MARDİN EVLİYALARI

Somuncu Baba

Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin¸ mimarî¸ tarihî ve görsel değerleri ile Gü­neydoğu Anadolu'nun şiirsel kentlerinden biridir. Kültürlerin beşiği Mezopotamya'nın önünde adeta diz çöktüğü binlerce yıllık tarihi ile taş sokaklarında dolaşanlara geniş bir tarih yelpazesi sunan büyüleyici bir şehirdir.

Her adımından tarih fışkıran bu antik şehir¸ ecdadın bıraktığı İslâm sanatının eşsiz eserleri medreseler¸ camiler¸ çeşmeleri ile tarihî taş evleri karşısında insanın hayranlığını gizleyemeyeceği bir yerdir.

Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin¸ mimarî¸ tarihî ve görsel değerleri ile Gü­neydoğu Anadolu'nun şiirsel kentlerinden biridir. Kültürlerin beşiği Mezopotamya'nın önünde adeta diz çöktüğü binlerce yıllık tarihi ile taş sokaklarında dolaşanlara geniş bir tarih yelpazesi sunan büyüleyici bir şehirdir.


Her adımından tarih fışkıran bu antik şehir¸ ecdadın bıraktığı İslâm sanatının eşsiz eserleri medreseler¸ camiler¸ çeşmeleri ile tarihî taş evleri karşısında insanın hayranlığını gizleyemeyeceği bir yerdir.


Mardin¸ binlerce yıl önce eğitim şehri görevini üstlenmiş¸ içerisinde bulunan büyüklü küçüklü 10 üzerinde medreseden bugünlere ışık tutan¸ geçmişten çağımıza çağdaşlık felsefesinin temellerini atmış bilginleri yetiştirmiştir.


Musa Bin Mâhîn Mardinî (Şeyh Musa Ez-Zûlî)


Mardin'in manevî koruyucusu hükmünde olan Şeyh Musa¸ Mardin'de yaşamış¸ orada vefat etmiştir. Musa bin Mâhîn Hz. Ömer (r.a)'ın soyundandır. Doğum ve vefat tarihleri bilinmemekle birlikte Abdülkadir Geylani Hazretlerinin devrinde yaşadığı hatta onun talebesi olduğu bilinmektedir. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin menakıbı hakkında telif edilmiş hemen hemen tüm eserlerde¸ Şeyh Musa Ez-Zûlî'nin ismi de zikredilmekte¸ kişiliği anlatılmakta¸ Hazrete olan bağlılığı¸ sevgisi ve edebi vurgulanmaktadır.


Hacca gitmek üzere Bağdat'a gelecek olan Şeyh Musa için Geylani Hazretleri"Ey Bağdat halkı¸ yakında öyle biri gelecek¸ öyle bir güneş doğacak ki¸ öyle birisi daha size gelmedi" buyurdu. "O zat kimdir?" sorulunca¸ Hazret o kişinin Musa bin Mâhîn olduğunu söylemiştir.


Heybetli¸ gayet güzel görünüşlü¸ duası kabul edilen¸ keramet sahibi büyük bir Hak dostu olan Şeyh Musa Hazretleri birçok insanın özellikle de Iraklı pek çok velinin yetişmesine vesile olmuş onlara icazet vermiştir.


Oğlu Amed Mardinî babası hakkında şunları anlatmıştır:


"O Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i çok görür¸ hallerinde de hep Rasulullah (s.a.v.)'a uyardı. Onun duası bereketiyle hasta iyileşir¸ amanın gözü açılır¸ fakir¸ zengin olur¸ ihtiyaç sahiplerinin müşkülleri hallolurdu. Haber verdiği olaylar aynı ile vuku bulurdu.


Bir kadın¸ dört aylık çocuğunu getirdi. Çocuğa dua edince¸ çocuk yürümeye başladı. İhlâs suresini çocuğa okuyup ona da oku deyince¸ çocuk gayet açık bir şekilde İhlâs suresini okudu. Bu telkinden dolayı¸ gayet güzel bir fesahate (ifade güzelliğine) kavuşmuştur. Bu hali uzun müddet devam etti.


Babam vefat ettiğinde¸ o çocuk otuz yaşına girmiş olduğu halde¸ aynı fesahatle konuşuyordu."


Şeyh Musa Hazretleri herkesin kendi ayıbını görmesini isterdi. Eğer insan kendi ayıplarıyla meşgul olursa; başkalarının ayıplarını görecek ve onlarla uğraşacak zaman bulamayacağını beyan eder ve "İnsanların pek çoğu hata içindedir. Bu halleriyle hatalarını unutup¸ başkalarının hatalarını anlatan ve onlarla uğraşan da yine kendileridir" buyururdu.


