SELANİK YAKINLARINDA BİR KÖY

Somuncu Baba

Selim Usta ocakta köz hâline gelen çeliği aldı ve hiç bekletmeden suya daldırdı. Közden yüzüne vuran sıcaklık¸ bütün yüzünü ter içinde bırakmıştı. Sağ kolunu havaya kaldırarak dirsekten yukarısıyla yüzünü sildi. Çocukluğundan beri yaptığı bir hareketti. Anası Mirem Hatun "Kızancık bre¸ yapmayasın büle. Mintanın birden yırtılo." der ama Selim Usta alıştığı şekliyle böyle silmeye devam ederdi.

 Selim Usta ocakta köz hâline gelen çeliği aldı ve hiç bekletmeden suya daldırdı. Közden yüzüne vuran sıcaklık¸ bütün yüzünü ter içinde bırakmıştı. Sağ kolunu havaya kaldırarak dirsekten yukarısıyla yüzünü sildi. Çocukluğundan beri yaptığı bir hareketti. Anası Mirem Hatun "Kızancık bre¸ yapmayasın büle. Mintanın birden yırtılo." der ama Selim Usta alıştığı şekliyle böyle silmeye devam ederdi.


Çeliği sudan aldı tekrar köze soktu. "Çırah yine geç kaldı. Bu kızancık bi işler çeviro ya." Çırak Veli'nin¸ önceleri ailesi Makedon Hıristiyanlarındandı. Sultan Murat Rumeli'de ilerledikçe¸ Veli'nin ailesi gibi¸ Osmanlıyı yakından tanıyanlar¸ onların adaletini gören ailelerden birçoğu Müslüman oluyordu. Çırak ise görünüşte Müslümanlığı kabul etmişti¸ ama içine bir türlü sindiremiyordu. Sultan Murat'ın daha dün Selanik'i Osmanlı topraklarına kattığı haberi gelmişti. Çırağın öfkesi bunu düşündükçe daha çok artıyordu. Kendi gibi birkaç tanesi ile bir araya gelerek örgütlenip haçlılara katılmanın¸ planlarını yapıyorlardı. Onlardaki bu hareketi duyan Papaz Nikola bir gün yanlarına çağırdı:


– Büle bir yol almanız mümkün değildir. Delikanlılar sizi buradan çıkartıp Selanik'in dışında haçlılara teslim edecek bir baş lazımdır. Benden haber bekleyin.


Veli¸ papazla görüştükten sonra kendini daha önemli hissetmeye başladı. Onun da çabalarıyla Selanik ve bütün bu köyler geri alınacaktı belki. "O vakit anamlar ne der bana. Ya bütün bu güzellikleri¸ bereketi haçlılar yok ederse? Kendi topraklarında bile halka eziyet ederken burada kim bilir…"


Veli'nin birden içi sıkıldı. Gözlerinin önüne yakıp yıkılmış evler¸ yerlerde sürüklenen ana babası geldi. Sonra hemen bu düşünceleri kovmaya çalıştı kafasından. Niye öyle yapsınlardı ki? Halkın hiçbir suçu yokken hem de.


Aslında kendini kandırdığını da biliyordu¸ ama bir tarafı Osmanlıyı istemiyordu işte. Vakit öğlene yakın Selim Usta elindeki işi bitirdi. Ocakta demlenen çaydan bir bardak alıp¸ sedire otururken çırak Veli başı yerde içeri girdi.


– Ustam¸ anam ırahatsızlandı da azcık başını bekledim. Babam tarlaya gitmiş idi.


Selim Usta inanmış görünerek:


– Kızancık gelmeyeydin ananı üle ıyalnız bırakıp.


Veli¸ ustasını kandırabilmenin sevinciyle önlüğünü takarken:


– Yok¸ lazım değildir daha fazla beklemek. Ne vakit babam geldi ben hemen fırladım.


– İyi o vakit tezden dükkânı süpüresin.  Meydandaki kutlamalara gido erkez. Tez vakit biz de varalım. Selanik zaferi kutlanacak. Sultanımızın emriyle¸ Allah'a şükür için ziyafet sufraları kurcakla.


Veli¸ Selim Ustaya çaktırmadan kızgınlıkla diliyle dişi arasında bir şeyler söylendi.


…


Köy meydanı bayraklar ve çiçeklerle süslenmişti. Tören kıyafetleriyle sipahiler¸ bayrama gider gibi giyinen köylüler¸ neşe içinde koşuşan çocuklar çok güzel bir manzara arz ediyordu.  Masaların etrafında dolaşan hizmetliler gelen herkesin sofralara oturup¸ karınlarını doyurabilmelerine dikkat ediyorlar hasta olup da gelemeyenlerin evlerine yemekler gönderiliyordu.


