ŞEHİR RUHSUZ ŞEHİR

Somuncu Baba

"Hâlbuki camiler şehrin ruhunu temsil ederler. Camileri
sadece ibadete hasredip sonra kapısını kilitletmek yerine¸ açıp
Fransız bilim adamının söylediği gibi¸ Peygamber zamanındaki
gibi "Forum alanına" dönüştürmeye katkı sağlasalar birçok
mesele kendiliğinden çözülecek ve camiler de gerçek anlamıyla
fonksiyonuna kavuşmuş olacaklardır."

Türkiye dışarıda  "Müslüman Ülke" olarak tanımlanır. Doğrusu da budur. Nüfusunun tamamına yakını Müslüman olan bir devleti daha başka nasıl tanıtacaksınız?


Ama gel gör ki¸ bu Müslüman ülke¸ Müslümanlığının gereğini çoğu kere yerine getirmede içten büyük baskılarla karşılaşır:


Türkiye'de bir kesim¸ Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana dinî hayata müdahale anlayışı içindedir. İnanmaz¸ ama inanlara da kendisinin müsaade ettiği kadar inanmasını ister. Bunu devlete dayatılan uygulama modellerinde çok rahat görebilirsiniz: Bakın mesela¸ birçok belediye¸ yeni yerleşim yerlerini hizmete açarken¸ orada sosyal tesislerin yanında cami alanlarını dikkate almaz¸ alamaz ya da aldırtmazlar…


Bunu dışımızdakiler de fark edebiliyorlar. Bakınız bir yabancının meseleye yaklaşımı nasıl¸ birlikte görelim:


"Görevinin¸  her birinin hakkı olan Rahmet ve Nur'a kavuşabilmesi için¸ üyelerinin Allah katında bilinçli¸ doğru bir hayat sürmelerini sağlamak olduğunu iyi bilen İslâmî şehir¸ daima bu amaca ulaştıran kurumlarını korumaya çalışmıştır. Ayrıca şurası bir gerçektir ki¸  İslam'ın sahip olduğu derin düşünce potansiyeli sanat¸ felsefe ve mistisizmde¸ hiçbir zaman şeriatın şehrin tek Yasası olduğu dönemlerde olduğu gibi¸ şevkle dile getirilmemiştir. Şimdi bu devirler geçmişte kalmış gibi görünüyor. Siyasal kurumların idareyi ele almasından sonra laikleştirme hareketi özel ve kamuya ait yasalara ve eğitim¸ maliye ve adliyeye kadar uzandı. Bugün¸ Müslümanların bütünlüğü ulusal rekabet ve müminlerin esas çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ideolojik kavgalar sebebiyle her zamankinden fazla tehlikeye girmiş durumda."


Fransız akademisyen Jean Louis Michon¸ sanki Türkiye'yi tanımlıyor bu ifadeleriyle. Aslında bu anlattıkları¸ 1976'da İngiltere Cambridge'de düzenlenen "İslâm Şehri" toplantısına sunduğu tebliğinde yer alıyor. Tebliğci¸ bu meseleyi irdelerken camilerin konumuna dikkatimizi çekmeyi de ihmal etmeyerek: "Camiler sadece namaz kılınan mekânlar değil¸ ayrıca şehrin günlük meselelerinin konuşulup tartışıldığı bir buluşma yeri¸ yani bir tür forumdur." diyor.


Ne var ki¸ devleti yöneten laik kesimin böyle bir anlayış ve kaygısı hiç olmadı. Bunun için de ısrarla laikliğin temel ilkesi gibi¸ camiler imarlaşma alanlarının dışında tutulmaya çalışıldı. Bu defa¸ halkın artan talepleri ve oy kaygıları yüzünden sağlıksız alanlara¸ daracık apartman aralarına cami inşasına izin verildi. Böylece camiler şehri güzelleştirme yerine¸ şehirlerde uyumsuzluğun simgesi durumuna düşürüldü. Şimdi yeni bir uygulama ile daha fecisi yapıldı ve camiler için 2.500 m² alan mecburiyeti getirildi. Böylece¸ el kadar toprağın bir avuç para ettiği şehir merkezlerinde alan bulmak mümkün olmayacak¸ böylece cami problemi tüm çözümsüzlüğe götürülecektir…


Yaşadığım bir olay¸ bunun nasıl handikapa dönüştüğünü göstermesi bakımından enteresandır: Yaz aylarında 160 bin kişinin yaşadığı¸ en az on milyon dönüm alanı kaplayan bir yazlık alanda yeterli cami bulunmamaktadır. Ramazan yaz aylarına geldiği için burada ibadet mahalline acil ihtiyaç var. Giderek bölge şehrin banliyösüne dönüştüğü için kışlanacak sitelerin inşası da hız kazanmış durumda. Gelecek on yılda bölge kışlanacak yerleşik düzene geçmiş olacak. Böyle bir yerde¸ imar projesi yapılıyor ve cami yeri konmuyor. Biz cami inşasına kalkıştık. Karşımıza arsa problemi çıktı. Çözümü yerel yönetim: ‘Arsa bulun yapın¸ plana mevcut haliyle işleyelim.' oldu. Eh¸ biz de öyle yaptık. Bu defa¸ laik kesimden bazıları tavır aldı: ‘Planda arsası olmayan yere cami yapamazsınız!..' Bize¸  bin m² arsa bağışı yapan hayırseverden bu defa bir o kadar daha arsa alarak işi çözüme götürmekten başka çaremiz kalmadı. Böylece bizim özel çabamızla şehrin imar planına bir cami arsası girmiş oldu; şehir de güzel¸ biblo gibi bir cami kazandı…


