ETLİ EKMEĞİN KOKUSU

Somuncu Baba

O yıllarda anne ve babası kışın gelir bir-iki ay kalırdı. Sonraları gelmemeye başladılar. Babası şehirde çok sıkılıyordu. Anası da onu yalnız bırakamıyordu. Anası geldi gözlerinin önüne… Ne narin bir kadındı. Her sabah başını okşayarak uyandırırdı. Gözlerini açtığında annesinin gülümseyen yüzünü görürdü ilk. Sonra sıcak bazlama ve teze peynir ve babasının arılarının balından oluşan kahvaltı. Üniversite için İstanbul'a geldiğinde en çok bu sabahları özlemiş ve kaldığı yurtta gizli gizli çok ağlamıştı.

  Aloo! Zümrüt…


Hayrola Nadir? Gecenin bu saatinde? Yaramaz bir şey yok ya?


Yok. Siz iyi misiniz? Çocuklar¸ annenler…


Hepimiz iyiyiz de sen…


Karşı tarafta kısa bir sessizlik.


Cenazeye gittin değil mi? Ömer nasıl? Biraz toparladı mı?


Zümrüt Nadir'in derin bir iç çektiğini duydu. Kısa bir sessizlik daha.


Ömer cenazede ağlarken "Keşke sağlığında babamla daha çok birlikte olaydım." dedi. Düşünebiliyor musun Zümrüt¸ Ömer'in ailesi İstanbul' da ve her hafta sonu mutlaka görüşürlerdi. Bir de bana bak¸ iki senedir köye gitmedim.


Zümrüt kocasının sesinden ağladığını anlamıştı.


Hayatım¸ sen de çok yoğun çalışıyorsun ama. Hem aydan aya para da gönderiyorsun.


Anlamıyorsun Zümrüt! İki senedir görmüyorum diyorum. Para göndermekle olur mu hiç. Neyse ben otobüsten bilet aldım¸ gece on ikide yola çıkıyorum.


Yirmi saatlik yola mı? Hayatım¸ bari uçakla gitseydin¸ ya da arabayla.


Bir hafta uçak bileti yok. Araba serviste. Bir an bile beklemek istemiyorum. Sonra Allah korusun bütün ömür boyu…


İstersen ben geleyim arabayla¸ birlikte gidelim. Şimdi çıksam sabaha karşı İstanbul'da olurum.


Yok¸ canım yalnız başına onca yolu gelmeni istemem. Hem tatilini de bölme. Neyse birazdan çıkmam lazım. Çocukları öp benim için.


…


Yaz olduğu için otobüs doluydu. Nadir koridor tarafında oturuyordu. Yanında oturan adam yola çıktıktan biraz sonra horlamaya başladı. Yan tarafta oturanların bebeği ise sürekli mızırdanıyordu. Kerem'in bebekliğini hatırladı. Sabaha kadar sık sık uyanır ağlar¸ uyuduğu zamanlarda ise sürekli huzursuz sesler çıkarırdı. Hasta olmasından korkup kaç kez doktora götürmüşlerdi.


O yıllarda anne ve babası kışın gelir bir-iki ay kalırdı. Sonraları gelmemeye başladılar. Babası şehirde çok sıkılıyordu. Anası da onu yalnız bırakamıyordu. Anası geldi gözlerinin önüne… Ne narin bir kadındı. Her sabah başını okşayarak uyandırırdı. Gözlerini açtığında annesinin gülümseyen yüzünü görürdü ilk. Sonra sıcak bazlama ve teze peynir ve babasının arılarının balından oluşan kahvaltı. Üniversite için İstanbul'a geldiğinde en çok bu sabahları özlemiş ve kaldığı yurtta gizli gizli çok ağlamıştı.


Bebek yine mızırdanmaya başladı. Annesi kucağına alıp¸ hafif hafif sallayarak bir mani söylemeye başladı:


"Oğlan oğlan ot bizde


Gel bir gece yat bizde


Yorgan döşek yok ise


Tazı çulu çok bizde"


Nadir'in burnunun direği sızladı. Annesi Kerem'in bebekliğinde bu maniyi çok söylerdi. Gözünde biriken yaşları silerken¸ onun da başka bir mani döküldü dudaklarından


"Oğlum oğlum ondura


Eli gümüş tambura


Oğlumun yükü gelmiş


Konaklara indire"


Bebeğin annesi gülümseyerek baktı ve "Abi sen de mi Ulu Ceviz'densin"


Evet bacım. Siz de mi oraya gidiyorsunuz?


– He ya Kuşçu İlyas'ın kızı Fatma'yım ben.