Veli ile birkaç kopuk arkadaşı dışında herkes zafer için şükredip¸ eğlenerek yemeklerini yediler. Yaşlılar katıldıkları seferleri anlattılar övünerek. Bütün köy halkı çok güzel bir gün geçirirken¸ Veli birkaç arkadaşı ile bir araya gelmemeye çalıştı. Dikkati çekmek istemiyordu. Papazdan haber gelene kadar¸ görüşmeme kararı almışlardı. Kös kös sofrada oturup etrafı izlerken¸ Mustali'nin kızı Kezban'ı gördü uzaktan. Kezban'la beraber okula gitmişlerdi. Ona bakarken " Ne ka büyüyüp güzelleşmiş. Babama disem everir mi bizi ama yoh bre ben dava adamıyım. Evlenemem." deyip kendi umudunu kendi söndürdü. Ustası onun düşündüklerini anlamıştı.


– Mari Kezban iyidir¸ güzeldir. İsteyiveririz be yav. Mustali senden asına mı vercek?


Veli utancından yüzü kızararak başını yere eğdi.


– Yok be usta evlenmek bize göre değildir.


– Neden bre? Vaadır bir eksiklik?


Veli oturduğu yerde dikleşerek ustasının gözlerinin içine baktı. Birden davalarını düşünüp kendine güven gelmişti.


– Şükür er bi şeyimiz tastamamdır usta. Lakin…


Daha fazla konuşmamak için kalktı ve:


– Âdi ben çöcüklerin yanına varıyom. Sona gelirim.


…


Papaz Nikola karşısında dimdik duran dört genci dikkatle süzdü. Heyecanları gözlerinden belliydi.


– Yarın akşam köyün çıkışında Şahin Gözünde bir atlı beklicek. Sizi Selanik'in dışında toplanan haçlılara ulaştıracak. Geç kalanı beklemez ona göre.  Sizler oldukça Osmanlının buradan geldiği gibi gitmesi yakındır evlatlarım. Yarın gün kavuşurken Şahin Gözünde olun. Zaferimiz yakındır.


Akşama doğru dükkânda Selim Usta¸


– Veli adi sen artık evine git. Bugün çok yoruldun. Yarın erce gelip açasın dükkânı.


Veli sevinçten yerinde duramıyordu. Ustanın erken bırakması isabet olmuştu. İki haftalık alacağı vardı. İstemeyi düşündü sonra usta şüphelenir diye vazgeçti. Tam kapıdan çıkıyordu ki usta seslendi.


– Az kalsın unutuyodum. Gel şu aftalıgını al da ben de yük etmesin.


Evden atı alıp bayır yukarı tırmanırken Veli'nin gözleri doldu.  Ustasını belki bir daha hiç göremeyecekti. Selim Usta¸ eşi bulunmaz bir insandı. İsa adına buraları Osmanlıdan alınca¸ belki de Selim Usta ile karşı karşıya gelecekti. Sakalları henüz terlemiş yanaklarından ip gibi yaş süzüldüğünü fark edince¸ telaşla hemen sildi. Biri görürse ağladığını rezil olurdu. Şahin Gözüne de gelmişti zaten.


Bir süre bekledi ama diğer arkadaşları gelmedi. "Erken geldim¸ biraz sonra gelirler." diye düşünürken uzaktan yüzü ve başı sadece gözleri açıkta kalacak şekilde örtülü siyah giyimli bir atlı geldi. Atın boyu Velinin atından çok uzundu. Binicisi de çok heybetli duruyordu. Veli hayranlıkla izlerken atlı yaklaştı ve yüzünü açmadan "Sen Vranovci'misin bre? Arkadaşların korkak çıkmış olmalı. Hadi biz gidelim bir an önce. Senin gibi yiğitler lazımdır Selanik için."


Veli¸ arkadaşlarına söylenerek atlının arkasına düştü. Önünde böyle yiğit bir rehber olduktan sonra hiç bir şeyden korkmayacağını düşünüyordu.


İki atlı karanlıkta uzunca bir süre yol aldıktan sonra bir hana vardılar. Adam handa da yüzünü açmadı. Hancıya;


– Misafirimin karnını bir iyi doyur¸ Sonra da yatağını göster. Yatağım hazır mı?


Hancı karşısında el pençe divan duruyordu.


…


Gün aydınlanırken Veli ağır ağır gözlerini açıp etrafına baktı. Gece Osmanlıya karşı kazanacakları zaferin düşünü kurmuş¸ uzun bir süre heyecandan uyuyamamıştı. Atlı uyanmış mıydı acaba? Merakla etrafına bakarken¸ birden attan düşmüşe döndü. Burası demirci dükkânıydı ve başucunda da Selim Usta ile Papaz Nikola duruyordu.


Şaşkınlık içinde "Siz! İkiniz burada…"


Nikola gülümsedi:


– Evet biz. Nikola ile Selim Usta "Biz" oldu. Bu topraklarda artık hep "Bir"iz.


Veli pişmanlık içinde kalkarken çivide siyah uzun bir entarinin asılı olduğunu gördü. Ustasıyla göz göze geldiğinde mahcup olarak başını yere eğdi. Usta:


– Bugün çalışmak yok. Dogru evine git ananlar merahlanmıştır.

Sayfayı Paylaş