Bu konuda yazılıp söylenecek çok şey var. Ankara'da¸ İstanbul'da bunun dramatik kavgalarına şahidiz. Hadi¸ İstanbul'un merkezî alanlarını Osmanlı'nın eserleri kurtarıyor. Yeni yerleşim alanlarına da Anadolu insanı geldiği için o kendi inancını gereklerini¸ apartman arsalarına da olsa cami yaparak gerçekleştiriyor. Burada çözümsüzlük pek fazla değil. Ankara öyle mi? Bir zamanlar¸ Ankara'yı "Mabetsiz Şehir" haline getirdikleri için övünenlerin keyfinin bedelini halk ödüyor ve burada Cuma ya da Bayram namazlarını kılabilecek ibadethane bulmakta büyük sıkıntı yaşıyorlar. Daha acısı da¸ sanki kurtarılmış bölge gibi¸ Çankaya'ya cami yaptırmamak için direnen laik kesimin mantığını anlamak mümkün mü? Bu kesim¸ bu konularda: "Bizim yaptığımıza¸ inandığımıza halk uymak zorundadır." gibi ilkel ve köleleştirici bir zihniyetin temsilcisi olmaktan da çekinmemektedir.


Daha dehşet verici bir başka örneği de düşünce eksersizi yapıp biraz acı çekmeniz ve ülkenin hangi zihniyetin ellerinde nerelere götürülmek istendiğini görmenize katkı sağlamak için arz edeyim:


Kayseri'de büyük camilerin tamamı¸ Selçuklu döneminde yapılmış eserlerdir. En büyüğünde aynı anda iki bin kişi namaz kılabilmektedir. Bu camiler inşa edildiğinde şehrin o günkü nüfusu hiçbir zaman yüz binin üzerine çıkmamıştı. Bugün bir milyona yakın insan yaşıyor. Büyük bir merkezî camiye ihtiyaç var. Gerektiğinde önemli bir cenaze namazı¸ Cuma ve Bayram namazlarının edasında aynı anda beş bin ya da daha fazla insanın namaz kılabileceği bir camiye ihtiyaç var. Yer olarak da¸ Seyyid Burhaneddin Türbesinin bulunduğu mezarlığın güney ucundaki boş alan bu işe uygun diye düşünüldü. Proje hazırlandı. Evvela dindar kesimden tavır; bölgede çok cami var¸ böyle bir yere büyük camiye gerek yok!.. Olan camiler ise¸ metruk eski mahallelerdeki küçük mescitler. Buralardaki 8-10 mescidi toplasanız¸ yarım cami alanı bile etmez. İşgal ettikleri yer ortalama 100 m² alana sahip. Buralarda gerektiğinde yeşil alan olarak değerlendirip böylece çözüm bulunmuş olacak. Laik kesimin engellemesini aşabilmek için de¸ teklifimiz "Cumhuriyet Camii" olsun şeklindeydi. Adamlar¸ bu işin önünü kesebilmek için¸ şehirdeki eski kârgir bir küçük mescidi "korunmaya değer eser" listesine alıp¸ düşünülen bu cami yerine nakle karar verirler. Böylece düşünülen caminin önünü devlet otoritesinin gücünü de kırarak kesmiş olacaklar…


Kendini aydın sananlar¸ neyle ve kiminle savaşıyor. Anlamak mümkün değil. Devlet'e rağmen devlet otoritesini kullanan bu kesimin ülke geleceğine açtığı yarayı tamir etmek mümkün olacak mı bilemiyoruz?


Demokrasinin halkın kendi kendini idare etmesi anlamına gelmesi gerekirken¸ bu sistemin kurumları¸ kendilerine verilen yetkiyi halkın ihtiyacına cevap vermek kendi ideolojik saplantılarına alet edip  bu alanda tıkayıcı rolü üstlenir ve halka yabancılaşırsa bu ülkenin geleceğini nasıl yücelteceğiz?..

Hâlbuki camiler şehrin ruhunu temsil ederler. Camileri sadece ibadete hasredip sonra kapısını kilitletmek yerine¸ açıp Fransız bilim adamının söylediği gibi¸ Peygamber zamanındaki gibi "Forum alanına" dönüştürmeye katkı sağlasalar birçok mesele kendiliğinden çözülecek ve camiler de gerçek anlamıyla fonksiyonuna kavuşmuş olacaklardır.

Sayfayı Paylaş