Musa bin Mâhîn herkese acır¸ günah işleyenlere de ıslah olmaları için dua eder¸ herkesin de dua etmesini isterdi:


"Günahkârlara karşı nefsinde merhamet duymayan kimse¸ hiç olmazsa onların lehine (onlar için) tevbe ve istiğfar ile dua etsin. Zira yeryüzündekilere Allahu Teâlâ'dan mağfiret dilemek meleklerin ahlâkındandır."


O daima Allahu Teâlâ'nın merhametine sığınır ve hakiki müminlerin hâli olan "Beyn'el-havfi ver-recâ – Korku ile ümit arasında" yaşar ve şöyle yalvarırdı:


"Allah'ım bizden razı olmasan da affet. Çünkü efendi¸ kölesinden razı olmasa da affeder."


Arafat'taki duasında;


"Allah'ım benim yüzümden buradakilerin duasını reddetme¸ kabul eyle" diye yalvarırdı. Hâlbuki halk onu vesile ederek dua eder duaları kabul olurdu.


Hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:


"Edep maldır¸ kullanılması ise kaidedir" denilmektedir. Hükümdarlardan biri¸ oğluna vasiyette bulunurken şöyle diyordu: "Ey oğul! İnsan şu iki şeyle efendiliğe erişir¸ isterse malı-mülkü olmasın: İlim ve edep. Ey oğul! Büyüklerle otur. Âlimler arasında bulun¸ zira onlarla beraber olmak güzeldir¸ meclislerinde bulunmak bir ganimet ve sohbetleri selâmettir."


 "İnsana verilen şeyler içerisinde akıldan daha kıymetlisi yoktur."


"Verâ (şüpheli şeyleri terk etmek)¸ yalnız kendini bu hâle ehil kılanlara (farzları yapıp¸ haramlardan sakınan ve Allahu Teâlâ'nın rızasını isteyenlere) gelir."


"Daima şerefli olmalısın. İnsanlara ihtiyaç arz etmedikçe şerefini ve iyiliğini muhafaza etmiş olursun."


"Sıddıkların kalbine gaflet gelmeseydi kendilerine Allahu Teâlâ'dan gelen tecellilere dayanamaz¸ can verirlerdi."


Vefat ederken Allah'a şöyle yalvardı:


"Allah'ım¸ ihlâs ile yapmış olduğum her amelim için senden af ve mağfiret dilerim. Çünkü ben yalnız senin rızanı istiyorum."


Şeyh Musa Ez- Zûlî'nin çocuk ve torunları doğu illerinin birçok yerlerine dağılmış ve özellikle Bitlis¸ Siirt¸ Van ve Muş gibi yörelerde İslâm'a hizmet etmiş etmeye de hala devam etmektedirler.


Kabri şeriflerinin bulunduğu yer¸ aynı zamanda onun irşad faaliyetlerini sürdürdüğü dergâhı idi.


Yunus Bin Yusuf Eş-Şeybânî


Hayatı hakkında pek fazla bilgi olmayan evliyanın büyüklerinden Yunus Bin Yusuf Eş-Şeybânî Hazretleri âlim¸ kâmil¸ salih¸ kerametler sahibi bir kimsedir. Allahu Teâlâ'nın zikrini dilinden düşürmeyen bu zat 1222 senesinde Mardin'de vefat etti.


Kendisi hakkında anlatılan bir kerameti şöyledir:


Yunus Eş-Şeybânî Hazretleri bir gün bir kafileyle yola çıkar. Yolun en tehlikeli yerine gelindiğinde¸ herkes korkmaya başlar. Hatta korkudan kimsenin gözüne uyku girmez. Hazret de bu esnada büyük bir rahatlıkla istirahata çekilir. Kendisine¸ korkmamasının¸ bu kadar rahat olmasının sebebi sorulduğunda; "Kafileyi korumak için¸ Hz. İsmail (a.s.) gelmişti. Onun himayesi ile kafile zarardan korundu. Bundan sonra kafile hiçbir şeyden zarar görmez" der. Gerçektende kafile hiçbir zarara uğramadan emniyet içinde yerine varır.


Bir başka kerameti ise şöyledir:

Kendisini seven bazı kimseler bir yere gitmek için izin isterler. Yunus Eş-Şeybânî Hazretleri onlara izin verir ve içlerinden birine¸ gittiği yerden kefen alıp gelmesini¸ çünkü o gelene kadar hanımının vefat edeceğini söyler. O kişi hanımının¸ sıhhat ve afiyette olduğunu¸ herhangi bir rahatsızlığının olmadığını¸ bu sebeple de hanımı için bir kefen almanın pek iyi olmayacağını söyler. Bunun üzerine Hazret¸ "Zararı olmaz¸ alırsanız iyi olur" buyurur. Kafile yola çıkar ve günler sonra geri döndüğünde¸ o kişiye hanımının az önce vefat ettiğini haber verirler. O da getirdiği kefen ile hanımını defneder.

Sayfayı Paylaş