TEBLİĞ RUHUNUN YEŞERDİĞİ ŞEHİRLERDE RAMAZAN

Somuncu Baba

"Müslüman bir ailenin çocuğu olarak doğmuş¸
zamanla kendi toplumundan¸ kendini var
eden değerlerden ayrışmış insanların hepsini
olmasa da bir kısmına o koptuğu değerlerin
gerekliliğini ve hatta zaruretini hatırlatıp
bizimle aynı kıbleye yöneltebiliyor."

Kutlu Ramazan ayına Müslümanların iman festivali desem acaba garip kaçar mı?  Şöyle bir düşünün; şehirdesiniz¸ Ramazan gelmiş¸ camiler pırıl pırıl aydınlatılmış¸ insanlar büyük bir huşu¸ ayna zamanda bir coşkuyla camilere koşuşuyor. Teravihler kılınıyor¸ hele yaz aylarında teravih sonrası her şehrin ve şehirlinin kendi algılamasına insan topluluklarının meşrebine göre çeşitli etkinlikler yapılıyor. İnsanlar bir araya gelip hasret gidererek manevî atmosferin o duyumsuz havasını birlikte teneffüs ediyor.


Bakın¸ bu iman ve aşk atmosferini gerçekten bir festival havasına çeviren bir olayın bir gurup dostumla öncülüğüne sahip olmanın şükrüyle size yaptığımız etkinliği anlatayım:


Kayseri'nin Erciyes eteklerinden şehir düzlüğüne inen yamaçlarında 8-10 bin dolayında yazlık vardır. Biz bu yazlıkların "Erenköy" bölümündeyiz. Ramazan'ın yaza gelmeye başlamadığı birkaç yıl öncesinden hazırlığa başladık ve kısa sürede büyükçe¸ ama biblo gibi bir cami inşa ettik. Burada Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek teravihi namazı sonrası meşrubat ve tatlı ikramıyla kılmaya başladık. Şehrin merkezinden¸ 10 Km. 20 Km. öteden insanlar duyup camimizi doldurmaya¸ bu muhteşem güzelliği bizimle paylaşmak için gelmeye başladılar.


Tanıdığım bir dostum vardı¸ oruç tutsa da teravihe devamlılığı pek olmayan birisiydi. Baktım¸ bizim camiye düzenli bir şekilde geliyor. Kendisine sormadan edemedim:


"Hayırdır dostum¸ burada teravihi sevmişe benziyorsun?"


Cevabı içimizde gizlenen bir gerçeğin fotoğrafıydı:


"Bizim ufaklık burada dondurma verildiğini duyunca iftardan sonra elime yapışıp ‘Hadi baba camiye'¸ diye ısrara başlıyor¸ gözyaşı gibi bir silahı var elinde¸ yiğitsen gelme!"


Bu uygulamanın bize kazandırdığı en güzel espri¸ çocuklarımızın camiyi sevmesi¸ alışması¸ sürekli gelip ibadetlerini yerine getirmesidir. Onlar baba ve annelerini de beraberlerinde bir iman mahşerinin parçası haline getirerek onlara da manevî bir tiryakilik kazandırıyorlar. İnsanlar birbirleriyle cami çevresinde buluşup hasret gideriyorlar. Birbirleriyle aylardır görüşmemiş insanları burada buluşturup kucaklaştırmak o sıcak ilişkinin ruhaniyetini yudumlamak hangi modern eğlence zevkiyle ölçülür?


Osmanlı döneminin İstanbul Ramazanları'nı düşünün: Halifenin ve Şeyhülİslâm'ın gölgesinin altında Ortaoyunlu¸ Karagözlü¸ Hacivatlı eğlenceler teravihten sonra niye yapılırdı? Bugün Feshane şenlikleri o geleneğin günümüze taşınan bir hasret çeşmesi değil midir?  Bunun hem sosyal¸ hem de dinî yönünü yorumlamak gerekir…


İnsanların gelişen ve doğal olarak değişen hayat standardı içerisinde camiler hep belirleyici ve yönlendirici merkezler olmuştur. Müslüman'ın hayatını yaşadığı asrın akıntısına bırakmadan¸ onu kendi inanç disiplini içerisinde yaşadığı asrın imkânlarında da uzaklaştırmadan bir arada tutabilmek için Ramazanlar fırsat ayıdır da. Bu ay¸ sosyal kaynaşmanın en üst noktaya çıktığı bir arınma ve yeniden dirilme ayı olduğu için onun sağladığı imkânları çok iyi değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.


