EL-CÂMÎ: TOPLAYAN; DÜNYADA BİRBİRİNE BENZEYEN, KARŞI OLAN VE ZIT OLANLARI; KIYAMET GÜNÜNDE DE HESAP GÖRMEK İÇİN BÜTÜN MAHLÛKATI BİR ARAYA GETİREN

Somuncu Baba

"Her bir varlığın var oluş unsurlarını bir araya getiren ve yeryüzüne yayan
Yüce Allah'tır. O'nun el-Câmî isminin bir başka adı da "mahşer"dir. Mahşer'in
iki boyutu vardır. Bunlardan birisi dünyaya¸ bir diğeri de uhrevî âleme bakar."

El-Câmî ismi¸ gerek birbirine benzeyen ve gerekse birbirine aykırı olan tüm varlıkları bir araya getirip toplayan mânâsına gelir. Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden birisi el-Câmî'dir. Biz O'nun bu isminin yansımasını hayatın bütün alanlarında görebiliriz.

El-Câmî ismi¸ bütün canlıların oluşum süreçlerinde tecellî eder.


Her bir varlığın var oluş unsurlarını bir araya getiren ve yeryüzüne yayan Yüce Allah'tır. O'nun el-Câmî isminin bir başka adı da "mahşer"dir. Mahşer'in iki boyutu vardır. Bunlardan birisi dünyaya¸ bir diğeri de uhrevî âleme bakar. Mahşer'in dünyaya bakan boyutlarında bir araya toplama gerçekleştirilmeden önce¸ dünya hayatında bir neşr; yayma ve dağıtma eylemi gerçekleştirildiğini müşahede edebiliriz. Bu eylem¸ rahmetin neşriyle başlamaktadır. Allah'ın engin rahmet ve şefkatinin bir gereği olarak her bir varlık yeryüzünde bir üreme ve çoğalma faaliyeti gerçekleştirir. Bir insan iki¸ iki insan üç¸ üç insan dört vb. şekilde çoğalıp gitmiştir. Bundan anne-baba¸ nine-dede¸ akrabâlar¸ soylar¸ sülaleler¸ köyler¸ kentler meydana gelir. İşte bu bağlamda bizleri aile¸ kabîle ve akrabâlar etrafında toplayan Yüce Allah¸ gönüllerimize ülfet tohumları atarak bizleri birbirimize bağlamıştır. Aynı durum¸ hem hayvanlar¸ hem de bitkiler âlemi için geçerledir. Dağılmış gibi görünen her bir varlığın DNA'sı farklıdır¸ biriciktir. Her birisi özünde tevhîd mührünü taşır. Bunun adı¸ kesrette vahdet düşüncesidir. Her şey Bir Olan'a¸ Tek Olan'a bağlıdır.


Bütün Mahlûkatı  Bir Araya Toplar


 Bilindiği gibi¸ Allah'ın dışındaki bütün varlıklar fânîdir. Doğarlar¸ büyürler ve ölürler. İnsandan hayvana¸ bitkilerden bütün sonradan yaratılmış varlıklara varıncaya kadar hepsi için geçerli olan ilâhî yasa böyledir. "Eşref-i mahlûkât" olarak yaratılan¸ bütün bir varlığın onun hizmetine âmâde olduğu insan yaşadığımız varlık alanına gelişi-güzel gönderilmiş bir nesne değildir. Hele hele tesâdüflerin eseri hiç değildir. Kaldı ki¸ dinimizde tesâdüf değil¸ tevâfuk vardır. Bu âlemde her varlığın bir yeri¸ bir görevi¸ bir amacı ve bir sorumluluğu vardır. Nasıl ki Cenâb-ı Hak bütün varlıkları çift yaratmış ve her bir varlığın oluşum ve yaratılış süreçleri konusunda bir yasa koymuşsa¸ aynı varlığın ebedî âleme rıhletiyle ilişkili bir yasa da koymuştur. Birinci yaratılışta olduğu gibi ikinci bir yaratılış da tekrarlanacaktır. Bu yaratılış O'na çok kolaydır.[1] Yüce Allah bu dirilişin bir tekrar öyküsünü bize şöyle anlatır:


"Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O¸ “Allah¸ burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine¸ Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı¸ sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O¸ “Bir gün veya bir günden daha az kaldım.” diye cevap verdi. Allah şöyle dedi: “Hayır¸ yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak¸ henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak¸ nasıl onları bir araya getiriyor¸ sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca¸ şöyle dedi: “Şimdi¸ biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."[2]


 Her mevsim¸ bir defa ölüm-dirim olaylarının tekrarlandığı bir zaman dilimidir. Âdetâ baharın gelişiyle birlikte tabiattaki diriliş gözle görülürcesine tekrarlanır. Şu âyet bu ilâhî gerçeği çok güzel tasvir eder: "Allah¸ rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir."[3] Bu âyette tabiattaki neşrin arkasından¸ kabirlerden insanların da neşredilmesinin anlatılması¸ aklını kullanan insanlar için çok anlamlı mesajlar taşımaktadır.


