HİCÂZ NOTLARI VI "MEKKE'YE GİDEN YOL"

Somuncu Baba

"Bir taraftan telbiyelerin getirildiği yolculuk
boyunca otobüsün içerisinde rahat koltuğumda
Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medine'den Mekke
yolculuğunu düşünmeye başladım. Birkaç saat
sonra namazlarımızı kılabilmek için yolda bir
yerde konakladık."

Avusturyalı yazar ve araştırmacı asıl adı Leopold Weiss olan ve müteakiben de İslâm dinine giren Muhammed Esed'in Arabistan'daki yaşamını ve yolculuklarını anlattığı güzel eserinin ismi de bu şekildedir. "Mekke'ye Giden Yol".[1] Tabii olarak bütün yolların Roma'ya ya da Bağdat'a çıktığı gibi Mekke'ye de çıkıyordu. Muhammed Esed¸ Arabistan'ın uçsuz bucaksız çöllerinde dolaşarak Mekke'ye giderken hangi güzergâhı takip etti bilemiyorum¸ fakat bizim güzergâhımız mîkât mahalli olan Zu'l-Huleyfe'den başlayıp Mekke'de Mesfele denilen yerde bulunan Bedir Otel'inde nihayete ermişti.


Medine'deki programımız 10 Temmuz 2010 itibariyle sona ermişti. Peygamber Efendimizi son bir kez ziyaret sonrasında otelimize dönmüş ve hazırlıklarımızı da yaptıktan sonra eşyalarımızı lobiye indirmiştik. Tatlı bir telaş başlamıştı. Hocalarımızın bir kısmı ihramlarını giymişti. Diyanet İşleri Başkanlığı bizim kafilemiz için iki otobüs tahsis etmişti. Artık Sevgili Peygamberimizin şehrinden ayrılma vakti gelmişti. Geldiğimiz gün gibi gideceğimiz gün de sıcaktı¸ fakat bizler klimalı otobüslerimizin içinde oldukça rahattık. Sadece Sevgili'den ayrılma hüznü¸ kalpleri doldurmuştu. Son bir kez Peygamberimizin Mescidi'ne bakışlar… Otobüs uzaklaştıkça Peygamber Mescidi'nin minarelerinin kayboluşu…


İlk olarak Medine'nin hemen dışında sayılabilecek olan Zu'l-Huleyfe mîkât mahallinde kısa bir mola verdik. Otelde ihramlarını giymeyen hocalarımızdan bir kısmı da ihramlarını Zu'l-Huleyfe'de giydiler. Niyetler edildi ve namazlar kılındı. Buradaki mîkât mahalli hacı ve umreciler için çok güzel tesis edilmiş idi. İsteyen burada bulunan kabinlerde duş alabiliyor¸ kısmen temiz mekânlarda ihramlarını giyebiliyordu.


Hemen hemen altı saat sürecek olan Mekke yolculuğumuz böylece başlamış oldu. Benim de bulunduğum otobüste yolculuk boyunca umreci hocalarımızın birbirlerine takdim ettikleri ikramlar yenildi ve içildi. Adem Apak¸ Tahsin Koçyiğit hocalarımın okudukları Kur'an-ı Kerimler¸ telbiyeler ve ilâhîlerle yolculuğumuz gayet rahat ve güzel sürmekteydi. Ben ise daha seyrek olan arka tarafta otururken elimde fotoğraf makinesiyle yol boyunca tabiat manzarası çekmeye çalışıyordum. Bir ara beni de otobüsün önüne ilâhî okumam için çağırdıklarında Mekke yolunun geniş ve sürücüler için rahat bir yol olduğunu görmüştüm. Birkaç ilâhî okuduktan sonra tekrar eski yerime döndüm ve yine her vakit değişen çöl ortamından kareler yakalamak için fırsat kollamaya başladım. Medine'ye gelmeden önce aklımda hep geniş kumluklardan oluşan bir çöl manzarası vardı. Medine'deki kayalık arazileri görünce durumun hiç de benim düşündüğüm gibi olmadığını fark ettim. Bu arada yol boyunca da çok farklı bir durum yoktu. Yer yer ağaçların bulunduğu araziler¸ özellikle Mekke'ye yaklaştıkça değişiklik arz edecek ve ilginç manzaralar oluşturacaktı. Yol boyunca oldukça fazla deve sürüleri görmüştük. Çölün gemileri olan bu binek hayvanlar¸ eskiden yolculuklarda insanların eşyalarını ve kendilerini taşımak bir yana su depolamaya yarayan hörgüçleri ile ihtiyaç hâlinde insanların su ihtiyaçlarını da karşılamaktaydılar.


Bir taraftan telbiyelerin getirildiği yolculuk boyunca otobüsün içerisinde rahat koltuğumda Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Medine'den Mekke yolculuğunu düşünmeye başladım. Birkaç saat sonra namazlarımızı kılabilmek için yolda bir yerde konakladık. Hem Medine'de hem de Mekke'de Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde tarafımıza sunulan hizmette ufak tefek eksiklikler olsa da gayet güzeldi. Yıllar önce Suriye'nin kuzeyinde Efemya denilen bir yere gitmiştim. Antik bir şehrin eteklerine atalarımız devasa bir kervansaray dikmişlerdi. Suriyeliler burayı müze olarak kullanıyorlardı¸ fakat bu yapı tarihte pek çok hacı ve umreciyi ağırlamıştı. Şam'da Bereda Çay'ı yakınındaki Selimiye Camisi ve Külliyesinde de hacılar için pişirilen yemekler takdim edilirdi. Böylece hacı ve umrecilerin seyahatlerinde rahat etmeleri sağlanırdı. Atalarımız yüzlerce yıl önce hacı ve umrecilerin ihtiyaçlarını karşılamak için devasa yapılar oluşturmuşlardı. Bu noktada her türlü modern imkâna sahip Suudlu yetkililer¸ Medine ve Mekke arasını araçlarla giden insanların ihtiyaçlarını görme hususunda biraz daha duyarlı olabilirler.


 








[1] Muhammed Esed¸ Mekke'ye Giden Yol¸ İstanbul 2003.

Sayfayı Paylaş