    Kuşçu İlyas mı? İlk mektebe birlikte gitmiştik. Vay İlyas demek böyle torun sahibi oldu ha!


Fatma güldü.


Başka üç torunu daha var. Abi sen kimlerdensin?


Uzun Hacer'in oğluyum.


Hacer Teyzemin mi? Seni görünce kim bilir nasıl sevinecek.


O sırada bebeğin babası da uyandı. Karısı kiminle konuşuyor diye merakla bakarken¸ Fatma konuştuklarını aktarmaya başladı çabuk çabuk. Nadir gözlerini kapattı. Karışık görüntüler geliyordu gözünün önüne. Ana ve babasının üzgün halleri¸ ilkokul günleri¸ İlyas'ın kuşlarını eğitirken çıkardığı komik sesler. Kendi kendine gülümsedi. Kesin bir karar vermişti¸ ya ana ve babasıyla beraber dönecekti İstanbul'a. Ya da… Yok¸ o burada kalamazdı. Onlar da gelmezdi. Ya geç kaldıysa. Birinden birine bir şey olduysa… Son zamanlarda hiç görüşememişti de… Ah bu işler hiç bitmiyordu¸ ama bunun bahanesi olamazdı. Gelmezlerse ne yapmalıydı? Ona çok kırgınlar mıydı? Öyle olsalar bile belli etmezlerdi ki…


Akşam yedide otobüsten indiler. Otogarın havası ve otobüslerin sesi. Nadir bir tuhaf oldu. Köyünden ana babasından ilk burada ayrılmıştı. Sonraki yedi sekiz yıl burası hep ayrılık ve kavuşma yeri olmuştu. Gözlerinde biriken yaşları silerken¸ bir araba bakınmaya başladı. Köye daha bir saatlik yol vardı. Fatma'nın kocası "Kayınço bizi almaya geldi abi. Hadi sen de bizimle gel." deyince çok sevindi.


…


Ooo Hacer Kadın etli ekmeklerinin kokusu yine aldı dünyayı. Ne o birini mi bekliyon.


İlyas'ın kızı Fatma ile damadı gelecekmiş bugün. Hem biz yeriz hem de bir tabak onlara veririm diye yaptım. Çay da kaynattım. Sen elini yuyana kadar ben de sofrayı kurayım.


Tabii canım¸ kesin Fatmagiller için yapmışsındır. Ben bilmez miyim?


Hacer Kadın kocasının ardından bakarken "N'olmuş oğlum için yaptım işte!" diye söylendi.


Arabada öne oturan Nadir¸ yol boyunca dizili lambaların ışığında etrafı dikkatle izliyordu. Buralarda arkadaşlarıyla birlikte ne çok anıları vardı. Camı biraz daha indirdi.  Eve doğru yaklaşırken akşam çıkan hafif rüzgârda¸ Nadir sanki bahçelerindeki cevizin sesini duydu. İri dalları rüzgârda inip kalkıyor olmalıydı. Sonra bu sese güzel bir ekmek kokusu karıştı. "Bu koku." dedi sessizce. Fatma gülümseyerek öne doğru eğildi. "Hacer Teyzemin etli ekmek kokusu. Anamın dediğine göre¸ sık sık yapıp komşulara dağıtıyormuş."


O geleceği zaman da yapardı. Nadir çocukluğundan beri çok severdi. Özellikle hafif çıtır olanları. Belki de kendisinin gelmesi için sık sık yapıyordu annesi. "Ben ne yaptım onlara. Nasıl bir evladım ben. Şimdi yüzlerine nasıl bakacam?" diye uzun yol boyunca yaptığı gibi¸ yeniden kendiyle hesaplaşmaya başladı.


…


Hadi Hacer Kadın ne oyalanıyon. Koy artık şu çayları.


Dur Efendi biraz. Sanki bir araba sesi duydum¸ diyerek telaşla kapıya çıktı. Onu takip eden kocası


Fesuphanallah! Kadın hem bana gel ekmekleri soğutma diye ecele ettiriyon hem de… Hacer ileriden gelen arabayı görünce¸ iki elini göğsünde birleştirdi ve "Fatmalardır¸ ama keşke içinden Nadir'im de çıksa" dedi yavaşça. "Nadir'im gelse de bari bu defa bu ekmeklerden yese."


Araba geldi tam önlerinde durunca önce Nadir indi. Anasını kapıda görünce gözleri doldu. Hacer Kadın da gözlerine inanamıyordu. Nadir "Anacığım" diye gülümseyerek geldi kucakladı. Uzun uzun sarılıp hasret giderdikten sonra Hacer Kadın


Biliyordum bu defa geleceğini. Biliyordum. Rabbim dualarımı kabul etti.


 

Sayfayı Paylaş