 İnsan bu dünyadaki görevlerini yerine getirdikten sonra bir geçişle farklı bir dünyaya yeniden doğacaktır. İsrâfil (a.s)'ın ikinci sûr'a üflemesiyle bütün insanlar âlemlerin Rabbi olan Allah'ın huzurunda kıyam vaziyeti alacaktır. O gün¸ "yevmü'l-cem"/toplanma günüdür. Yüce Allah'ımızın en güzel isimleri arasında yer alan el-Câmî/toplayan ismi kıyamet günü şu şekilde tecellî edecektir:


"Toplanma günü için sizi topladığı zaman var ya¸ işte o gün¸ kimin aldandığının açığa çıkacağı aldanma günüdür. Kim Allah'a inanır ve yararlı iş yaparsa¸ Allah onun kötülüklerini örter ve onu¸ içinde ebedî kalacakları¸ altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur."[4]


 "Andolsun (O); sizi kıyamet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır."[5]


"O gün biz onları bırakırız¸ dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûr'a üfürülür de onları toptan bir araya getiririz."[6]


"Bu¸ hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır."[7]


Rabbimiz! Şüphesiz sen¸ hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez."[8]


Kıyamet gününde sadece insanlar ve hayvanlar değil¸ insana ve bütün bir varlığa hizmet için her an ışığını ve ısısını neşreden güneş ve ay da bir araya toplanacaktır:


"Gözler kamaştığı¸ ay karanlığa gömüldüğü¸ güneş ve ay bir araya getirildiği zaman¸ o gün insan “Kaçış nereye?” diyecektir."[9]


Toplumlara önderlik yapan kimselerin başında gelen bütün peygamberler de ümmetleri hakkında bilgi vermek için bir araya toplanacaktır:


"Allah'ın¸ peygamberleri toplayıp “Siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği¸ onların da¸ “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin.” diyecekleri günü hatırlayın."[10]


Akıllı insan¸ toplanma günü gelmeden önce tedbirini almalı ve yüz akıyla toplanma gününe bir hazırlık yapmalıdır. Efendimiz Hz. Muhammed (a.s)'ın kıyamet gününün ne zaman olduğunu soran bir kimseye¸ "O gün için ne hazırladın?" sorusuyla cevap vermesi bizim için de anlamlı değil midir?  İşte sâfilerin seyr-i illallah çabalarında yer alan "tefekkür-i mevt/ölümü düşünme" aşaması¸  toplanma gününe hazırlanmanın bir mukaddimesini oluşturur.


Her Türlü Ahlâkî Güzelliklerin İfadesi


 Bunun yolu Kur'an'da çok güzel anlatılır: "Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına¸ dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de¸ O¸ kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz¸ bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki¸ doğru yola eresiniz."[11]


Netice olarak¸ bizler de Yüce Allah'ın el-Câmî ismini ahlâkî bir erdem haline getirebiliriz. Aynı Allah'a iman eden¸ aynı kitaba inanan¸ aynı kıbleye yönelen insanlar¸ bu birlik inancını¸ hayatlarında da gösterebilirler. Çünkü bizler Hz. Mevlânâ'nın ifadesiyle; "ayırmaya değil¸ birleştirmeye geldik." Eğer insanlar aynı gönlü paylaşmıyorlarsa¸ aynı dili konuşsalar da asla birleştirme yanlısı olamazlar. Çünkü onların dili ayrımcıdır¸ birleştirici değil. Önce içte¸ gönülde birlik olmalıdır. Bu birliktelik¸ dolaylı olarak zaten dıştaki¸ kalıpların¸ bedenlerin birlikteliğini beraberinde getirecektir. Kendi içinde ikilikler ve zıtlıklar yaşayan insanların dış dünyada birlik pozları sahtedir¸ yapmacıktır. Yine Hz. Mevlânâ'nın dediği gibi¸  "mânâda birlik olmazsa¸ sûrette birlik olmaz". Mânâ ve sûrette birliğin ilacı;  mâneviyat¸ ahlak ve metafizik gerçekliğe gönül vermektir. Hz. Mevlân⸠Yûnus Emre gibi gönül mimarlarının farklılıkları varlık âlemindeki renkli vitraylar gibi görme dili ve bakış açısı¸  Yüce Allah'ın el-Câmî isminin tecellîsine dayanır. Bu ahlâkî ilkeye yaslanan insanların iç dünyalarında ayırma değil¸ birleştirme; nefret değil¸ sevme; dışlamacılık değil hoşgörü ve tahammül gösterme; farklılıkları bir çatışma unsuru değil¸ birlikte yaşama zenginliği olarak görme ahlâkı vardır. İşte bütün bu güzellikler¸ mânevî gücünü¸ Allah'ın el-Câmî isminin ahlâkî davranış tarzına dönüştürülmesinden alır.


 


 






[1] Bkz. 36/Yâsîn¸ 77-78.



[2] 2/Bakara¸ 259.



[3] 35/Fâtır¸ 9.



[4] 64/Teğabün¸ 9.



[5] 4/Nis⸠87.



[6] 18/Kehf¸ 99.



[7] 77/Mürselât¸ 38.



[8] 3/Âl-i İmrân¸ 9.



[9] 75/Kıyâme¸ 9.



[10] 5/Mâide¸ 7-10. 



[11] 3/Âl-i İmrân¸ 103.

Sayfayı Paylaş