MALATYA EVLİYALARI

Somuncu Baba

Güzel Türkiye'mizin yedi bölgesinin en büyük toprak bütünlüğüne sahip olan ve Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Malatya'mız¸ doğunun batıya açılan kapısıdır.

Malatya Türkiye'nin¸ hem ahirete irtihal etmiş¸ hem de hâlen yaşayan ve insanları irşat ederek doğru yola ulaşmalarını sağlayan Allah Dostlarıyla en dikkat çekici yerlerindendir. Özellikle Darende ilçesi geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaydığı ışıkla insanların yolunu aydınlatmaya devam eden bir konumdadır.

Güzel Türkiye'mizin yedi bölgesinin en büyük toprak bütünlüğüne sahip olan ve Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Malatya'mız¸ doğunun batıya açılan kapısıdır.


Malatya Türkiye'nin¸ hem ahirete irtihal etmiş¸ hem de hâlen yaşayan ve insanları irşat ederek doğru yola ulaşmalarını sağlayan Allah Dostlarıyla en dikkat çekici yerlerindendir. Özellikle Darende ilçesi geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaydığı ışıkla insanların yolunu aydınlatmaya devam eden bir konumdadır.


Daha önceki bir yazımızda Darende ilçemizdeki evliyaları müstakil bir başlık hâlinde konu edindiğimiz için bu yazımızda Malatya ve diğer ilçelerinde bulunan evliyalardan bahsetmeye çalışacağız.


Malatyalı oldukları pek fazla bilinmeyen bazı İslâm büyüklerini de birer ikişer paragrafla da olsa tanıtmakta yarar olacağı düşüncesindeyiz.


Battal Gazi


Emeviler devrinde Anadolu'da Bizans'a karşı yapılan savaşlarda ün kazanmış¸ Müslümanlar ve bilhassa Türkler arasında büyük bir gazi-velî hüviyeti ile yüceltilip destan kahramanı yapılmış İslâm Devleti'nin komutanlarındandır. Türk gazi tipinin mükemmel bir örneğini aksettiren Battal Gazi¸ gerek kahramanlığı¸ gerekse evliya karakteriyle Anadolu insanı üzerinde son derece etkili olmuştur.


Yaklaşık olarak miladi 680 yıllarında Malatya'da doğan Battal Gazi'nin babası Malatya serdarı Hüseyin Gazi'dir.


Battal Gazi¸ bugün Eskişehir'in güneybatısında yer alan Seyitgazi Kasabasının bulunduğu antik Akroinon mevkiinde Bizans ordusu ile çarpışmakta olan İslâm ordusunun yardımına gelir. Savaş çok şiddetli geçer ve her iki taraftan da çok sayıda insan ölür. Bu savaşta Battal Gazi şehit olur ve İslâm ordusu Şuhut'a çekilir. Battal Gazi de Seyitgazi'ye defnedilir. Belirtilen kaynaklar onun ölüm tarihini (731)¸ (740) ve (741) olarak zikrederler. Buna göre Battal Gazi'nin milâdi 730'lu veya 740'lı yıllarda Akroinon mevkiinde şehit düştüğü kabul edilebilir.


Abdülhalik Gocdüvanî


Altın Silsile'nin Altın Halkaları'ndan olan bu büyük Pir Büyük Selçuklular döneminde Anadolu'nun Malatya'sından kalkıp Buhara'ya yaklaşık 35 km. mesafedeki Gucdüvan Köyüne yerleşen bir ailenin çocuğudur. Hace Abdülhalik bu köyde doğdu ve bu yüzden Gucdûvanî diye meşhur oldu.


İbn-i Arabî


Şeyhu'l Ekber İbn-i Arabî Hazretleri bugünkü İspanya'da kurulmuş İslâm Devleti Endülüs'te dünyaya gelmiş mutasavvıf¸ İslâm düşünürü ve şairdir.


Tasavvufî yaşayıştan çok tasavvufi tefekküre önem veren İbn-i Arabî varlık ve vahded-i vücudu kendine mihenk taşı alıp üzerinde fazlaca durmuş ve bu konudaki teorisi ile çığır açmıştır.


İbn-i Arabî 1218 yılında Sadreddin Konevî'nin babası Mecdüddin İshak'ın refakatiyle geldiği Malatya'ya yerleşti. Yaklaşık 8 yıl Malatya'da bulunan Arabî daha sonra Şam'a gitti.


1240 tarihinde Şam'da vefat eden İbnü'l-Arabî¸ Kâsiyûn Dağı eteğindeki Sâlihiye semtinde bulunan kabristanına defnedildi.


Niyâzî Mısrî


Türk Edebiyatının önde gelen mutasavvıf şairlerinden olup Halvetî yolunun¸ Mısriyye kolunun şeyhidir. Adı Muhammed¸ mahlası Niyâzî olup¸ uzun müddet Mısır'da kaldığı için de Mısrî denilmiştir. 1618 senesinde Malatya'ya yakın bir köyde doğdu.