Şimdi eski namazgâhları ihya çalışmalarına şahit oluyoruz. Çok güzel bir uygulama bu. Ceddimiz camilerin yetersiz kaldığı yerlerde açık havada ibadet yapabilmek için namazgâhlar inşa etmişler. İnsanlar yaz aylarında teravihlerini eda ederken buralardan faydalanmaktadır. Bu namazgâhlara devam eden bir sosyal demokrat üniversite hocası dostumla konuştum. Yanılgılarını da içinde gizlediği anlamlı bir şey söyledi:


"Burada yalnızca ibadet yapıldığı için İslâm'ı anlıyor ve seviyorum. Buradaki insanların muhabbeti daha hasbi gözüküyor. Kul ile Allah arasına birileri girip kendi anlayışına göre insanları burada yönlendirmiyor."


Bu söz¸ belki de hem taraf olmanın sızısını taşıyor¸ hem bir gerçeği ifade ediyordu.  Üzüntümü kendisine bildirmeden şunları söyledim:


"Din¸ hayatımızı durduran¸ donduran¸ sosyal ilişkilerden kesen bir yaşama biçimi sunmaz. Hayatın bütün safhalarında Yaratılış Hikmeti'nden uzaklaşmadan insan olmanın gerçeğiyle hareketimize izin verir. Terbiye edilmiş eğlence Müslüman'ın ihtiyacı değil¸ aynı zamanda hakkıdır da. Ancak bunun sınırlarını ve mahiyetini çok iyi tayin etmek gerekir. Dikkatli bir Müslüman için önemli olan husus şudur: Dinin hayatımıza kazandırmaya çalıştığı ruhaniyeti zedeleyecek disiplinsizlik bu yolla hayatımıza da girebilir. Bu konuda hassasiyet gösterme de dinî bir vecibedir. Sizin yakındığınız husus¸ belki sokakta karşılaştığınız ve sizce olumsuz gördüğünüz şeylerdir¸ ama o Müslüman'ın da samimiyetinden kuşkuya düşmeyin. Camide insan aradan çıkıyor¸ bu doğrudur¸ o zaman lütfen sadece Ramazan'da değil¸ bütün vakitlerde camiye geliniz. Siz kendi derunuz içinde İslâm'ı burada yaşayın¸ evinize ve hatta çevrenize taşıyın. Beşerî sistemlerin insanlara kaç parçaya böldüğünü görüyorsunuz. Şuradaki insanlara dikkat ettiniz mi bilmiyorum: Her kültür ve meşrepten insan bir araya gelmiş¸ kucaklaşıyor¸ birlikte huşu içinde ibadet ediyor ve sevgiyle ayrılıyorlar. Din bu işte! Siz insanlardan rahatsızlık duyuyorsanız¸ dinin kendine; Kitabına¸ Peygamberine bakın. Onlar hepimiz için ilk müracaat kaynağıdır."

Ramazan'ın şehirde bize kazandırdığı en önemli bir hususiyeti de işte budur: Müslüman bir ailenin çocuğu olarak doğmuş¸ zamanla kendi toplumundan¸ kendini var eden değerlerden ayrışmış insanların hepsini olmasa da bir kısmına o koptuğu değerlerin gerekliliğini ve hatta zaruretini hatırlatıp bizimle aynı kıbleye yöneltebiliyor. Bu bakımdan¸ ‘tebliğ ruhu'nun yeşerdiği bu ortamı çok iyi korumamız gerekiyor!

Sayfayı Paylaş