İlk eğitimine köyünde başlayan Niyâzî Mısrî Malatyalı bilginlerden özellikle de Halvetî şeyhi Hüseyin Efendi'den hem dinî alanda hem de tasavvufî alanda dersler alarak kendini yetiştirir. Şeyhi Hüseyin Efendi Malatya'dan ayrılınca Niyâzî Mısrî de 20 yaşları civarında Diyarbakır'a oradan Mardin'e geçer. Daha sonra Kerbela¸ Bağdat ve Kahire'ye geçer. Mısır'da bulunduğu süre zarfında da ilmî faaliyetlerini sürdürmüş¸ tasavvufî gelişimini tamamlama gayreti içinde olmuştur.


1647 yılında gittiği Elmalı'daki Halvetî şeyhi Ümmi Sinan'ın yanında uzun bir süre nefsini terbiye ile uğraşır¸ tasavvufî yönden kendini yetiştirmeye çalışır. Daha sonra kendisine şeyhi Ümmî Sinan tarafından hilafet verilir.


Niyâzî Mısrî Sultan 2. Ahmet'in Avusturya seferine müritleri ile birlikte katılmak ister¸ bu isteği padişah tarafından kabul edilmez. Fakat Niyâzî Mısrî yine sefere katılır. Bu davranışı sebebiyle 78 yaşında iken Limni adasına gönderilir. 1694'te Limni'de vefat eden şairin cenazesi Limni'de defnedilmiş olup mezarı halen buradadır.


Hacı Ahmed Efendi


Hacı Ahmed Efendinin doğum tarihi belli değildir. Babasının adı Mahmud'dur. Her ne kadar Medineli olup¸ Seyyid olduğu söylense de Hazret-i Ömer'in soyundan geldiği de rivayet edilmektedir. Hicaz'da meydana gelen bir karışıklık sebebiyle ailesi Şam'a göç etti ve Ahmed Efendi de burada doğdu ve zamanın âlimlerinden ilim öğrendi.


Şam valisi tarafından Harput sancağında bilinmeyen sebepler yüzünden mecburi ikâmete tâbi tutulan Ahmed Efendi burada evlenerek¸ Harput'a yerleşti. Daha sonra Malatya'ya göç eden Hacı Ahmed Efendi Battalgazi İlçesi medreselerinde ders verip ve Ulu Camide imamlık yaptı.


Halk arasında çeşitli kerametleri halen anlatılan Ahmed Efendi 1884 yılında 60 yaşlarında vefat etti ve imamlık yaptığı caminin mezarlığına defnedildi.


Abdullah Fahri Baba


1864 veya 1865 yılında Harput'ta dünyaya gelen Abdullah Fahri Baba on iki yaşında Malatya'ya gidip ilim tahsiline başladı. Hocası ve aynı zamanda halasının kocası olan Ahmed Efendi'nin vefatının ardından onun yerinde ders vermeye başladı.


Tasavvufta ilk olarak Kadirî şeyhi Hasan Baba'ya intisab eden Fahri Baba¸ uzun müddet onun talim ve terbiyesi altında yetişip icazet aldı. Hasan Baba vefatıyla talebeleri Abdullah Fahri Baba'nın etrafında toplanmak isteseler de o bir gece rüyasında gördüğü Harputlu Kadirî şeyhi Hacı Ömer Baba'nın yanına giderek ona teslim oldu.


Hacı Ömer Baba bir müddet yetiştirildikten sonra¸ kendisine icazet vererek irşad ve insanlara doğru yolu gösterme ile vazifelendirildi. Fahri Baba bundan sonra Malatya'ya gelerek insanlara rehberlik etti. Onlara ehl-i sünnet itikadını ve dinî bilgiler anlattı. Sohbet ve derslerine pek çok kimse katılıp¸ ondan istifade etti.


Abdullah Fahri Baba vefat etmeden kısa bir müddet önce bir gün zaviyesinde talebelerinin ve sevenlerinin kalabalık olduğu bir sırada uyku hâli gibi bir hâl gelip kendinden geçti. Bu hâl bir müddet devam etti. Sonra gözlerini açıp;


– Eyvah ben ne yaptım¸ dedi. Ne yaptınız¸ ne oldu diye sorulunca;


– Sakalımdaki su damlalarına bakın¸ diye gösterdi. İbrahim Efendi adında bir talebesi su damlalarından alıp¸ diline dokundurdu. Sonra derhâl ağzını temizledi ve "Efendim bu çok acı zehir.” dedi. Bunun üzerine;


– Evet oğlum¸ bu ölüm şerbetidir. Biraz önce Sultan Abdülhamid Han ile yan yana idim. Birisi iki kâse şerbet getirdi. Abdülhamid Han ile birlikte ayağa kalktık. Sultan bana¸ "Buyurun Baba Efendi için!" dedi. "Önce siz buyurun Sultanım." dedim. Fakat benim almam için ısrar etti. Alıp içtim. Ey cemaat¸ bu şerbet sizler için acı bir zehirdir. Fakat benim için tatlı bir ölüm şerbetidir¸ dedi.

Abdullah Fahri Baba 1908 yılında vefat etti.

Sayfayı Paylaş